Doğruluk

İnsanlar birarada yaşamaya muhtaçtır. Birarada yaşayan insanında diğer insanlarla etkileşime girmesi gayet tabidir. İşte insanoğlu zamanla birbiri arasındaki etkileşim arttıkça belirli gurupla ve sonrasında bir takım topluluklar oluşturmuştur. İşte birçok insanın bir arada yaşamasını sağlayan kurallar ortaya çıkmıştır. Bu kurallardan belki de en önemlisi de doğruluktur.

Doğruluk gerçek manada erdemli bir insan olmak isteyen herkesin vazgeçilmezleri arasındadır. Genel olarak doğruluk ne peki diyecek olursak, doğruluk;  var olanı saptırmadan, eki altında kalmadan, gördüğümüz, duyduğumuz veya hissettiğimiz bir şeyi çıkar gözetmeksizin olduğu gibi karşıya aktarmaktır. İletişimin en önemli değerlerinden olan doğruluk toplumsal düzenin mihenk taşlarındandır. Örneğin bir toplum hayal edelim herkesin yaptığı iş başka söylediği söz başka herkes olayları bambaşka yalan yanlış bilgilerle anlatıyor. Şimdi size soruyorum böyle bir toplumda yaşamak ister misiniz? Diyelim ki yaşadınız, peki insanlara olan güveniniz ne ölçüde olur. İşte demek ki ne imiş doğruluktan uzak kalmak beraberinde güvensizliği getirmektedir. Aynı şekilde doğruya sıkı sıkıya bağlanmakta hiç kuşkusuz bizlere güven duygularını aşılamaktadır. Doğruluk kavramı hem toplumsal hem de dinsel olarak öneme sahiptir. İslam dininde de doğruluk, erdem kavramları üzerinde sıkça değinilmiştir. Doğru olan insanların inançla bütünleştiğine ve yapılan ibadetlerin emelinde doğruluk üzerinde şekillendirme olduğunu görmekteyiz. Doğru söz söylemek ve doğrudan yana olmamak muhakkak ki beraberinde yalancılığı getirir ve bilmeliyiz ki yalancı toplumlarda kendilerini aldatmaktan başka bir adım atmış olamazlar. Sadece İslam dininde değil hemen hemen tüm dinlerde doğruluk kavramı önemli bir yeri vardır.

Doğruluğun bizim için bir erdem, fazilet olduğunu bilmeli ve her ne pahasına olursa olsun doğru söylemekten asla geri durmayalım. Yalanın hiçbir zaman büyüğü küçüğü olmaz. Doğruluktan vereceğiniz en küçük bir taviz size olumsuz bir şekilde döneceğini unutmayın. Halk arasında yaygın olan  “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” gibi sözlere aldırış etmeyip doğru bildiğimizi asla saklamamalıyız. Unutmayın ki doğruluk ip gibidir koptu mu bir sefer bağlamak zorunda kalırsınız ama şunu bilin ki her geçtiğinizde düğüme takılırsınız.

 

Galip Hatip

 

 

27 Temmuz 2014
bosluk

Buz ve Ateş

 

Ateşten şehirlerde yasayan buzdan adamlar gördüm her gün yüzlerine sahte sıcak ifadeler takınır ve insanlara sahte anlar yaşatırlar hiçbir zaman gerçek mutluluğu tadamazlar ve yasadığı insanlara tattıramazlar..

Eğer gözlerinin derinliklerine bakarsanız bu adamların zayıf, kirli, yatak altına gizlenmiş birer çocuk olduklarını görürsünüz ve eğer bir kalbe sahipseniz hiç sevilmeyeceğinizi bildiğiniz halde sararsınız bu adamları kollarınıza bir iç çekişle tüm acılarını kendinize çekersiniz acı, sigara dumanı gibi yayılır ciğerlerinize kalbinize yakıcı bir hazla keser nefesinizi..

Acısı hafifleyen buzdan adamlar sıkılır varlığınızdan her gün ayna’larını görmek istemeyen hırçın prensler gibi sırtlarını dönerler kibirlerinin rüzgarından düşersiniz ayna misali her bir yeriniz paramparça..

Kalkar kırık ruhunuzla karanlığa çekilirsiniz ve bir zamanlar ödünüzü kopartan karanlık şimdi şefkatli bir anne kucağı gibi sıcak ve bir baba evi gibi güvenlidir

Buzdan adamlar yürürken arkalarından bakarsınız ateşten ayak izlerine

Tamir edin ruhunuzu ateşin sönmemek için ihtiyaç duyduğu pervanelersiniz siz ateşe aşık buzdan pervaneler…

ÖZGÜL BERKTAŞ

 

21 Temmuz 2014
bosluk

Gün Doğmadan Neler Doğar

İnsanlar belli amaçlar doğrultusunda doğar , yaşar ve ölürler. Kimisi yaşamını planladığı şekilde devam ettirirken maalesef kimiside planladığı hayatın dışında kalmak zorunda dır. İşte insanın hayatını planladığı planın tutmadığ sekteye uğradığı durumlarda kullanılan bir atasözü olsa gerek.

 

Hayat mutluluklar ve güzelliklerin beraberinde maalesef acı ve hüznüde getirebiliyor. Çok mutlu hissettiğimiz bir anda aldığımız bir haberle birden bire tüm halimiz değişip içimizi bir karamsarlık sarabiliyor. Ve ya düşünün çok güzel bir eğlencedesiniz ve bir aksilik sizi buluyor daha beş dk önce kahkaha atarken şimdi koca bir hüzün. İşte demek ki şu sonuca ulaşmak mümkün umutsuzluk ve karamsarlık hayatımızın her safhasında bizimle birlikte olabilir. Peki umutsuzluk ve acı bize bu kadar yakınken ondan korkmak sizce doğru mu? Hayata hep olumlu bakabilmek aslında çok güzel bir şey. Her olumsuzluk içerisinde çıkarılabilecek mutlaka iyi bir yan vardır. Hiç bir şey olmasa dahi umut vazgeçilmez bir olgudur bizim için. Umut fakirin ekmeğidir,umudunu yitirme gibi deyim ve atasözleri hep umudun bir yerde var olduğunu bize anlatmak içindir. Bazen çok olumsuz muş gibi görülen şeyler aslında ileride bizlere iyi sonuçlar verebilir. Ya da olumsuz bir şey zamanla düzelme göstererek olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin hastanede amansız bir hastalığa yakalanarak yatan bir kişi tam da umutların bittiği bir anda iyileşip tekrar aramıza dönebilir. Veya sınavdan düşük alan bir öğrenci tüm umudunu yitirebilir ama çabaladığında diğer sınavdan yüksek alarak telafi edebilir. İşte arkadaşlar henüz her şey kesin olarak bitmeden neyin ne olacağını bilemeyiz.

İşte arkadaşlar örneklerdede  belirttiğim gibi hayatın ne getireceğini asla bilmeyiz.

19 Temmuz 2014
bosluk

10 KASIM

Bugün günlerden 10 kasım, yapraklar oynamıyor, büyük bir sessizlik şehrin üstüne çökmüş, insanların ağzını bıcak açmıyor. Bugün günlerden 10 kasım bir kurtarıcının aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Öksüz kalan vatan topraklarında gözyaşları sel olup akıyor. Samsun öksüz , Erzurum öksüz, Sivas öksüz, tüm memleket öksüz… Yüzümüzdeki sonsuz umut ışığı tebessüm, yerini mateme bırakmış, Bu gün günlerden 10 Kasım ve bizler yalnız kaldık.

 

Ne güzel de şahlandırmış vatanı değil mi Samsundan anadoluya gelişi bir yiğidin her şeyi göze alması, kendini ülkesine adaması… Yavaş yavaş kurtarırken vatan toprağını düşmanlardan, bir bir yeniyordu dünya devletlerini. Savaş meydanlarında öyle bir şahlanıyordu ki Malazgirtte Alpaslan, İstanbul’un fethinde Fatih gibi. Karanlıkları bir bir aydınlatıyor. Savaş bitti diyoruz tam ama o asla durmuyor. Esas savaş şimdi başlıyor diyor. Cahilliğe, haksızlığa,fakirliğe karşı açılan amansız bir savaş. Önce ilkelerini belirliyor sonra beraberinde inkılaplar. Derken ülke birden bire şahlanıyor. Herkesin umudu, ekmeği,suyu her şeyi Mustafa Kemal oluyor. İşte ayrılık vaktı geldi çattı. Hiç kimse kabullenmek istemiyor onun öldüğünü, hiç kimse ona ölümü yakıştıramıyor. Oysa yapacak o kadar şey vardı ki…

Bugün günlerden 10 Kasım herkes onu öldü zannediyor bilmezler ki aslında o şuan yanımızda,ilkeleri ile inkılapları ile hala bize yol gösteriyosun. Biliyorum sen istemezdin üzülmemizi. Sen bu ülke için kendini adadın bizde senin gösterdiğin yolda çalışacağız Atam. Hep kalbimizdesin, hep yanımızdasın

17 Temmuz 2014
bosluk

Ana Dili Öğretiminde Kullanılan Yöntem ve Teknikler

 

 

Öğrencilerde istendik davranışların gelişmesini sağlamak için öğrenme konusunun uygun yöntem/lerle sunulması esastır. Ancak bu yolla öğretim programında öngörülen bilgi, beceri ve alışkanlıklar öğrencilere etkili bir şekilde kazandırılabilir.

Dil öğretiminde, bazı yöntem ve teknikler özellikle tercih edilir. Ancak bu yöntem ve teknikler dilin bütün beceri alanları için uygun olmayabilir. Okuma, dinleme, anlama, anlatma gibi ana dili etkinliklerinin her birinin kendine has özellikleri vardır. Bu bakımdan bu beceri alanlarında farklı yöntem ve tekniklerin kullanılması kaçınılmazdır.

Ayrıca her dersin kullanacağı kendine has yöntem ve teknikler vardır. Bir dersin işlenmesinde uygulanacak yöntemler konunun ve yetiştirilecek öğrencinin özelliklerine göre değişir.

 

Yöntem ve tekniklerin seçimi ve kullanımı sırasında ilköğretim çağındaki çocukların somut işlemler döneminde bulunduğu ve zihinsel süreçleri işe koşmaktan çok, duyu organları aracılığıyla öğrendiği göz önünde tutulmalıdır. Psikolojinin verilerinden hareketle ana dili öğretiminde basitten karmaşığa, kolaydan zora; yerine göre özelden genele, genelden özele; parçadan bütüne, bütünden parçaya doğru bir yol takip edilerek değişik yöntem ve teknikler kullanılabilir. Bu açıdan bakıldığında öğretim yöntemleri, tüme varım ve tümden gelim olmak üzere iki ana grup halinde toplanabilir:

“İnsan zekâsının işleyişi, ister gerçeği araştırsın ve bulsun, ister onu ispatlasın ve nakletsin daima aynıdır. Şu halde tüme varım ve tümden gelim yöntemleri, aralarındaki amaç farkına rağmen, aynı zamanda hem araştırma hem de öğretme ve öğrenme yöntemleridir. ”(Carrier, Ozouf, 1964, s. 19)

Tümden gelim mantıkî (usa vurmayı gerektiren), tüme varım ise tecrübî (yaşantıya dayanan) bir yöntemdir. Pedagoji bilim olmaya başlayıncaya kadar birincisi, daha sonra da ikincisi kullanılmaya başlanmıştır. Tümden gelimin bir yöntem olmadığı; mantıkta bir muhakeme usulü olduğu düşünülse bile bu doğru değildir.

Üçüncü olarak bu iki yaklaşımın eklektik bir anlayışla bütünleştirildiği Karma Yöntemden söz etmek de mümkündür. Karma yöntem, zihnin bu iki işleyiş tarzına da yer veren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın temeli ise, tüme varım ve tümden gelim yaklaşımlarına dayanır. Yani zihin bazen genelden özele doğru, bazen de özelden genele doğru işler.

             

Yrd. Doç. Dr. Mehrali Calp……

 

 

Ana Dili Eğitimi ve Öğretiminde İzlenecek Yol………….

Dilin Kazanılması İle İlgili Kuramlar……

Dilin Kazanılması İle İlgili Görüşler………….

 Sosyal Katagoride Dilin Kazanılması………

11 Haziran 2014
bosluk

Cümlede Kavramlar

 

a.Öznellik(subjektif):

Kişiden kişiye göre değişen,beğeni,taktir ya da yergi içeren kanıtlanabilirlik özelliği olmayan ifadelerdir.Sanatsal ifadeler,yorumlar, beğeni,benzetme ve eleştirilerin hepsi özneldir.

ÖR:”Ressam bu tablosunu özenerek yapmış.”

“Güneşin doğuşu da batışı da muhteşemdir.”

“Gülmek ona çok yakışıyor.”

b.Nesnellik(objektif):

Bilimsel veri ya da istatisliklere dayanan ölçülebilir,kanıtlana- bilir ifadelerdir.Nesnel cümlelerde eleştiri beğeni,yorum gibi duyguların ve sezgilerin karıştığı ifadeler bulunmaz.

ÖR:”Ressam bu tabloda sarı renklere ağır- lık vermiş.”

“Y.Kemal ”Ok” şiirinde hece ölçüsünü kullanmıştır.”

“Kitap birbirinden bağımsız dört bö- lümden oluşuyor.”

c.Eleştiri:

Bir edebiyat veya sanat eserini çeşitli yönleriyle inceleyip açıklamak,anla- şılmasını sağlamak için yapılan değerlen- dirmelerdir.Eleştiriler kişisel beğeni ifade ettiği için öznel yargılardır.Eleştiri(kritik) olumlu yada olumsuz olabilir.

ÖR:”Kelimenin tam anlamıyla o bir şiir ustası.”

“Neresinden tutsan elinde kalıyor bu kitap.”

“Atatürk çok güzel konuşan,etkileyici bir hatipti.”
NOT.1:  Her değerlendirme bir eleştirinin sonucudur.Eleştiri her konuda yapılabildiği halde ”değerlendirme” genellikle bir esere yönelik olarak yapılan olumlu ya da olumsuz nitelik taşıyan eleştirilerdir. Değerlendirmeler nesnel ya da öznel olabilir.

NOT.2: Başkalarından aktarılan görüşler nesneldir.

NOT.3: Benzetmeler,kişileştirmeler ve duygusal anlatımların hepsinde öznellik vardır.

e.Karşıtlık:

Birbirine zıt iki durumun,ola- yın,aynı cümlede bulunmasıdır.Karşıtlıkla olumsuzluk karıştırılmamalıdır.Ağlamak Gülmek karşıtlıktır ancak ağlamak-ağlamamak;gülmek-gülmemek iki eylemin olumsuzudur.

ÖR:”Serhan iyi bir arkadaş ama kötü bir sırdaştır.”

“Keloğlan,çelimsiz,bakımsız,sıska bir insan olmasına rağmen elinden bir hayli büyük işler gelir.

” Hakimin yüzündeki sert ifade küçük kızla konuşurken yerini gülümsemeye bırakmıştı.
NOT.5: Karşıtlık iki zıt olayın bir cümlede olma durumudur.Bu zıtlık bazen zıt anlamlı sözcüklerle sağlanabilir ancak karşıtlık için ille de zıt anlamlı sözcüklerin olması gerekmez.

f.Karşılaştırma:

En az iki eser,varlık,kişi ya da kavramın benzer veya farklı yönleri- nin birbiriyle kıyaslanmasıdır.Karşılaştırma bildiren cümleler bir varlığın başka bir varlıktan herhangi bir yönden daha iyi, daha kötü ya da onunla aynı düzeyde oldu- ğunu belirtir.

ÖR:”Sinema da tiyatro gibi görmekle ilgilidir.”

“Onun romanlarında,öykülerinde de dil ön plandadır.”

“Beyazın adı var esmerin tadı var.”

h.Varsayım:

Geçici olarak kabul edilmiş görüş ya da önermedir.

ÖR:”Tut ki Ankaralı değilim,ne çıkar bundan?”

“Bu sözleri sana hiç söylemediğimi farzet.”

“Diyelim ki dediklerini yapmadım bana ne yapabilirsin?”

ı.Tahmin(olasılık):

Bir durum ya da olay hakkında ”tecrübelerine” ya da “sezgiye” dayalı olarak fikir yürütmektedir.

ÖR:”Kim bilir yaşasaydı ne olgun eser- ler verecekti.”

“Pasta çok güzel olmuşa benziyor.”

“Yarın akşamki yemeğe onlarda gele- bilir.”

j.Öneri:

İnsana yararlı olacağını düşündüğümüz tekliflerde bulunmaktır.

Örnekler: Ayağını yorganına göre uzat.

Şiire düz yazıya doyduktan sonra yönelmelisiniz.

Ders çalışırken yüksek sesle müzik dinlememelisiniz.

Örnekler: Dostluk okudukça artan bir kitaptır. (öznel tanım)

Sanat, yalanı, yaşamda olamayanı gerçeğe dönüştürme çabasıdır. (öznel tanım)

Sıfat; isimleri çeşitler yönden niteleyen ya da belirten kelimelerdir. (nesnel tanım)

Bir sanat eserinin iyi ya da kötü yanlarını ortaya koymaktır eleştiri.(nesnel tanım)

k.Tanım

Bir nesnenin ya da kavramın belirgin özelliklerini ortaya koyarak onu açıklamaktır.Üzerinde durulan kavrama (sanat, sıfat, dostluk vs) Bu nedir? Diye sorduğumuzda cevap almamız şarttır.

* “Gül tabiattaki çiçeklerin bir özetidir.” cümlesi tanımın içeriğine uymadığı için ( gülün özellikleri söylenmediği için) bir tanım cümlesi değildir. Gül mis kokulu bir çiçektir cümlesi ise belirgin özelliklerinden bir tanesi dahi olsa söylendiği için bir tanım cümlesidir.

Örnekler: Aşağıdaki cümleler birer tanım cümlesi değildir. Roman çok sevilen bir türdür. Sanat, bize bizim göremediklerimizi göstermelidir. Eleştirmenler, eleştirilerinde tarafsız yani objektif olmalıdır.

l.Üslup (tarz, stil, teknik):

Bir yazarın görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliğidir. Yani duygu ve düşüncelerini nasıl anlattığıdır. Kelime seçimi, cümle kurgusu yazarın üslubuna ait özelliklerdir Üslup cümleleri “Nasıl anlatmış?” sorusuna karşılık verir.

*Bir ressamın üslubu nasıl ki renkleri kullanımıyla ve çizimiyle ilgilidir; bir yazarın üslubu da dili kullanma şekli ve sözcük seçimiyle ilgilidir Örnek: Donuk, sıradan bir anlatımla sunar romanı. Ağdalı ve anlaşılması zor cümleler kullanması romanı sıkıcı kılıyor. Ses ve müzikal unsurlarla doğallaştırdığı anlatım, yaşadığı devre göre son derece açık ve sadedir.

m. İçerik:

Bir eserde nelerden söz edildiğinin belirtilmesidir. Temaları, konuları, kahramanları (ayrıca eserde geçen kişilerin rolleri, yaşadıkları yer ve mekan vb ) açıklayan cümlelerdir.
Örnekler: Onun bütün şiirlerinde buram buram Anadolu kokar. Sevgi ve umutlarını dökmüş şair bu mısralara. Yaşamın, hayatın ve aşkın güzelliklerini öven şiirlerinde daima insana mutluluk aşılamıştır.

 

 

 

10 Mayıs 2014
bosluk

Cümlenin Taşıdığı Duygular

a.Hayıflanma:

Acınmak,üzülmek,yerinmek ya da kaçırılan bir fırsattan dolayı esef etmek demektir.

ÖR:”Keşke annemin değerini o hayatta iken bilseydim.”

“Nasıl geçti habersiz O güzelim senelerim.”

b.Çaresizlik:

Elden bir şey gelmemesi, çaresiz olma durumudur.

ÖR:”Çileli doğmuşum zaten ezelden Hasrete alıştım ne gelir elden.”

“Zulüm diken gibi bürümüş kenti Boynu bükük kalmış mor menekşem.”

 

c.Yakınma:

İçinde bulunulan durumdan memnun olmamak,şikayetçi olmaktır.

ÖR:”Bir de sözüme kulak verse.”

“Oysa günümüzde artık masalın sade- ce adı kaldı.”

“Bu çocuklar dur durak bilmiyor.”

 

d.Sitem:

Sevilen,güvenilen bir kimseye karşı,yaptığı hareketin ya da söylediği sözün,üzüntü uyandırdığını öfkelenmeden belirtmektir.

ÖR:”Sen de mi Bürütüs?”

“Güvendiğim dağlara kar yağmış.”

“Bir ibadet gibi beklerim burada Selam vermeden geçer sevgili.”

e.Takdir Etme:

Bir kimseyi yaptığı bir işten dolayı övmek.

ÖR:”Bu yazarımız yıllarca bıkmadan usan- madan çalıştı.”

“Tablo dediğin böyle olur.”

“Bu türkü bundan daha iyi yorumlana- mazdı.”

f.Umut:

İçinde bulunulan olumsuz duruma karşın gelecekte bazı şeylerin düzeleceğine inanmak.

ÖR:”Varsın zulüm bütün dünyayı sarsın Varsın sevinçler başka bahara kalsın.”

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet bizim elbet bizimdir

Gün doğmuş,gün batmış ebet bizimdir.

g.Yaşama Dileği:

Neşe,sevinç,hayattan keyif alma.

ÖR:”Bugün hava güzel İçim içime sığmıyor.”

“Ne güzel dönüyor çemberim Hiç bitmese horoz şekerim.”

h.Karamsarlık:

Hayata ya da içinde bulu- nulan duruma kötümser olarak bakmaktır.

ÖR:”Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım Gün kasvet,gece kasvet”

“Ne göz yaşı avutur gönülleri Ne bir müjde güldürür bu yüzleri”

 

10 Mayıs 2014
bosluk

Dost Kara Günde Belli Olur

 

 

Dostluk dediğimizde aklınıza ilk ne gelir bilmiyorum ama benim aklıma iyi kötü günümüzde her zaman yanımızda olan bizi seven bize saygı gösteren değerli arkadaşlıklar geliyor. Akıttığımız her damla gözyaşımızı silen bizi dinleyen derdimize ortak olan fedakâr arkadaşlıklar geliyor.

 

Dostluk kavramını arkadaşlıktan ayıran birçok değer vardır. Okula ilk başllaığınız anı hatırlayın çevrenizde ne kadar çok insan vardı değil mi ama şimdi baktığınızda çevrenizdeki insan sayısı giderek azaldı. Veya sıkıntı yaşadığınız bir anı hatırlayın. Kimler yanınızdaydı kimler sizinle ağladı ve kimler size destek oldu. Eminim bir elin parmağını geçmez. Yanılıyor muyum yoksa?  İşte dostluk böyle bir şey. Şimdi düşünelim çevremizi hayal edelim anılarımızı gözden geçirelim acaba gerçek dostlarımız kimler. Gerçek dostlarımızı tam olarak tanıyor muyuz? Galiba biraz tereddütte kaldınız. Haksızlık etmek istemem haklısınız şuan etrafımızda bizlere gülen, bizlerle güzel vakitler geçiren o kadar çok arkadaşımız var ki zorlanıyoruz gerçek dostumuzun kim olduğunu seçmede. Peki, size şöyle bir öneride bulunsam. Hani bir atasözünde diyor ya “Dost kara günde belli olur” bizde yaşadığımız kötü anlarımızı hayal edelim. Yaşadığımız sıkıntıları gözümüzün önüne getirelim. Her sıkıntımızda yanımızda olan her defasında bizi yalnız bırakmayan kişi ya da kişiler kim?

 

İşte gerçek dostu uzaklarda aramayalım. Gerçek dost yanı başımızda, dar günümüzde daima bizimle. Ataların dediği gibi kara günde hep yanı başımızda. Gördüğünüz gibi arkadaşlık ve dostluk bambaşkadır. Sizlerde dostlarınızın kıymetini bilin en zor günlerinde sizde onların yanında olun.

25 Nisan 2014
bosluk

Görünen Köy Kılavuz İstemez

 

Çogu zaman bir şeylere ulaşmak isteriz. Bazen bu istediklerimiz hemen yanıbaşımızdadır bazense çok uzaklarda. Kimi zaman elimizi uzatır bir kelebek misali konar avcmuza kimi zamansa bir avcının elinen kaçmış ceylan misali peşinden sürükler bizi en onulmaz diyara. Gördüklerimi duyduklarımız yön verir hayatımıza ve çoğu zaman bir başkasına muhtaç oluruz.

Olayları yorumlarken hep hata yapmaktan korkmuşuzdur. Başkalarınıın görmesi ve duyumu ile gelen bilgiler bizi şüphelere düşürür. Ve bu bilgilere karşı her zaman ehemmiyetli oluruz çünkü emin değilizdir. Emin olmaığıız bilgiler bize ve birbaşkasına zarar verir. Peki bizim gördüğümüz birebir şahit olduğumuz olaylar… İçimize şüphenin olmaıığı yalın gerçekler…İşte tam da bu gibi birebir şahit oluğumuz olaylarda kullanığımız bir atasözüdür. Örnegin bir öğrenci tam okulun herhangi bir eşyasına zarar verirken birebir şahit oluyoruz. O çocuk turlü yalanlar söylesede olay ortadadır hrhangi bir şahide de gerek yoktur. Görülen köy klavuz istemez. Bir başka örneğe bakacak olursak mesela bir arkadaşımız bir konuda bize yalan söylüyor.Ve bizim farkımıza olmadan başka birine bize söylediği yalanı anlatıp nasıl kanıırığını anlatıyor bize tüm bu konuşmalara şahit oluyoruz. İşte bu saatten sonra o lafı kıvırmaya çalışsa da söylediklerini kulaklarımızla  duyduk ve birebir şahit olduk yani görünen köy kılavuz istemez.

İşte arkadaşlar örneklerde de gördüğümüz gibi bazen açıklamaya dahi gerek kalmayan olaylar meydana gelir çevremizde. Gerçkler olduğu gibi gözler onündedir. Ve doğrulardan kaçışın olmaığı an gelir kapınıza

20 Nisan 2014
bosluk

Tok Açın Halinden Anlamaz

 

 

İnsanlar hayata geldiklerinde farklı standartlarda  yaşarlar. Çevrenize baktığınızda herkesin ne  fakir oduğunu  ne de herksin zengin olduğunu göremezsiniz. Zıtlık üzerine kurulu olan dünyada kadını erkekler siyahı beyaz nasıl kuşatmışsa zenginlikle fakirlikte hayatımızın en önemli  öğesi olmuştur.

 

Çevrenimize baktığımızda nice fakir insanların bir  ekmeğe muhtaç yaşamakta olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında nice zenginlerinde zevk sefa içerisinde luks bir hayat yaşadıklarını biliyoruz. Bu sosyal dengesizliğin kaynağını aramakla elimize pek te bir şey geçmez. Peki bu dengesizliğe bir çözüm aramak isterseniz? Şevkinizi kırmak istemem doğrusu; ama size şunu diyebilirim ki insanlardaki bu azla yetinmeyip daha fazlasını isteme nefsine hakim olama duygusu olduğu sürece bunu başarabilmek imkansızdır. Peki bireysel olarak böyle boş boş oturacak mıyız derseniz elbette hayır. Öncelikle bizler elimizde var olan şeylerin, sahip olduklarımızı korumalı ve değerlerini bilmeliyiz. Bugün evimizde bir tencere yemek pişiyorsa komşularımızıda düşünmeliyiz. Bizler sıcacık yatağımızda yatarken kalacak yerleri olmayan insanları düşünüp dua etmeli ve şükretmeliyiz.

 

Evet arkadaşlar toplum arasındaki bu dengesizlik maalesef ki bizleri insane olma yolundan her geçen gün bir adım daha uzaklaştırıyor. Bizler çevremize karşı daha duyarlı olmalıyız. Elimizdekinin değerini bilmeli ve insanlara yardım etmeliyiz. Son olarak şunu da söylemeliyim ki bizler her ne kadar dediklerimizi yapsakta empati kurmakta zorlanırız. Tam olarak ne düşündüklerini, hislerini anlamamız zordur. Onları tam olarak anlamak için onların yaşadığı hayatın bir parçası olmalıyız.

 

Galip Hatip

17 Nisan 2014
bosluk

Ne Ekersen Onu Biçersin

 

 

Hayat her ne kadar uzun bir yol gibi görünsede onu uzun yapan geçmişimizde bıraktığımız güzel anılardır. Ve geçmişimiz sayesinde anlam kazanmaya başlar hayatımız. Nice uzun  yollardan geçer ve nice maceralara atılırız. Zaman zaman ağladığımız günler olur ve zaman zaman da güldüğmüz günler. Yani bugün geçmişe heer bakığımızda kendimize bir ayna tuttuğumuzun farkına varmalıyız.Çünkü geçmişimiz bizim yansımamızdır. Birbaşka ifadeyle geçmişümiz bir tarla misali zamanında ne ektiysek bugün de onu biçecegiz

 

İnsanlarla iletişime geçtiğinizde veya bir insana iyilik yahut kötülük ettiğinize iki kere düşünmekte fayda var. Çünkü unutmayınız ki sizin davranışlarınız ilerde onun size nasıl davranması gerektiğine emsal oluşturacaktır. Bir çocuk yetiştirirken de bu böyle. Sen nasıl bir çocuk yetiştirmişsen ileride o çocuk senin yetiştirdiğinden farkı olmayacak. Birbaşka örnek verecek olursak ders çalışan bir  öğrenci ile ders çalışmayan bir öğrnci sınavdan sonra alacakları not farklıdır. Çalışan öğrenci emeğinin karşılığı olarak yüksek not alacak ama çalışmayan yani mecazen tarlası  boş kalan öğrenci ise hiç güzel bir not alamayacakır.

 

İşte arkadaşlar örneklerde de görüldüğü gibi hayatımızı yaşamamız bir  anakaar  ondan sonrası davranışlarmızın yeniden bize dönmesi şeklinde devam eder.  UNUTMAYALIM hayat bir merdiven gibiddir merdiveni kurarak tırmanırız ve geri inişte bizim kurugumuz merdiveenden lacaktır onun icin sağlam bir hayat kuralım ki ineceğimiz merdiven de sağla olsun

 

 

15 Nisan 2014
bosluk

Umudum Yeni Çiçek Açtı

Umut hayattan bir şeyler beklemek ya da hayata el açıp dilenmek olsa gerek. Biraz zavallıca biraz acınası. Umutlarım yaşımdan büyük, yaşadıklarımdan küçük. İkisini nasıl eşitleyeceğim  doğrusu bilemiyorum.

Büyük bir zindanda tek başına hapsedilmiş gibiyim. Yeni dikilin bir gül fidanını bir avuç toprağa ve bir damla can suyana özlemi gibi camdan dışarıya bakıyorum elimi uzattığımda elimden tutacak bir baka ele…Babaları ve annelerin çocuklarına sarılmalarını her gördüğümde içimde ayrı bir sızı oluyor. Çöp dolu nehirlerde boğuluyorum gibi, biraz kirli biraz nefessiz ve elimi atacağım bir dalın olmadığı o iğrenç çöp dolu nehirlerde…Çok çalışacağım, işte o an geldi, aklıma  tüm bu çaresizliklerimi getirerek kurtulma yolları aradım. Öncelikle ileride keşkelerim olmaması için güzelse hayata sıkı sıkı sarılarak okuyacağım ve ileride güzel bir meslek sahibi olacağım. Benimde o özendiğim hayatlar gibi sorunsuz sevgi dolu bir ailem olacak ve bende toplumda önemli bir yere geleceğim. İyi bir insan olacağım, herkese yardım edeceğim o boğulduğum çöp nehirleri tertemiz edeceğim.

Bir avuç umudun hayatımı değiştirmesi ve bana bu kararları aldırması o kadar güzel bir duygu ki.  Şunu fark ettim ki meğerse benim sıkıntılarım, üzüntülerim değil umudum yokmuş hayata karşı ondan hep böyle kırılganmışım ama şimdi bakıyorum da ne güzel şeymiş umut kurmak insanın hayata olan gücü artıyor. Umudunuzu hiç yitirmeyin olur mu?

 

Melek Gökdemir

 

 

7 Nisan 2014
bosluk

Dostluk ve Arkadaşlık

Arkadaşlık tanıdığımız birisi ile ortak iletişim kurmak ortak birtakım etkinlikler yapmaktır. Aynı oyunda oynamak aynı işte calışmak aynı şarkıyı söylemek gibi. Fakat şunu unutmamak lazım arkadaşlık belli sınırlar dahilindedir. Ama dostluk bir ömür boyu devam eder.

Dostluk hayattaki en buyuk armağanlardan biridir bizim için.Başımız ne zaman darda olsa yanımızda bir dostumuzun olduğunu bilmek güç verir bizlere. Hayata karşı yalnız hissetmeyiz kendimizi.onun için ya çevremizde dostumuz diyecegimiz pek fazla insan kalmıyor. Arkadaşlarımız aslında anlıktır. Örneğin ilkokul arkadaşlarınızın kaçıyla görüşüyorsunuz. Ya da yeni bir mahalleye taşındığınızda eski arkadaşlarınızın kaçıyla eskisi gibi vakit geçiriorsunuz. Veya arkdaş dediklerinizden kaçı kötü günlerinizde yanınızda oldu ? Bilmiyorsunuzdeğil mi şaşırmadım doğrusu. İşte aradaki farkı görebiliyor musunuz. Arkadaş hayatınızın bir döneminde yanınızda olur. Yokluğu sizi pek fazla sarsmaz. Zaman yaşandı bitti geçti ve kayboldu. Ama dostunuz dün de yanınızdaydı bugünde yanınızda ve emin olun ki yarinde yanınızda olacak. Hemde hem iyi günde hem de kötü günde her zaman yanınızda olacak. İşte dostluk böyle bir şeydir. Uzun soluklu bir nefes gibi. 

Arkadaşınız ve dostunuzu seçerken özenli olun zaten sıkıntılarla karşılaştıkça çevrenizdeki insanlar azalacak ve en sonunda bakmışsınız ki sizin dertlerinizle dertlenen sizinle ağlayan bir kaç insan kalmış. İşte gerçek dost onlardır. Gerçek dost zor bulunur onun için zor elde ettiğiniz şeylerin değerini bilin.

Galip Hatip

5 Nisan 2014
bosluk

İsim Tamlaması

İki ismin bir kalıp oluşturarak,  bir ismin aitlik bakımından daha belirgin olmasını sağlamak amacıyla başka bir isim tarafından tamamlamasıdır.

Tamlayan Ekleri                                                 

-ın, -in, -un, -ün                                                              

Tamlanan Ekleri

  -ı, -i, -u, -ü

İsim tamalmaları 3 tanedir:

1) Belirtili İsim Tamlaması

2) Belirtisiz İsim Tamlaması

3) Zincirleme İsim Tamlaması

Not: İsim tamlaması olması için      İsim +isim olmalı, İsim +fiil isim tamlaması olmaz (Adı üstünde isim tamlaması ikisi de isim olmalı.

Not: İsim tamlamasında birinci isme tamlayan ikinci isme tamlanan denir. Yani isim tamlaması

Tamlayan+Tamlanan

1)BELİRTİLİ İSİM TAMLAMASI

Tamlayan ve tamlananın ek aldığı isim tamlamasıdır. Yani,

Tamlayan+ek————-Tamlanan+ek

Okul+un Kapı+

Duvar+ın Boya+

Ev+in ön+ü

Çocuğ(k) + un  kalb(p) + i

Rüzgar +ın şiddet +i

2) BELİRTİSİZ İSİM TAMLAMASI

Tamlayanın ek almadığı isim tamlamasıdır

Tamlayan         Tamlanan + ek

Sokak çocuğ(k)+u

Bilgisayar masa+

Televizyon kumanda+

Top saha+

Tenis masa+

Duvar saat+i

3)ZİNCİRLEME İSİM TAMLAMASI

En az üç ismin bir araya gelerek oluşturdukları isim tamlamalarıdır. Tamlayan ve tamlanan kendi içerisinde ayrı bir tamlama oluşturabilir.

Okul öğrenci+si+nin    sırt çanta+

Okul öğrencisi (1. tamlama)

öğrencisinin çantası (2. tamlama)

Sırt çantası (3 . tamlama) hepsi birleştiği zaman zincirleme isim tamlamasını oluşturur.

Sabahın güneş+i+nin reng+i

sabahın güneşi (1 tamlama)

Güneşinin rengi (2. tamlama) iki tamlama birleştiğinden zincirleme isim tamlamasıdır.

3 Nisan 2014
bosluk

Can Çıkar Huy Çıkmaz

Hayat bir tiyatro sahnesi misali rolü gelen oynar daha sonra sahneden çekilir sırayı başkasına bırakır. Bazen sıra hızlı değişir bazense yavaş ama gel gör ki değişim kaçınılmazdır. İşte değişimin olduğu bu alemde değişmeyen şeylerinde var olduğunu görmek mümkün. Huy yaratılış ile birlikte insanda beliren mizaçtır. Ve bu mizaç bizi son nefese kadar yoldaşlık edecektir.

Doğuştan ve çevresel faktörlerle şekillenen insan bu şekillenişin neticesinde farklı farlı tavırlar alır hayata karşı. Olaylara bakış acısı, olayları yorumlaması, gülmesi,ağlaması ve daha nicesi…Hayata karşı aldığı tavır  çoğu zaman yüzüne yansır. Örneğin çok neşeli olan bir insan huyu geregi yüzünde tebessüm oluşur ve hep güleç durur, yüzüne baktığınızda dahi bir pozitif enerji geçer size. Zamanla insanla özdeşleşen huy bir süre sonra değiştirelemeyen bir hal alır. Ve bu hal mezara kadar gider.Örneğin kimi insanlar sinirli ve aksidir.İşte bu insanlara baktığınızda üzerinden yıllar geçse de aynı aksilik ve sinirli tavır devam edeceğini görürüz. Genellikle çocuk yaş ile aynı kişinin ileri yaşlarını karşılaştırdığımızda huy bakıından pek de bi fak olmadığını görürüz. Boyu uzar,hayata bakışı değişir,ses tonu değişir, fiziki olarak değişir falan falan falan.Ama huyu aynı kalır.

İşte örneklerde de görüldüğü gibi huy olarak değişim beklemek bizleri hayal kırıklığına uğratır.Çünkü ölene kadar insan huyu genelde aynı kalır başka bir atasözünde olduğu gibi “insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur”.

Galip Hatip

 

 

 

1 Nisan 2014
bosluk

Acele İşe Şeytan Karışır

Bir iş yaparken genellikle bu atasözünü kullanırız “acele işe şeytan karışır”. Şeytan karışır mı karışmaz mı bilmem ama acele yapılan işlerde bir şeylerin aksi gittiğini söylesem yalan olmaz galiba. Burada ki şeytan heyecan mı yok sa gizli güç mü ? Doğrusu muamma. Bildiğim  şu ki acele yapılan işlerde her zaman bir şeyler ters gidiyor. Eminim ki sizlerde de öyle olmuştur.

Örneğin bir işe yetişmek için elinizdeki işi alelacele yapıyorsunuz. Hesabınıza göre tam vaktinde işi tamamlayıp diğer işe gideceksiniz. Ama ne çare ki iş bir türlü bitmez. Sen bir tarafı onarırken diğer tarafta hiç beklemediğin bir arıza çıkıverir. Tam onu da halledip hemen diğer işe yetişeyim derken şak, bir hata daha al geri baştan . Birsürü zaman kaybı. İşte bu gibi durumları ifade etmek için kullanılır. Bir başka örneğe bakacak olursak: Örneğin otobüse yetişmeniz lazım ve evden hızlı bir şekilde çıktınız hesabınıza göre tam kılı kılına ordasınız. Ama bindiğiniz otobüs yolda arıza veriyor… Veya bir dairenin su tesisatını yapacaksınız ve vaktiniz de hiç yok hemen acele bir şekilde yapmaya çalıştığınızda kütt bir yer kırılıyor iş fazladan yarım saat daha uzuyor…

İşte örneklerde de görüldüğü gibi acele işe artık şeytan mı karışır başka bir şey mi karışır bilmem; ama bildiğim şu ki aman siz bir şeyleri acele acele oldu bittiye getirip bitirmeye çalışmayın mazallah için ters gider tepe taklak olursunuz

31 Mart 2014
bosluk

Zaman

Zaman insanın varoluşundan ölümüne kadar gölgesi misali dizlerinin dibinden hiç ayrılmayan gölgesidir. Zamanı durdurmak maalesef ki  mümkün değildir. Her geçen saat,dakika, saniye ömrümüzden hırçın bir nehir misali akıp gider. Ama bir işi zamanında yapmak bambaşka bir şeydir. Sanki kötü bir büyücünün sonsuz olarak hapsedilmesi gibidir.  Zaman belkide dili olmayan fakat ne söylediğimizi anlayan yavru bir bebek gibidir. Her bebek gibi o da doğar, büyür ve ölür;  yani yok olur. Ne külleri kalır ardı sıra ne bir iz, bir nişane ondan bir hatıra.

İnsanlar işlerini zamanında yapmalı. Eğer ki insanlar işlerinin zamanında yaparlarsa ömründen geçen bir saniyenin dahi sayısız tarifi mümkündür. Ne çare ki bu durum ters yönde olur vah o zaman geç günlerine ki hem de ne vah! Bazen zamanı kullanmamak kötülük mikrobunu bulaştırır üzerimize. Bir kere kirlendi mi vay haline o zaman. Yakanı bırakırsa ne ala. Yok bırakmazsa yakanı bittiğinin resmidir bilesin. Zamanı düzgün kullanmak bu mikropları vücudumuzdan atmanın yegane yöntemidir ki bizatihi denedim ve ruhumun temizlenmesi ile istediğim ruhani dinginliğe vardım.  Zamanı tarif etmek ne mümkün. Zaten öyle ki yazımın başından beri kıvranıp duruyorum. Ama bildiğim şey şu ki bir kuş misalidir zaman. Kanat çırpmaya bakar bir hayat, bir kanat çırpmamaya bakar beraberinde gelen soğuk ölüm. Zamanın kıymetini onun için idrak etmek önemlidir. Zamanın bize sunulan bir lutuf olduğu bir gerçektir.

Evet arkadaşlar zaman bize sunulan bir lutufdur. Bu hediyeyi alıp açmak ve bu hediyeye sahip çıkmaz bizim elimizde.Benden size küçük bir sır; zaman yeni alınan bir elbise, bir ayakkab gibidir. Her zaman yastığımızın altında heyecanla sabahı bekleyen bir çocuk saflığındadır. Zamanın kıymetini bilin. Lakin zaman kıymeti bilinmediğinde en acı meyva gibidir buruk bir tat bırakır ağzınızda

Melek Gökdemir

27 Mart 2014
bosluk

Ya Yalnızsak

Aynalardan duvara yansıyan seslerin radyodaki anlamsız cızırtılarla eşdeğer ahenkte olduğuna kanaat getirmek için yalnız kalmaya mecbur bırakıldığımızı  hatırlatsam bu tek kişilik açığımı ele vermiş sayılır miyim! Fırsatı ganimet bilenlerden sek bu tedavisiz alışkanlığı melankolik edayla süsleyip tuvale fırcaya mektup kağıdına elimizi sürmediğimiz müzik aletine sarılabilir ve gerekli olduğumuzu ispata yeltenebiliriz! Ki sonra iştah kesilir her şeyden bir parça yalnızlık kalıntısıyla makus yalınlığa devam ederiz. Boş şişeleri tekmeleyip cinle Yoldaş olmayı umut edecek kadar da yalnız değiliz herhalde…yok yok o kadar yalniziz! Ve bu yalnızlık girdabı platonik umutlara kardan kadınlara ergensi alışkanlıklara müptela ederse değme keyfine kendine şaşırtan hallerin.evet yalnızlıkla alay edecek kadar yalnızlar var hem de ukalaca bir yalnızlık.bir kabulleniş mi dersiniz alakasız saldırı mi dersiniz seçiminize saygım var.ama yalnızlığı seçtirene neden saygı duyalım değil mi! Belki de kendini güzel ifade ettirmek istiyor yalnızlık. ..Bu yüzden yazdırıp çizdiriyor ve bunu en iyi yapana sonunda mükafat veriyor…Bilmem belli mi olur deneyelim yalnız olmayız yanlış olsak da…

Adem AMBARCI……2014

25 Mart 2014
bosluk

Yangına Körükle Gitmek

Bazen çıkmazlar alıp götürür bizi, düşünmeden kararlar veririz. Bazende sırf kendi iyiliği içindir başkalarına yapılan kötülüklere sevinilmesi. Esasen her şey düşünmekle başlar sonunu düşünmeden yapacağımız eylemler içimizde bir kötülük yoksa dahi maalesef sonu kötü bitecek yollara çıkarır bizi.

Düşünüp karar vermek çıkmazlardan kurtaran bir yol göstericidir. Olayları net bir şekilde idrak edebilirsek olaylara karşı nasıl davranmamız gerektiğinde nihayetinde kavramak zor olmasa gerek. Öncelikle elimizdeki bilgileri değerlendirmeli daha sonra akıl süzgecinden geçirmeli ve en sonunda söz ile bunu ifade etmeliyiz. Acele verdiğimiz kararlar bizi yanlış sonuçlara götürür. işte tamda bu noktada düşüncesizlik boy gösterir ki o da olayların hangi boyutlara gideceğini görmemize engel gözümüzün önüne inen bir perde gibidir. Yanlışı doğruyu ayırt etmesini bilmeli insan. Hayatta maalesef 3 doğru 1 yanlışı götürmüyor bir yanlış bir çok doğruyu alıp götürüyor. Bunun içindir ki bir olay gördüğümüzde o olayı acele etmeden düşünerek irdelemek doğru bir davranış olsa gerek. Örneğin bir kadın çocuğuna çok sinirlenmiş, küplere binmiş eğer o durumda bizde çocuktan şikayetçi olursak kadın daha da köpürecek ve olay akıl almaz boyutlara, üzücü sonuçlara yol açacak.

Arkadaşlar, sizden tavsiyem şudur ki siz de buna benzer bir durumla karşılaştığınızda kalbinizle  değil aklınızla hareket edin kalbiniz zaten aklınızın peşinden gelir. Olaylar karşısında tavrınızı belirlerken sonuçlarını önceden kestirin.

 

Melek Gökdemir

 

 

23 Mart 2014
bosluk

Aza Kanaat Etmeyen Çoğu Bulamaz

Günümüzün en önemli sıkıntılarından birisi hiç kuşkusuz zamanın hızla akıp gitmesidir. Zamanın bu denli hozlı ilerlemesi insanın farkında olmadan bir girdabın içinde sonsuzluğa doğru ilerlediğini görmek mümkündür. Zaman bu denli ilerlerken şunu soruyor insan; ben peki neresindeyim zamanın? Zamanın herhangi bir yerinde olmak tabikide bizim elimizde, nasıl mı? Daha fazlasını istemeden önce eteklerimizde neler var ona bakmalıyız.

Dünyanın her aynı monotonlukta hareket etmesi gündüz,gece,aydınlık karanlık vb. Tüm bu sıradanlık içerisinde elindeki ile yetinmeyen bizler zamanın girdabında yok olduğumuzu maalesef görememekteyiz. Halbuki kendimize bir çeki düzen versek aceba dünya daha manidar ve yaşanılır olabilir mi? Her zaman daha fazlasını arzulayan insanoğlu bu arzunun tutsaklığında kin , nefret duygularını beslemekte ve arzularının esiri olarak kıskançlık bataklığında her gün biraz daha gömülmektedir. Bir yandan da başka bi manzaraya baktığımızda yırtılan ayakkabısını onaran insanlar, bozulan eşyalarını inatla tamir etmeye çalışan insanlar ne kadar da mutlu. Değer bilmenin erdemliğin de olan bu insanlar sabır ve metanet ufkunda yürekleri semaya bakmaktadırlar. Emin olun bu insanlar için ileride dikiş tutamayacak , tamir olamayak noktaya geldiklerinde alacakları o yeni ayakkabı, eşya yüzlerinde ne güzel mutluluk bırakacaktır. Biliyorum hepinize yeni bir şey alındığında başucunuzda uyursunuz. Gece kalktığında göz ucu ile bakar yerinde mi diye. Sonra öyle güzel bir uykuya dalarsınızki bir varmış bir yokmuş misali masal gibi bir gece. Sabah olduğunda ise hemen dışa fırlarsınız e bütün gece bu anı bklediniz.

İşte değer bilmek böyle bir şey belki geç ulaşılır ama unutmamalı ki azın kıymeti bilinirse ancak çoğa ulaşılır. Kıymet bilmeden gelen çokluk avuçlarından uçar gider.

Galip Hatip

16 Mart 2014
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Sitemizin Android Uygulaması

https://yadi.sk/d/GVRspX7eWrhcP

Bizi Facebookta Bulun

ANKET

Hangi Takımı Tutuyorsunuz

View Results

Loading ... Loading ...

 

Temmuz 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Haz    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031