Sevgi Gibisi

Her şarkı dinleyişim de gelirsin aklıma. Sevmek böyle bir şey olsa gerek. Güzel düşler kurmak, hayale dalmak… Bir tebessümdür yüzünde, Bir kelebeğin kanat çırpışı gibi,uğur böceğinin şans getirmişcesine neşesiyle. Elinde bir kalem alıp da sevgi sözleri yazmak, nereden başlayacağını bilmemek gibi.

İnsan, hayatının her döneminde sevgi tatması yeni düşlere dalması doğanın kanunu olsa gerek. Sevmek doğuştan gelir; annenizi, babanızı sevmek, kardeşlerimizi sevmekle başlar. Daha sonra bu sevgi gittikçe genişler; doğayı, hayvanları, ağaçları, sahiplendiğin sahiplenmediği eşyaları… Ve bu liste uzar gider. Gün gelir kalbin farklı atmaya başlar, birine aşık olursun seversin onu, çoğu zaman onun haberi olmaz çoğu zamansa karşılık verir,kimi zaman da karşılık vermez her şeye rağmen güzeldir sevmek, birisini tanımak. Sevmeninde boyutları var mıdır? Birini seversin, çok seversin; kimisi içinse her şeyi göze alırsın ama her ne olursa olsun sevdiğim olduğu yerde güzel hayaller, umutlar daima vardır. Sevgi baharda açan çiçekler gibidir. Her duaya hayat getirir, hem insanlara mutluluk kaynağı sunar. Sevgi kışın gökteki güneş gibidir; hem içini ısıtır hem ruhunu. Sevgi ilkbaharda yağan yağmur gibidir; bereket getirir. Kısacası sevgi bizi biz yapan bizi mutlu eden biri geleceğe umutla bakmamızı sağlıyor her şeydir.

 

Hayatımızda sevgi eksik olmasın. Bedeli her ne olursa olsun sevmekten asla vazgeçmeyelim. İnsanlara, doğaya değer verelim. Allah’ın bizlere verdiği en büyük armağanı sahip çıkalım. Unutmayalım ki sevgi bize verilen en büyük hediyedir.

 

 

3 Mart 2015
bosluk

Yalan ( En Kötü Şey)

Nasıl bir dünyamız olursa olsun insan bazen yalan söyleme gereği hisseder. Bazen kendini savunmak için bazen korunmak için bazense alışkanlıklardan dolayı söylenir yalanlar. Kelime olarak tarif edecek olursak yalanı;  gerçeği, hakikati gizlemek doğrunun önüne perde çekmek diye tanımlayabiliriz.

Yalan söylemenin zararları anlatmakla bitmez. Yalan söyleyen insan ilk önce kendini kandırmış olur. Değerlerine, kişiliğine aykırı davranmıştır daha sonra da topluma, karşı karşısındakilere karşı suçludur. Çünkü hakikatin önünü kapatmış, gerçeği bizlerden gizlemiştir. Toplumumuzda ve diğer toplumlarda yalan ve yalancı karşı bakış açısı çok farklıdır. Yalancı insanlara güven azalırken yalan söyleyende toplumdan dışlanır. Peki tüm bunlara rağmen neden yalan söylenir aceba   hiç düşündük mü? Benim nazarımda soracak olursanız  yalan söylemek, hastalıktan başka bir şey değildir. Hem de alkol uyuşturucu gibi illetli bir hastalık. Yalancı insanlar bazen gerçeklerden kaçmak, bazen kendini önemli göstermek, bazense cezadan kurtulmak için başvurduğunuz yalanlarla kendi yarattıkları sahte dünya içerisinde yaşarlar. Kendi yarattıkları sahte dünya içerisinde yalanlarla yaşamak kim bilir ne kadar zordur. Çevrenizde hiç yalancı arkadaşınız oldu mu bilmem; mesela benim çevremde böyle birisi var. İlk zamanlar onu anlamaya çalışsamda şimdi artık sadece ona kızıyorum.  Yalanın herhangi bir açıklaması olmaz, yalan bir mazeret olamaz. İnsanlar yalan söyledikçe karşısına gözünde gittikçe küçülürler.

 

Evet arkadaşlar;  pembe, mavi, kırmızı, kısacası yalanın rengi olmaz. Kendinize yalanlardan oluşan bir dünya kurmayın.  Er ya da geç söylediğiniz yalanlar ortaya çıkar. Ne demişler eskiler “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” ne yaparsanız yapın, yalanınızı  neyle gizlerseniz gizleyin nasıl saklarsınız saklayın bir gün o söylediğiniz yalanlar  karşınıza çıkar. Ozaman sizler  toplum içerisinde küçük düşer, kendi içinizde ise  gururunu incinir. Bu durumu yaşamamak için siz siz olun asla yalan söylemeyin, doğruluktan hakikatten yana olun.

 

 

 

28 Şubat 2015
bosluk

Güzel Ülkemiz

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” diyor şair. Ne zaman bu dizeleri duysam içim ürpermeyle dolar gurur, umut her duyguyu barındırır içerisinde işte vatan ve bayrak bizler için kutsal olmasının belki de en temel nedeni budur. Yüreğimizdeki vatan sevgisini geçmişten , atalarımızın kanlarından aldığımızı unutmayalım.

Yaşadığımız ülkede, bu cennet vatanda, bizlere umut veren ve bizlerin geleceğe güvenle bakmamızı sağlayan o kadar çok neden var ki anlatamam. Bu nedenlerden belki de en önemlisi; bu vatanı ve bayrağı nasıl kazandığımızdır hiç kuşkusuz. Kurtuluş Savaşı yıllarında ülkemizi savunmak, düşman ayaklarını topraklarımızdan çıkarmak için nasıl  fedakârlıklara katlandığınımızı hepiniz bilirsiniz. Yokluk ve sefalet ortamında, varımızı yoğumuzu vatan için verdiğimizi tarih yazmıştır. Çanakkalede işgalci devletleri  ülkemizden attığımızı,  Çanakkale destanı ile tüm dünyanın aklına bu vatanın asla yıkılmayacağını yazılmıştır. Sakaryada, inönüde düşmana nasıl darbe vurduğumuzu okumuşsunuzdur. Bunca  kahramanlık bunca fedakarlık sonucu vatan kazanılmıştır. Binlerce, yüzbinlerce  şehidimiz  kanı bayrağımıza rengini vermiştir. Okullarımızda, hastanelerimizde, her devlet dairesinde, işyerlerimizde  dalgalanan bayrağı bir bez parçası olarak asla görmeyelim. O bir milletin bağımsızlık destanının nişanesidir.

 

Arkadaşlar istiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy  İstiklal Marşında dediği gibi;” Bastığın yerleri toprak diyerek geçme sakın, düşün altında binlerce kefensiz yatanı ,sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı, verme dünyaları alsanda bu cennet vatanı.” ülkemize, bayrağımıza, geçmişimize,kültürümüze sahip çıkalım çünkü geleceğimiz bizlerin elindedir.

 

 

28 Şubat 2015
bosluk

Sigaranın Zararları

İnsanları hayata bağlayan birtakım nesneler ve değerler vardır. Örneğin umut, hayal, sevgi, arabamız,evimiz, sevdiklerimiz ve bunlar gibi onlarcası, yüzlercesi. Ve birde bizleri hayattan koparmaya çalışan şeyler vardır. Bunlarsa; acılar, yokluklar, sıgara, alkol, uyuşturucu gibi duygular ve maddelerdir. Bizlere sunulan hayatı sigara dediğimiz tütünden oluşan ve geçici bir keyf veren madde ile ile tüketmek çok acıdır.

 

Sigara hem ülkemizde hemde dünyada ciddi bir tehdit unsurudur. İçinde bulunan karbondioksit ve zararlı ağır metaller vucuda öylesine zarar vermektedir ki beden çoğu zaman bu yükü kaldıramayarak iflas etmektedir. İflas eden vücut yarım bir hayata ya da ölüme mahkumdur.  Sıgara sonucunda vücudumuzda bir çok hastalik meydana gelmektedir. Bunlarda en tehlikelisi ve yaygın olanı ise akciğer kanseridir ve tabi birde gırtlak kanseri. Sağlık bakalnlığı ve Dünya Sağlık Örgütünün verilerine bakıldığında  sıgara kullanan insanların bu iki kansere yakalanma ihtimali çok fazladır.  Hayatınızın bir döneminde sizlerin içini kemire kemire yatağa mahkum eden  ve çok acı çekerek ölmenize neden olacak sigara kanser dışında özellikle son yıllarda yaygın olan koah hastalığınada neden olmaktadır. Sigara içen insanlara baktığımızda daha genç yaşta  en ufak yürüyüşte , sporda  nefes nefese kaldıklarını görmekteyiz.  Sigaranın tamda bu yönü ile insanı yavaş yavaş öldüren silahtan ne farkı olduğunu sizlere sormak isterim. Bunun dışında kendinize verdiğiniz zarar yetmiyor gibi ardınızda acılı bir eş, çocuklar, torunlar bırakmaktadır.O çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz insanlara bu acıyı yaşatmak  sizce vicdanen ne kadar doğrudur. Ülkemizde sigara kullanım yaşının ortaokul seviyelerinde olduğu bir dönemde hala sigara ve sigaranın zararlarına karşı duyarsız mı kalacağız?  Sigaraya yönelik bir çok reklam filmi, program, yasal uygulama olmaktadır. Sağlık bakanlığı sigarayı bırakma hattı kurarak insanlara daha çok ulaşmayı hedeflemektedir.

 

Evet arkadaşlar  bu toplumun bizlerde birer ferdi isek  bizlerde önce kendimize , ailemize ve toplumumuza karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz.Sigaraya asla bulaşmayalım. Sigara kullanıcısı olmuşsakta güzel bir atasözümüz var bilirsiniz zararın neresinden dönerseniz kardır diye hemen sigara bırakma hattını arayın, çevrenizdeki insanlardan, öğretmenlerinizden yardım alım.  Bulunduğumuz her yerin dumansız hava sahası olması dileğimle.

28 Şubat 2015
bosluk

Korkularımız

İnsanoğlu yaratılış itibari ile farklı, bambaşka bir canlıdır. kalp atışı ile vücudu, organları çalıştıran bir mekanizma ve hala ttam olarak keşfedilmemiş bir ruha sahiptir. Varoluşundaki sırra akıl yormak, duygularını anlamlandırmaya çalışmak çoğu zaman elimizi boş bırakmaktadır.  Karmaşık bir yapıya sahip olan ruh farklı duyguları bünyesinde taşır. Sevmek, üzülmek , mutlu olmak ve korkularımız bunlardan bazılarıdır. Bunlar içerisinde psikolojik olarak bizleri en çok etkileyen duygu hiç kuşkusuz ki korkularımızdır.

 

Hayatımıza yön verirken bir takım kırılma noktaları ile karşılaşırız.  Zamanımızın bir bölümünde karşılaştığımız bu kırılma noktaları ileriki yaşamımızda bizim önümüze bir engel, zorlu bir parkur gibi çıkacaktır.Duygularımızı temellendiren bilinçaltı geleceğe gönderdiğimiz kapalı zarftır. Günü gelip de pandoranın kutusu açıldığında hayatımızın yönünü olumsuz olarak değiştirecek korkularımız etrafımızı dikenli teller gibi saracaktır. Temellerini çocukluk döneminin oluşturduğu korkularımız zihnimizde yaşayan toplum tarafından aşikar olan duygulardan öte değildir. Eminim sizlerinde bir çok korkusu vardır. Korkular içerisinde en sık ve bilindik olanları kuşkusuz karanlıktan korkmak,örümcekten korkmak, yükseklikten korkmak gibi korkularımızdır. Fobi olarak adlandırılan korkuların bir çok boyutu vardır. Psikoloji tarihinde korkular her zaman ayrı bir yer  tutmuştur. Bilimsel laboratuvar araştırma yapan psikologlar ve psikiyatri tabular, totemler, inançlar, kişilik gibi bir çok etkenin etkisinden bahsederler makalelerinde. Eskiler korkuları yenmek için kişiyi korkusu ile yüzleştirmişlerdir. Örneğin karanlıktan korkan birisini tek başına karanlık bir o daya kapatmışlardır. Günümüzde bu tür yöntemler pek tercih edilmez. Korkuları ile yüzleştirmek bazen kişide telafisi olmayan psikolojik sorunlara yol açabilir. Günümüzde daha çok kişilerin bilinçaltı incelenerek korkuların geçmişte ve çocuklukta neyin sebep olduğunu araştırarak uzman desteği ile korkulardan kurtarma yoluna gidilmektedir.

Evet arkadaşlar biliyorum sizlerde de bir çok korku var. Şunu unutmayınız ki korkularımız zihnimizin bize oynadığı oyundan ibarettir. Bu oyunun bir parçası olduğumuz için korkularımızın üzerine gidelim. Kendi zihnimizin oluşturduğu korkuları yine kendi zihnimizle yok ederek hayatımızı özgür kılalım. Korkularımızın olmadığı bir hayat için korkularımızla yüzleşmekten asla kaçmayalım

17 Şubat 2015
bosluk

Kitap Üzerine

Kitap hakkında onlarca, yüzlerce hatta binlerce tanım yapmak mümkün.Süslü kelimelerle yapılan, kulağa hoş bir nağme gibi gelen kelime okyanuslarını saymıyorum bile. Ama bana sorarsanız kitap; duyguların ve bilgilerin saklandığı gizli bir sandıktır.

 

Günümüze güzel yüzlerce dev yapıtlar gelmiştir. Geçmişin bilgileri bir hazine gibi kitaplarda saklanarak bilimin kültürün gelişmesini sağlamıştır. Şimdi daha iyi anlıyorum kitabın önemini. Örneğin Victor Hugo Sefiller’i yazarken aklındaki kurgunun kitap altına alınıp günümüze kadar hala bir baş yapıt olarak geleceğini hayal etmiş midir? O kadar geçmişe gitmeye de gerek yok günümüz yazarlarından Elif Şafak onca kitabını yazarken kitabın ne kadar önemli olduğunu gerçekten idrak edebiliyor muyuz.  Kafamızda onca soru var; ama en bildiğim şey kitap bizlere ekmek kadar, su kadar lazım olduğudur.Hayatın çeşitli alanlarına göre kitaplarda farklı bölümlere ayrılmıştır. Yazarlar çogu zaman belli konularda yoğunlaşmıştır. Kitap sevgisi bambaşka dır. Bir kere sevdimi alışkanlık haline geldi mi bırakmak istemezsiniz. Bir kütüphaneye girdiğinizde yüzlerce kitabı yanıbaşınızda gördüğünüzde kitaba olan sevginiz bambaşka artacaktır.

 

Kitap hakkındaki düşüncelerimiz biraz da olsa aklımızda şekillenmiştir. Peki arkadaşlar sizler hiç kitap yazmayı denediniz mi? Bence bu zevkten mahrum kalmayın. Zihniniz de kelimeleri dans ettirin. Hayal dünyasına yelkenlerinizi açın. Hayatınızda kitabın eksik olmadı nice günlere.

15 Şubat 2015
bosluk

  Zararlı Alışkanlıkların Gençler Üzerindeki Etkisi

 

Zararlı alışkanlıklar dediğimizde aklımıza ilk ne geliyor hiç düşündünüz mü? Ya da niçin zararlı alışkanlık denilmiştir. Konumuza geçmeden önce kısa bir tanım yapalım isterseniz. Alışkanlık; bireyin günlük yaptığı, değişmeyen davranış ve isteklerdir. Zararlı alışkanlıklar ise bu davranışı ve bağımlılıklarin bizlere ruhen ve bedenen yaptığı kötü etkilerdir.

 

Günümüz dünyasında birey gittikçe yalnızlaşmaktadır.  Facebook, twitter gibi sosyal ağlarda binlerce arkadaş olmasına rağmen,  insanlar yan yana gelip konuşacağı dertleşeceği arkadaş bulamamaktadır. Arkadaş çokluğu içerisinde sanal dünyanın girdabına giren gençler toplumdan kopmak da ve kendini aciz, güçsüz, yalnız hissetmektedir. Bu yalnızlık ve bunalım içerisinde onlara uzatılan bilinçsiz elleri tutmaktadır. Yalnızlığından kurtuluşu ne olduğunu bilmediği maddelere yönelerek aramaktadır. Günümüzde zararlı alışkanlıkların başında sigara, alkol yer alır. Sigara ve alkolün yani sıra günümüzde uyuşturucu, uyuşturucu etkisi yapan bonzai gibi maddeler bireye verilerek ruhen ve bedenen büyük zararlar vermektedir. Ve bu maddeler her geçen gün engellenemeyerek yangınlaşmaktadır. Sağlıksız bir gençlik meydana getiren bu kötü alışkanlıklar sorunlu bir topluma da davetiye gondermektedir. Günümüzde zararlı alışkanlıkları önlemeye yönelik bir çok kurum, dernek, örgüt ve evrensel olarak çalışan Dünya Sağlık Örgütü (Who) gibi kuruluşlar bulunmaktadır. Bu kuruluşlar gençleri bilinçlendirmek, aileleri bilinçlendirmek için yoğun çalışma yürütmektedir. Bir çok spor kültür hobi etkinlikleri ile gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutmayı amaçlamaktadırlar.

 

Sevgili arkadaşlar Hayatınızın bir döneminde bu illet e bulaşmış iseniz dahi iş işten geçmeden bir an önce kurtulmaya çalışın. Zararlı alışkanlıklar sizi toplumdan dışa iter. Toplumsal saygınlığınıza zarar verir, aile hayatınızı yıkar, malınıza ve canınıza kasteder. Daha temiz bir dünya için, daha temiz bir gençlik için zararlı alışkanlıklara karşı hep birlikte savaş açalım.

 

 

9 Şubat 2015
bosluk

Hikaye Yazmanın İncelikleri

 

Hazırlık Aşaması;

 

1)      Yazmaya başlamadan önce zihninizde kurgu oluşturun.

2)      Zihninizde oluşturduğunuz kurgunun şahıs özelliklerini aklınızda olgunlaştırın.

3)      Oluşturdugunuz kurgunun mekanını zihninizde hayal edin.

4)      Kurguyu nasıl bir sonla bitirebilirsiniz zihninizde düşünün.

5)      Ana kahramanların özelliklerini iyi özümseyin.

 

Şekil  Olarak;

1)      Temiz bir kağıt kullanın.

2)      Başlık atmayı asla unutmayın.  Başlık konu ile alakalı olmalı, Balık ve içerik arasında uyum olmalı.

3)      Siyah ya da mavi kalem kullanın.

4)      Başlık ne çok uzun ne de çok kısa olmalı 3 kelimeyi geçmemeli.

5)      Önce taslak olarak hazırlayın, karalamalar yapın,

6)      Sayfa kenarlarında gerekli boşlukları bırakın.

 

Yazıya Geçiş;

 

1)      Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini belirgin tutun.  (Serim, Düğüm, Çözüm)

2)      Giriş bölümünde şahıslar, mekan hakkında bilgiler verir.

3)      Gelişme bölümünde esas olaya geçilen bölümdür.  Şahıslar ve mekan tasvirleri yapılır. Hem fiziksel hem de ruhsal taasvir yapılır. Olayın anlatıldığı esas bölümdür.

4)      Sonuç bölümünde ise olay artık sonuca bağlanır. Olayın sonu iyi ya da kötü olarak bitirilir. Hikayenin en can alıcı noktasındandır. Okuyucuyu şaşırtmak önemlidir.

 

Her zaman ifade ettiğimiz gibi iyi bir yazı için kelime hazinesi geniş olmalı, orjinal konular ve ifadeler önemli. Aslı dururken kopyasını kimse okumak istemez

31 Ocak 2015
bosluk

Yaşasın Tatil

 

Hayatımız da günlük yaptigimiz çoğu şey zamanla rutinlesmeye başlar. Her sabah kalkariz kahvaltı yap, eşyalarını topla , koşttur koştur okula git , zil çalar teneffüse çık geri içeri gir falan falan hep aynı şeyler. Bu sıkıcılik içerisine tatil bizler için bulunmaz bir fırsattır.

 

Tatilin yaklaşması içimizde ayrı bir heyecan oluşturmaktadır. Eminim ki şimdiden hemen hemen hepiniz güzel bir plan hazırlamışsinizdir. Benim planım sabah geç saatlere kadar yatmak, köye dedemlerin yanına gitmek . Daha sonra tekrar eve gelip özgürce gezmek oyun oynamak. Tatlilleri oldum olası sevmişimdir. Hayatımın en güzel günleri hep tatil günleri olmuştur. En güzel anılarım tatiller de yaşamısimdir. Tatillerde en sevdiğim şeylerden birisi de hiç kuşkusuz ailemle aynı kahvaltı masasına oturup güzel bir kahvaltı yapmaktır. Akşamları ise hep beraber ailemle tv izlemek. Okul zamanı erken kalktığım ve erken yattığım için ailem ile vakit geçirmeye pek zaman olmuyor tatiller bulunmaz bir fırsat benim için. Tatillerde gezmeyi de çok severim ailemle başka şehirlere akrabalarımızın yanına gitmeyi onlarda kalmayi şimdiden çok özledim. Birde bizim oralarda düğünler felan hep tatil zamanlarında olur. Tüm arkadaşlarım akrabalarım hepsi orada olur . Dilediğince eylenir güzel zaman geçiririz. Düşünüyorum da keşke her günümüz tatil olsaydı. Beraberinde aklıma şu soru geliyor; acaba Nasıl olur du. Bence ilk başta iyi bir fikir gibi görünse de eminim tatili n o heyecanı kalmazdı . Bu şuna benziyor aslında. Muz yemeyi çok seviyoruz. Fakat gunde 5 tane muz yesek artık o sıradanlaşir. Önemsizleşir.

 

Evet arkadaşlar önümüzde güzel bir tatil var. Önümüzdeki bu tatili en iyi şekilde değerlen dirin. Gezin .oynayin. Yeni eğitim yılında moral olarak en güzel şekilde okullara gelin.

21 Aralık 2014
bosluk

Mutluluk

Mutluluk

 

Bazen durduk yere gülmek gelir içinizden. Sebebi yokturdur içimizde garip bir duygu bazen se güzel bir haber alırız içimizi bir huzur kaplar. Yüzümüz gülmeye başlar bazen de gözlerimizin içi. Iste her nekadar tarifini yapamasam da bu duygunun adı mutluluktan başka bir şey degildır.

 

Insanin hayata gelişinin bir amacı vardır. Kendisi ve çevresi ile uyum sağlamak, topluma faydali olmak. Mutluluk öncelikle kendi içimizde başlar. Kendimızle barışık isek , sorunlarının üzerinden gelebiliyorsak mutluluk bize uzak değildir. Bazen bir eşyaya sahip olmak bizi heyecanlandirir içimizde güzel duygular oluşur. Kimi zamansa bir başkasının varlığı bizlere sevinç verir. Akşamları başınızı yastığa koyduğunuz da hayal ettikleriniz ve yaşananların hatırlanması bizlere mutluluk verir. Çevremizde bizleri mutlu edecek okadar çok şey var ki arkadaşlar . Önemli olan ne kadarının farkındayız. Günümüzde haberlere baktığımızda trafik kazaları, savaşlar, cinayetler, yolsuzluklar, bizlerde negatif etki oluşturur. Bizleri karamsarlığa sürükleyen bu haberler zamanla stresli, kendisi ve toplumla barışık olmayan insanlar oluşturur ve bu da içimizdeki mutluluğu yok eder. Çevremizde çıkan kavgalar, anlaşmazlıkların temelini mutsuzluk oluşturur.

 

Evet arkadaşlar Çevremizde olanlar içimizdeki mutluluğu yok etmesin. Insanlar severim, değer verelim inanin o zaman mutluluk sizin yanıniz da olacaktır.

20 Aralık 2014
bosluk

Yeni Yıl Yeni Umutlar

Zaman ırmak gibidir akar gider. Bazen yaz olur sımsıcak güneşi ile akar bazen se sonbahar dir kurumuş yaprakları önünde sürükler gider. Zamana hesap sormak gelmez içimiz den yaşanan lar da zaten kederden ibarettir . Geçmişte güzel bir an bıraktık sa ne mutlu , geride göz yaşı varsa keşkeler sarar dört bir yanımızı. Tüm bunların içerisinde zamanin ilerlemesi yeni bir yıla özlem doğurur yeni bir sabah yeni bir özlem.

 

Önümüzde ki günlerde koskoca bir yılı geride bırakacağız acısı ile tatlısı ile. 2014un nasıl geçtiğini anımsakla başlayın öncelikle. Ailemiz de ne oldu kimler aramıza katıldı kimler aramızdan ayrıldı . Ülkemizde neler oldu. Hangi mutlulukları yaşadık hangi acılar la birbirimize kenetlendik ve dünyada neler oldu. Savaşlar, yeni çıkan filmler, açlıktan ölen çocuklar, Yitip giden hayaller. Yahut kazanılan zaferler, güzel projeler,dayanışma . Zaman gerçekten çok hızlı ilerledi akrep ve yelkovan birbirini kovalarken 2014 yaşlı bir insan gibi oldu. Aramızdan ayrılma vakti yakındır. Geçen bir yıl bizlerden neler götürdü ve bizlere neler kattı. Bunun sorgulamasini yapıyorum şimdi. 2014 yılına girdiğimiz de ki heyecan şimdi de var sanki yattık kalktık ve sabah oldu koskoca bir yılın ne kadar çabuk geçtiğini farketmis siniz dir herhalde . Yeni bir yasa girdiniz yeni bir sınıfa geçiniz, yazın tatil yaptınız tekrar okullar açıldı. Ilk sınavlarını zi oldunuz derken ikinci sınavlar ve bakın yeni yıl ilk hediyesi olan ara tatil ile bize merhaba diyor.

 

Yeni yılının şimdiden kutluyorum . Yeni yıl bizlere sağlık mutluluk getirir inşallah. Dünyada kanin akmadigi çocukların ağlamadigi nice mutlu yıllara .

 

 

20 Aralık 2014
bosluk

Kış Mevsimi

Sizin için en güzel mevsim hangisidir bilmem ama bana soracak olursaniz en güzel mevsim kıştir. Etraf bembeyaz olur her yerde masum bir beyaz ağaçların dallarından sarkan kar taneleri göz kırpar bizlere. Dağların tepelerin de sıs çöker beyaz pamuk şekeri gibi

 

Kış Mevsimi beraberinde kar getirir soğuk getirir. Bu soğuk bedenimızi soğutsada yüreğimiz de sıcak vardır. Kış mevsimin en sevdiğim yanlarından bir tanesi de kardan adam yapmaktır. Yavaş yavaş şekillenir önce gövdesi sonra kafası ve en sonun da yüzünü yaparız . Sonra karşısına gecip keyifle bakmak hayatta alabileceğiniz ender zevklerin bir tanesidir. Kartopu oynamanın da ayrı bir zevki olduğunu unutmayalım. Kış günlerinde zaman sobanın yanında kestane pişirmek , güzel sohbetler yapmak ve uzun kış gecelerin de es dost ile bulusmak insana ayrı bir mutluluk verir. Rengarenk eldivenler, şapkalar , kazak lar hepsi yerlerini alır dolaplarımızda. Kimileri için se kış beraberinde bir çok sıkıntı getirir . Bazen yakacak odunu kömürü olmayan insanlar bazense giyecek bir montu olmayan lar. Yine de her ne olursa olsun bir çocuk için Kış Mevsimi çok özeldir. Buzun üzerinde mutlulukla kaymak hayatin tüm zorluklarını unutturur bize.

 

Evet arkadaşlar hepinizin biran önce heyecan ile kar yağmasini beklediğinizi biliyorum . Inşallah yüreğiniz de kar tanesi gibi bembeyaz ve tertemiz olur. Bu arada kardan adam yapmayı da asla unutmayın

18 Aralık 2014
bosluk

Yardımlaşmak

İnsanoğlu varoluşundan günümüze kadar çok çeşitli evreler geçirmiştir. Bu evreler içerisinde insanların en çok etkileşim içerisinde oldukları şey yine bir başka insandan başkası değildir. Uygarlıkların gelişmesinde, büyük devletlerin kurulmasında, sosyal düzenin sağlanmasında, ideal bir toplum oluşturma çabası içinde her zaman başka insanların yardımına ihtiyaç duymuştur. İşte varoluştan günümüze sürekli devam eden bu yardımlaşma insanlığın gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

Yardımlaşmak dediğimizde aklımıza birden çok şey gelebilir. Örneğin bir işi yapmak, bir konuda fikir danışmak gibi. Ama özüne baktığımızda yardımlaşma;  zor bir durumdan diğer insanlarla birleşerek o zor durumun atlatılması diye tarif edebiliriz. Şimdi hatırlayalım hiç işin içinden çıkamadığınız, fiziksel olarak gücünüzün yetmediği ve ya akli olarak anlayamadığınız bir konuda bir başkası veya başkalarından destek aldınız mı? Eminim ki bu desteği almışsınızdır. İşte aldığınız bu destek size uzatılan bir elin yardımından başka bir şey değildir. Örneğin Bir ev yapacaksınız. Tek başınıza bunu yapmaya kalksanız hem çok zamanınızı alır, hem aşırı yorulursunuz hem de belki istediğiniz güzellikte olmaz en kötüsü de hedefinize ulaşamadan yarıda bırakır ve yitip giden emekleriniz arkasından sadece bakakalırsınız. Ama düşünün Bir ev yapacaksınız ve birçok insan size yardıma gelmiş. Kimisi ağaç getiriyor kimisi tuğla, kimisi harç yapıyor, kimisi örüyor. Yapılan iş emin olun ki hem daha kısa sürede bitecek hem de fazla yorulmadan iş yarım kalmadan tamamlanacak. İşte yardımlaşmanın ne kadar önemli olduğunu görmekteyiz.

Yardımlaşmak özellikle Anadolu kültüründe önemli bir yere sahiptir. Anadolu’da imece dediğimiz bu usul eski Türk devletlerinde, milletlerinde toplumsal hayata yön veren bir olgudur. Lonca dernek, vakıf ve benzeri teşkilatlar kurularak toplumda yardımseverliği aşılayan kurumların sıkça bulunması da Anadolu insanının yardımlaşmaya ne kadar önem verdiğini gözler önüne sermektedir.

Yukarıda örneklerde de ifade ettiğimiz gibi yardımlaşmak toplumsal hayatı düzenleyen en önemli olgulardan birtanesidir. Onun içindir ki ne zaman darda, zorda kalan bir insan görsek hiçbir zaman emeğimizi esirgememeliyiz. Bedenen gücümüz yetmiyorsa bile fikren ona destek olabilir; fikren dahi gücümüz yetmiyorsa onun yanında olduğumuzu bile belirterek onu motive edebiliriz. Unutmayalım ki bizlerde her zaman başkalarının yardımına muhtaç olabiliriz.Şunu da unutmayalım ne demiş atalar “Ne verirsen elinen o gelir seninlen) Yapılan her iyilik muhakkak kazancını verir.

 

 

22 Eylül 2014
bosluk

Yaşasın Cumhuriyet

Kaybolan zamanın içerisinde yeni bir başlangıç yapmaktır Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Sömürge devletlerin boyunduruğuna engel olup yeni bir dirişin adıdır cumhuriyet. Çanakkalede bir milletin top yekün tek vücut olması, kafkas cephesinde halkın umudu ve  doğan güneşin en güzel sabahıdır cumhuriyet.

Öncelikle cumhuriyet ne diyecek olursak; Cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönettiği, halkın yönetime ortak olduğu bir yönetim şeklidir. Demokrasinin hakim olduğu ülkelerde kullanılır. Bugün medeni olarak kabul ettiğimiz ülkelerin vazgeçilmez yönetim biçimidir. İşte bunun farkında olan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk meclisi toplayarak 29 Ekim 1923 te cumhuriyeti ilan etmiştir. Cumhuriyetin ilanı ile yetinmeyen Atatürk cumhuriyetçilik ilkesinin gereği olarak cumhuriyeti yaşatmak ve güçlendirmek amacıyla bir çok inkilap yapmıştır. Örneğin;  Tbmm’nin açılarak halkın yönetime katılması, 1921 Anayası ile 1924 anayasasının meclis tarafındankabul edilmesi. Cumhuriyet rejiminin ve demokrasının gereği olan çok prtili hayata geçiş.Halifeliğin kaldırıması ile rejime karşı oluşacak tehditin kaldırılması. Gibi birçok inklap yapmıştır.

Mustafa Kemal’in zor şartlar ile kurduğu cumhuriyet ve bu cumhuriyeti yaşatmak amacıyla yaptığı inkılaplara sıkı sıkı sarılmalı ve halkın yönetime olan ortaklığını pekiştirmeliyiz. Bizlere düşen görev ulu önderin izinden giderik onun gösterdiği hedeflere ulaşmaktır.

 

8 Eylül 2014
bosluk

Taşıma Su İle Değirmen Dönmez

Taşıma su ile değirmen dönmez atasözü toplumsal kurallardan birisi olan çalışmak üzerine yoğunlaşılan bir konudur. Bu atasözünde kısaca bir şeyin kaynağı bizde olmazsa yapılan her türlü eylem bir gün muhakkak son bulacak daha da kötüsü o eylemin başarılı olamayacağı ifade edilmektedir. Gerçekten de çevremize baktığımızda eğer ki bir işin kaynağı yanımızda değil de ödünç ya da dışa bağımlı isek her yönden zarar etmiş oluruz. Bu zarar belki kısa vadede karşımıza çıkmada uzun vadede muhakkak bizi etkiler.

Özellikle kaynaklarımızı kullanırken ve ya bir işletmede iş yürütürken işletme için gerekli olan her şeyin kolay ve devamlı temin edilebilir düzeyde olmalıdır. Örneğin bir inşaat yapacağız. Normalde 5, 6 kamyon kuma ihtiyaç var ama biz azar azar , küçük küçük parçalarla ordan burdan kum getirmeye başlarsak hem maddi olarak hemde zamandan büyük kayıp aşarız. Daha da önemlisi belki o malzemeyi temin de edemeyebiliriz. O zamanki zaman ve enerji de yapılan israf çok olur. Ya da bir baaşka örneğe bakacak olursak bir ailede çalışan kimse yok komşuları devamlı yardım ediyo, eşi dostu maddi konularda yardım ediyor. Bir evin aylık geçimini sağlayabilmesi için belli paraya ihtiyaç vardır. Bugün birileri o parayı verebilir, belki geçmiştede devamlı yardım aldı peki ya gelecek? Gelecekten emin mi insan o halde düzenli bir işi olmadığı taktirde elbette bir süre sonra sıkıntıya düşecektir İnsan.

Evet örneklerde de gördüğümüz gibi bizler bilinçli insanlar olarak bir iş yapmaya başlamadan önce gerekli eşyalar, malzemeler hepsi tamam olmalı, oradan buradan parça parça alarak iş yürütülmemeli. İş yaparken hem zamandan hem malzemeden hemde emekten yana olarak kaynaklarımızı en iyi şekilde kullanmalı sanayide, tarımda dışa bağlı olmamalıyız.

10 Ağustos 2014
bosluk

Kitap Sevgisi

En son ne zaman bir hikaye okudunuz veya bir roman, ya da en son ne zaman bir hikayenin kahramanına benzemek istediniz, en son ne zaman bir hikaye okurken uyuya kaldınız ve en son ne zaman bir kitabı soluksuzca bitirdiniz? Bu ve buna benzer yüzlerce soru sorabilirim aslında. Cevaplar ise yeni ,bilmem,bir yıl oldu galiba, daha bugün gibi farklı farklı cevaplar gelebilir.  Cevapların farklı olması biraz düşündürücüdür. O zaman şunu kendimize sormalıyız ben gerçekten kitap okumayı seviyor muyum?

Bundan iki yıl önce Ankara büyük bir kütüphaneye gitmiştim. Gidişim aslında biraz tesadüfi oldu. Amcamın orada çalışan memur ile önemli bir işi vardı. Bende onu kütüphanede beklerken birden bire kendimi masallar diyarında gibi hissettim. Her kitap hareket ediyor, konuşuyor, bana gelsin diye can atıyordu. Bense daha önce hiç kütüphaneye gelmemeyişimin mahçupluğu ile hangisini alacağımı şaşırıyordum. O an elime Don Kişot adında bir kitabı aldım ve okumaya başladım. Okumaya yeni başladığım için heceleye heceleye okumaya başladım. Ve birden kitabı bırakamadığımı fark ettim. İşte benim kitaplara olan sevgim o zaman başladı. Şimdi sizlere şunu diyorum sizde kitapları sevmek için bir kütüphaneye gitmeyi mi bekleyeceksiniz. Bence hayır hemen bir kitap alın ve okumaya başlayın belki sıkıcı gelebilir pes etmeyin başka bir kitap okumaya başlayın. Çevrenizdeki insanların önerileri ile başlayın mesela. Kitap okumayı sevdikçe, her şeyi sevmeye başlayacaksınız emin olur. Yeni insanlar tanıyacak  roman,hikaye kahramanlarından yeni dostlar edineceksiniz. Ve emin olun bu dostlar siz istemediğiniz sürece sizleri asla yalnız bırakmayacaklar. Kitap okuyarak başka dünyalara ülkelere kültürlere yolculuk edeceksiniz. İnsanların başından geçen garip olaylara şahit olacak ve inanın çok eğleneceksiniz. Kitaplardaki dünyalar ile hayalinizdeki dünyaları birleştirip belki de kendi hikayelerinizi yazacaksınız.

Evet arkadaşlar kitabı sevmeliyiz. Daha kültürlü, daha eğlenceli,daha donanımlı insanlar olmak için kitabı sevmeli, onlara bir arkadaş, bir dostcasına yaklaşmalıyız. Kendimizden bir parça bulmalı ve kitapla aramızda duygusal bağlar kurmalıyız. Böyle yaparsak kitaplarda bizleri sevmeye başlar ve bizi en güzel dünyalara yolculuğa çıkarırlar. Ve bu birikimlerimizle ileride en güzel meslekleri yaparız. Hayatınızdan kitabın eksik olmadı nice nice günlere.

 

10 Ağustos 2014
bosluk

Karşılıksız Sevmek

Sevmek dünyadaki en şeylerden birisidir. Karşı tarafı kalpten, gönülden bir bağ ile yakınlık kurmak,ilgi göstermek ve yüreğinin bir köşesinde yaşatmak en güzel duygulardandır. Sevmek konusunda bir çok tanım yapmakta mümkündür. Sınırlarını dahi aşan bir olgudur. Kabına sığmayan, haylaz bir çocuk gibi biraz yaramaz birazda afacandır. Sevmek hayattaki en  güzel meslektir.

Sevmek dediğimizde öyle küçük, dar düşünmemek gerekir. Sevmenin temelini insan oluştursa da, insanı sevmenin temeli ise doğayı sevmek, hayvanları sevmek , bitkileri sevmektir. Zaten bunları seven insan için bir başka insanı sevmek hiçte zor olmasa gerek. Sevginin bir sınırı var mıdır diye soracak olursanız, sevmenin bir sınırı olacağını düşünmüyorum. Kaldı ki insan yanında olmayan, görmediği,duymadığı, kokusunu almadığı nesneleri, kişileri dahi büyük bir gönül bağı ile severken belli sınırlardan bahsetmek pekte doğru olmaz. Aslında sevgi soyut bir kavram içimizden gelen tamamen ruh halimizin dışa yansıması gibi bir şey. Bazen de şöyle olabiliyor ama; dışarıdan baktığınız zaman çok sinirli , kimseyi sevmeyen biri gözükse bile içindeki insana olan o sevgi o kadar yüksek olabiliyor ki bunu dışa yansıtamıyor. Onun için sadece bakarak bir insanın sevdiği ya da sevmediği hakkında yorum yapmak açıkçası pek de doğru olmaz. Dinimizde de sevgiye önem verilmiştir. İslam dini sevgi üzerine kurulmuştur. Buradaki sevgi karşılıksız,içten gelen sevgidir. Çıkarı olmayan sahte olmayan sevgidir. Çok sayıda sevgi insanı yetişmiştir. Yunus Emre, Mevlana gibi insanlar yıllarca sevgi aşılamışlardır. Yaratılanı severim yaratandan ötürü anlayışı İslam dünyası ve Anadolu’da yıllarca insanların birbirlerine sıkıca bağlanmasına ,dertlerine ortak, mutluluklarına ortak olmasına neden olmuştur.

Son yıllarda dünyada insanların giderek karamsarlaştığını ve yalnızlaştığını görmekteyiz bunun temel nedeni hiç kuşkusuz insana,doğaya,hayvana, değerlerimize olan sevginin azalmasından kaynaklanmaktadır. Yıllarca bizi birlikte dik, ayakta tutan en özenli şeyin sevgi olduğunu unutmadan bu topraklarda birbirimizi çıkarsızca sevmeli ve geleceği sevgi penceresinden bakmalıyız.

10 Ağustos 2014
bosluk

Sonbahar (Farklı Duygular Mevsimi)

Koskoca bir yeşilin  yavaş yavaş sararmaya başladığı andır sonbahar. Birer birer  yaprakların dökülmeye başladığı yazın o neşeli günlerinin geride bıraktığı doğanın tekrar kabuğuna çekilişinin başlangıcıdır. Hüzün, sevgi,ayrılık ve daha birçok duygunun birbirine karıştığı,  Biraz ağlamaklı biraz da kışın habercisi oluşunun getirdiği hislerle farklı tadlar bırakır insanın yüreğinde.

Sonbahar benim için en çok mutluluk habercisidir. 3 aylık bir tatil bitmiştir. Zaten tatilin ilk bir buçuk ayı çok güzel geçer sonra yavaş yavaş okulu özlemeye başlar insan hele artık aylardan eylül ise okula olan özlem daha da artar. İşte okula olan bu özlemin bitişi olan sonbahar belkide bu yüzden bana mutluluk verir. Tatil için başka başka yerlere giden arkadaşlarım yavaş yavaş gelmeye başlar bizleri okul hazırlıkları telaşı kaplar. Kış mevsimine hazırlanan doğa da ki telam bizlerin üzerinde de aynı telaşı yaşatmaktadır. Biraz hüzünlüdür benim için öğlenlere kadar yatmak artık olmayacak, sabahın erken saatlerinde uyanılacak…  Sonbaharda en çok sevdiğim şeylerden birisi de hiç kuşkusuz havaların biraz serinlemesi ve  kuraklaşmış dağlarımıza,, ovalarımıza gökyüzünden sağanak sağanak yağmurların yağmasıdır. Bu yağmurların altında saatlerce beklesem bıkmam. Doğaya hayat veren yağmur içimdeki yangınları da biran olsun söndürmektedir. Sonbahar biraz daha  telaşlı geçer bizim buralarda. Çünkü önümüzde çetin, siddetli bir kış bizi bekliyor onun için tüm hazırlıklarımızı bu dönemde  bitirmek gerekiyor.

İşte kışa hazırlık,tatilin bitmesi,okulların açılması,havalardaki değişiklik tümüyle farklı bir mevsimdir sonbahar. Sizlerde değişen doğaya bu dönemde ayak uydurun. Baharlık elbiselerinizi dolaptan çıkarın. Yaza göre biraz serin geçecek bir mevsim bizi bekliyor. Bu arada içinizdeki heyecan da bitmesin. Okullar açılıyor ve arkadaşlarınıza kavuşuyorsunuz e e ne de olsa.

 

 

8 Ağustos 2014
bosluk

Zamanın Önemi

Hayatın bir başlangıcı ve tabi birde sonu vardır. Doğumla başlayan yaşam denilen serüven zaman kavramı ile birleşerek hayatı oluşturur ve  başlayan hayatta ölüm ile son bulur.  İşte hayat denilen bu serüvenin içinde aceba biz neredeyiz en başında mı yoksa sona mı yaklaştık.

Zamanın bir ilaç mı yoksa en büyük zehir mi olduğunu anlamak için zamanda bulunduğumuz yerin ayrı bir önemi vardır. Her şeyin yolunda gittiği, sıkıntıların olmadığı; olsa daği hemen çözüme kavuşturulabilen, acıların yaşanmadığı, hayal kırıklıklarının olmadığı bir zaman muhakkak ki insan hayatında zamanın hiç geçmesini istemediği, her şeyin yerli yerinde kaldığı, huzurun ve barışın hakim olduğu bir zaman dilimine kapı aralar. Ama tam tersini düşündüğümüzde hiç bir şeyin yolunda gitmediği,aksiliklerin yakanızı bırakmadığı, maddi manevi tüm sıkıntıların benliğinize yapıştığı bir zaman diliminde ise zamanın hiç geçmediğini hastalıklı bir virüs gibi tüm hücrelerinizi sardığını göreceksiniz. Zaman bu kadar göreceli iken nerde olduğumu seçmek peki bizim elimizde mi diyecek olursak. Evet tabikide bizim elimizde. İnsanların herhangi bir maddi güvence si olmaya bilir ya da farklı hastalıklara tutulabilirsiniz. Svdiğiniz birisi sizi terk etmişte olabilir. İşte tamda bu nokta zamanda milattır. Bundan sonrası önemli olan. Karşımızda iki yol vardır. Birinci yok tüm bu olumsuzlukları kabullenip zamanın bize en büyük ızdırap verdiği, zamanın kölesi olduğumuz bir dünya yaşamak ya da her türlü olumsuzluklara rağmen içimizdeki umudu yitimeden hayatın tüm zorluklarına karşı var gücümüzle çalışmalı,hayata tutunmaya çalışmalı ve her zaman her şeye pozitif bakabilmeyi öğrenmeliyiz. İşte bunu yaparsak zaman  bizim en büyük ilacımız ve hayata bakış açımız olur.

Evet hiç bir zaman şartlar ne olursa olsun umudumuzu asla yitirmemeliyiz. Unutmayalım ki zaman geçmekte ve akreple yelkovan hep hareket halinde. Elimizdeki zamanın kıymetini en iyi şekilde bilmeli ve zamanın bize hükmetmesini engelleyerek biz zamana hükmetmeliyiz. Emin olun yaşam o zaman sizin için daha anlamlı olacaktır.

 

Admin………………..

5 Ağustos 2014
bosluk

Kış ve Kar

Hayat devamlı bir değişim ve akış içerisindedir. Bugün dışarıya baktığımızda gördüğümüz şeyleri belli bir süre sonra görmeyeceğimizi biliyoruz. İşte zaman kavramı ile gelerek hayatımızda değişiklikler yapan en önemli unsurlardan bir tanesi mevsimlerdir. Hayatın sıkıcılığına karşı hayata farklı renkler getiren mevsimlerden bence en güzeli kıştır.

Kış mevsimi ekimin sonu ve aralıkla başlayıp şubat ve mart ortalarına göre yaşadığımız şehirlerde farklılık gösterir. Kış mevsimini en çok sevmemde ki başlıca etken hiç kuşkusuz kar yağmasıdır. Gökten lapa lapa yağan karın altında durup başımı göre çevirerek yüzüme düşen kar tanelerine aldırış etmeden gözlerimi kısarak gökyüzüne bakmam ve beraberinde kurduğum hayaller beni bambaşka bir diyara götürür. Etrafımdaki her şeyin bembeyaz bir örtünün altına saklanması ve karın onların üzerine bir yorgan gibi örtmesiyle bembeyaz bir dünyaya sıkışan masumiyeti görmek beni ziyadesi ile mutlu ediyor. Saflığın azaldığı günümüzde hala bembeyaz yağan karı görmek geleceğe umut veriyor. Kış mevsiminin en çok sevdiğim yanlarından biriside havalar soğuduğundan günümüzün büyük bir kısmını evde geçiririz ailemle hep beraber sofraya oturur yemek yeriz. Yaz aylarında akşam yemeklerinde genellikle beraber olamadığımızdan kış mevsiminde benim içinde bir hasret giderme ayı oluyor. Evet tüm bu iyi yanlarının yanında elbette olumsuz yanlarıda var birileri için. Bazen öyle fırtına ve tipi çıkar ki camdan baktığımda hep maddi durumu iyi olmayan arkadaşlarım gelir aklıma. Aceba yattıkları yerde sımsıcak uyuyorlar mı diye.  Ama her şeye rağmen kış mevsimi en güzel mevsimdir bence. Hele birde çocuksanız daha başka olur. Bol bol kayarsınız, kardan adam yaparsınız ve tabi kar topu oynarsınız.

Evet arkadaşlar kış mevsimini bana saflığı ve temizliği hatırlattığı için çok seviyorum bilmiyorum sizin için kış ne ifade ediyor. Ama şunu söylemek isterim ki tum bu kelimelerde boğulmak yerine her ne olursan olsun yaşama sevincimizi yitirmeden dışarı çıkıp dilediğimizce koşup eğlenelim kardan adamlar yapalım hayallerimizi saf tertemiz karda resmedelim. Gökyüzünde karın, saflığın eksik olmadığı nice kış mevsimlerine.

4 Ağustos 2014
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Sitemizin Android Uygulaması

https://yadi.sk/d/GVRspX7eWrhcP

Bizi Facebookta Bulun

Mart 2015
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031