Yaşasın Cumhuriyet

Kaybolan zamanın içerisinde yeni bir başlangıç yapmaktır Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Sömürge devletlerin boyunduruğuna engel olup yeni bir dirişin adıdır cumhuriyet. Çanakkalede bir milletin top yekün tek vücut olması, kafkas cephesinde halkın umudu ve  doğan güneşin en güzel sabahıdır cumhuriyet.

Öncelikle cumhuriyet ne diyecek olursak; Cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönettiği, halkın yönetime ortak olduğu bir yönetim şeklidir. Demokrasinin hakim olduğu ülkelerde kullanılır. Bugün medeni olarak kabul ettiğimiz ülkelerin vazgeçilmez yönetim biçimidir. İşte bunun farkında olan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk meclisi toplayarak 29 Ekim 1923 te cumhuriyeti ilan etmiştir. Cumhuriyetin ilanı ile yetinmeyen Atatürk cumhuriyetçilik ilkesinin gereği olarak cumhuriyeti yaşatmak ve güçlendirmek amacıyla bir çok inkilap yapmıştır. Örneğin;  Tbmm’nin açılarak halkın yönetime katılması, 1921 Anayası ile 1924 anayasasının meclis tarafındankabul edilmesi. Cumhuriyet rejiminin ve demokrasının gereği olan çok prtili hayata geçiş.Halifeliğin kaldırıması ile rejime karşı oluşacak tehditin kaldırılması. Gibi birçok inklap yapmıştır.

Mustafa Kemal’in zor şartlar ile kurduğu cumhuriyet ve bu cumhuriyeti yaşatmak amacıyla yaptığı inkılaplara sıkı sıkı sarılmalı ve halkın yönetime olan ortaklığını pekiştirmeliyiz. Bizlere düşen görev ulu önderin izinden giderik onun gösterdiği hedeflere ulaşmaktır.

 

8 Eylül 2014
bosluk

Taşıma Su İle Değirmen Dönmez

Taşıma su ile değirmen dönmez atasözü toplumsal kurallardan birisi olan çalışmak üzerine yoğunlaşılan bir konudur. Bu atasözünde kısaca bir şeyin kaynağı bizde olmazsa yapılan her türlü eylem bir gün muhakkak son bulacak daha da kötüsü o eylemin başarılı olamayacağı ifade edilmektedir. Gerçekten de çevremize baktığımızda eğer ki bir işin kaynağı yanımızda değil de ödünç ya da dışa bağımlı isek her yönden zarar etmiş oluruz. Bu zarar belki kısa vadede karşımıza çıkmada uzun vadede muhakkak bizi etkiler.

Özellikle kaynaklarımızı kullanırken ve ya bir işletmede iş yürütürken işletme için gerekli olan her şeyin kolay ve devamlı temin edilebilir düzeyde olmalıdır. Örneğin bir inşaat yapacağız. Normalde 5, 6 kamyon kuma ihtiyaç var ama biz azar azar , küçük küçük parçalarla ordan burdan kum getirmeye başlarsak hem maddi olarak hemde zamandan büyük kayıp aşarız. Daha da önemlisi belki o malzemeyi temin de edemeyebiliriz. O zamanki zaman ve enerji de yapılan israf çok olur. Ya da bir baaşka örneğe bakacak olursak bir ailede çalışan kimse yok komşuları devamlı yardım ediyo, eşi dostu maddi konularda yardım ediyor. Bir evin aylık geçimini sağlayabilmesi için belli paraya ihtiyaç vardır. Bugün birileri o parayı verebilir, belki geçmiştede devamlı yardım aldı peki ya gelecek? Gelecekten emin mi insan o halde düzenli bir işi olmadığı taktirde elbette bir süre sonra sıkıntıya düşecektir İnsan.

Evet örneklerde de gördüğümüz gibi bizler bilinçli insanlar olarak bir iş yapmaya başlamadan önce gerekli eşyalar, malzemeler hepsi tamam olmalı, oradan buradan parça parça alarak iş yürütülmemeli. İş yaparken hem zamandan hem malzemeden hemde emekten yana olarak kaynaklarımızı en iyi şekilde kullanmalı sanayide, tarımda dışa bağlı olmamalıyız.

10 Ağustos 2014
bosluk

Kitap Sevgisi

En son ne zaman bir hikaye okudunuz veya bir roman, ya da en son ne zaman bir hikayenin kahramanına benzemek istediniz, en son ne zaman bir hikaye okurken uyuya kaldınız ve en son ne zaman bir kitabı soluksuzca bitirdiniz? Bu ve buna benzer yüzlerce soru sorabilirim aslında. Cevaplar ise yeni ,bilmem,bir yıl oldu galiba, daha bugün gibi farklı farklı cevaplar gelebilir.  Cevapların farklı olması biraz düşündürücüdür. O zaman şunu kendimize sormalıyız ben gerçekten kitap okumayı seviyor muyum?

Bundan iki yıl önce Ankara büyük bir kütüphaneye gitmiştim. Gidişim aslında biraz tesadüfi oldu. Amcamın orada çalışan memur ile önemli bir işi vardı. Bende onu kütüphanede beklerken birden bire kendimi masallar diyarında gibi hissettim. Her kitap hareket ediyor, konuşuyor, bana gelsin diye can atıyordu. Bense daha önce hiç kütüphaneye gelmemeyişimin mahçupluğu ile hangisini alacağımı şaşırıyordum. O an elime Don Kişot adında bir kitabı aldım ve okumaya başladım. Okumaya yeni başladığım için heceleye heceleye okumaya başladım. Ve birden kitabı bırakamadığımı fark ettim. İşte benim kitaplara olan sevgim o zaman başladı. Şimdi sizlere şunu diyorum sizde kitapları sevmek için bir kütüphaneye gitmeyi mi bekleyeceksiniz. Bence hayır hemen bir kitap alın ve okumaya başlayın belki sıkıcı gelebilir pes etmeyin başka bir kitap okumaya başlayın. Çevrenizdeki insanların önerileri ile başlayın mesela. Kitap okumayı sevdikçe, her şeyi sevmeye başlayacaksınız emin olur. Yeni insanlar tanıyacak  roman,hikaye kahramanlarından yeni dostlar edineceksiniz. Ve emin olun bu dostlar siz istemediğiniz sürece sizleri asla yalnız bırakmayacaklar. Kitap okuyarak başka dünyalara ülkelere kültürlere yolculuk edeceksiniz. İnsanların başından geçen garip olaylara şahit olacak ve inanın çok eğleneceksiniz. Kitaplardaki dünyalar ile hayalinizdeki dünyaları birleştirip belki de kendi hikayelerinizi yazacaksınız.

Evet arkadaşlar kitabı sevmeliyiz. Daha kültürlü, daha eğlenceli,daha donanımlı insanlar olmak için kitabı sevmeli, onlara bir arkadaş, bir dostcasına yaklaşmalıyız. Kendimizden bir parça bulmalı ve kitapla aramızda duygusal bağlar kurmalıyız. Böyle yaparsak kitaplarda bizleri sevmeye başlar ve bizi en güzel dünyalara yolculuğa çıkarırlar. Ve bu birikimlerimizle ileride en güzel meslekleri yaparız. Hayatınızdan kitabın eksik olmadı nice nice günlere.

 

10 Ağustos 2014
bosluk

Karşılıksız Sevmek

Sevmek dünyadaki en şeylerden birisidir. Karşı tarafı kalpten, gönülden bir bağ ile yakınlık kurmak,ilgi göstermek ve yüreğinin bir köşesinde yaşatmak en güzel duygulardandır. Sevmek konusunda bir çok tanım yapmakta mümkündür. Sınırlarını dahi aşan bir olgudur. Kabına sığmayan, haylaz bir çocuk gibi biraz yaramaz birazda afacandır. Sevmek hayattaki en  güzel meslektir.

Sevmek dediğimizde öyle küçük, dar düşünmemek gerekir. Sevmenin temelini insan oluştursa da, insanı sevmenin temeli ise doğayı sevmek, hayvanları sevmek , bitkileri sevmektir. Zaten bunları seven insan için bir başka insanı sevmek hiçte zor olmasa gerek. Sevginin bir sınırı var mıdır diye soracak olursanız, sevmenin bir sınırı olacağını düşünmüyorum. Kaldı ki insan yanında olmayan, görmediği,duymadığı, kokusunu almadığı nesneleri, kişileri dahi büyük bir gönül bağı ile severken belli sınırlardan bahsetmek pekte doğru olmaz. Aslında sevgi soyut bir kavram içimizden gelen tamamen ruh halimizin dışa yansıması gibi bir şey. Bazen de şöyle olabiliyor ama; dışarıdan baktığınız zaman çok sinirli , kimseyi sevmeyen biri gözükse bile içindeki insana olan o sevgi o kadar yüksek olabiliyor ki bunu dışa yansıtamıyor. Onun için sadece bakarak bir insanın sevdiği ya da sevmediği hakkında yorum yapmak açıkçası pek de doğru olmaz. Dinimizde de sevgiye önem verilmiştir. İslam dini sevgi üzerine kurulmuştur. Buradaki sevgi karşılıksız,içten gelen sevgidir. Çıkarı olmayan sahte olmayan sevgidir. Çok sayıda sevgi insanı yetişmiştir. Yunus Emre, Mevlana gibi insanlar yıllarca sevgi aşılamışlardır. Yaratılanı severim yaratandan ötürü anlayışı İslam dünyası ve Anadolu’da yıllarca insanların birbirlerine sıkıca bağlanmasına ,dertlerine ortak, mutluluklarına ortak olmasına neden olmuştur.

Son yıllarda dünyada insanların giderek karamsarlaştığını ve yalnızlaştığını görmekteyiz bunun temel nedeni hiç kuşkusuz insana,doğaya,hayvana, değerlerimize olan sevginin azalmasından kaynaklanmaktadır. Yıllarca bizi birlikte dik, ayakta tutan en özenli şeyin sevgi olduğunu unutmadan bu topraklarda birbirimizi çıkarsızca sevmeli ve geleceği sevgi penceresinden bakmalıyız.

10 Ağustos 2014
bosluk

Sonbahar (Farklı Duygular Mevsimi)

Koskoca bir yeşilin  yavaş yavaş sararmaya başladığı andır sonbahar. Birer birer  yaprakların dökülmeye başladığı yazın o neşeli günlerinin geride bıraktığı doğanın tekrar kabuğuna çekilişinin başlangıcıdır. Hüzün, sevgi,ayrılık ve daha birçok duygunun birbirine karıştığı,  Biraz ağlamaklı biraz da kışın habercisi oluşunun getirdiği hislerle farklı tadlar bırakır insanın yüreğinde.

Sonbahar benim için en çok mutluluk habercisidir. 3 aylık bir tatil bitmiştir. Zaten tatilin ilk bir buçuk ayı çok güzel geçer sonra yavaş yavaş okulu özlemeye başlar insan hele artık aylardan eylül ise okula olan özlem daha da artar. İşte okula olan bu özlemin bitişi olan sonbahar belkide bu yüzden bana mutluluk verir. Tatil için başka başka yerlere giden arkadaşlarım yavaş yavaş gelmeye başlar bizleri okul hazırlıkları telaşı kaplar. Kış mevsimine hazırlanan doğa da ki telam bizlerin üzerinde de aynı telaşı yaşatmaktadır. Biraz hüzünlüdür benim için öğlenlere kadar yatmak artık olmayacak, sabahın erken saatlerinde uyanılacak…  Sonbaharda en çok sevdiğim şeylerden birisi de hiç kuşkusuz havaların biraz serinlemesi ve  kuraklaşmış dağlarımıza,, ovalarımıza gökyüzünden sağanak sağanak yağmurların yağmasıdır. Bu yağmurların altında saatlerce beklesem bıkmam. Doğaya hayat veren yağmur içimdeki yangınları da biran olsun söndürmektedir. Sonbahar biraz daha  telaşlı geçer bizim buralarda. Çünkü önümüzde çetin, siddetli bir kış bizi bekliyor onun için tüm hazırlıklarımızı bu dönemde  bitirmek gerekiyor.

İşte kışa hazırlık,tatilin bitmesi,okulların açılması,havalardaki değişiklik tümüyle farklı bir mevsimdir sonbahar. Sizlerde değişen doğaya bu dönemde ayak uydurun. Baharlık elbiselerinizi dolaptan çıkarın. Yaza göre biraz serin geçecek bir mevsim bizi bekliyor. Bu arada içinizdeki heyecan da bitmesin. Okullar açılıyor ve arkadaşlarınıza kavuşuyorsunuz e e ne de olsa.

 

 

8 Ağustos 2014
bosluk

Zamanın Önemi

Hayatın bir başlangıcı ve tabi birde sonu vardır. Doğumla başlayan yaşam denilen serüven zaman kavramı ile birleşerek hayatı oluşturur ve  başlayan hayatta ölüm ile son bulur.  İşte hayat denilen bu serüvenin içinde aceba biz neredeyiz en başında mı yoksa sona mı yaklaştık.

Zamanın bir ilaç mı yoksa en büyük zehir mi olduğunu anlamak için zamanda bulunduğumuz yerin ayrı bir önemi vardır. Her şeyin yolunda gittiği, sıkıntıların olmadığı; olsa daği hemen çözüme kavuşturulabilen, acıların yaşanmadığı, hayal kırıklıklarının olmadığı bir zaman muhakkak ki insan hayatında zamanın hiç geçmesini istemediği, her şeyin yerli yerinde kaldığı, huzurun ve barışın hakim olduğu bir zaman dilimine kapı aralar. Ama tam tersini düşündüğümüzde hiç bir şeyin yolunda gitmediği,aksiliklerin yakanızı bırakmadığı, maddi manevi tüm sıkıntıların benliğinize yapıştığı bir zaman diliminde ise zamanın hiç geçmediğini hastalıklı bir virüs gibi tüm hücrelerinizi sardığını göreceksiniz. Zaman bu kadar göreceli iken nerde olduğumu seçmek peki bizim elimizde mi diyecek olursak. Evet tabikide bizim elimizde. İnsanların herhangi bir maddi güvence si olmaya bilir ya da farklı hastalıklara tutulabilirsiniz. Svdiğiniz birisi sizi terk etmişte olabilir. İşte tamda bu nokta zamanda milattır. Bundan sonrası önemli olan. Karşımızda iki yol vardır. Birinci yok tüm bu olumsuzlukları kabullenip zamanın bize en büyük ızdırap verdiği, zamanın kölesi olduğumuz bir dünya yaşamak ya da her türlü olumsuzluklara rağmen içimizdeki umudu yitimeden hayatın tüm zorluklarına karşı var gücümüzle çalışmalı,hayata tutunmaya çalışmalı ve her zaman her şeye pozitif bakabilmeyi öğrenmeliyiz. İşte bunu yaparsak zaman  bizim en büyük ilacımız ve hayata bakış açımız olur.

Evet hiç bir zaman şartlar ne olursa olsun umudumuzu asla yitirmemeliyiz. Unutmayalım ki zaman geçmekte ve akreple yelkovan hep hareket halinde. Elimizdeki zamanın kıymetini en iyi şekilde bilmeli ve zamanın bize hükmetmesini engelleyerek biz zamana hükmetmeliyiz. Emin olun yaşam o zaman sizin için daha anlamlı olacaktır.

 

Admin………………..

5 Ağustos 2014
bosluk

Kış ve Kar

Hayat devamlı bir değişim ve akış içerisindedir. Bugün dışarıya baktığımızda gördüğümüz şeyleri belli bir süre sonra görmeyeceğimizi biliyoruz. İşte zaman kavramı ile gelerek hayatımızda değişiklikler yapan en önemli unsurlardan bir tanesi mevsimlerdir. Hayatın sıkıcılığına karşı hayata farklı renkler getiren mevsimlerden bence en güzeli kıştır.

Kış mevsimi ekimin sonu ve aralıkla başlayıp şubat ve mart ortalarına göre yaşadığımız şehirlerde farklılık gösterir. Kış mevsimini en çok sevmemde ki başlıca etken hiç kuşkusuz kar yağmasıdır. Gökten lapa lapa yağan karın altında durup başımı göre çevirerek yüzüme düşen kar tanelerine aldırış etmeden gözlerimi kısarak gökyüzüne bakmam ve beraberinde kurduğum hayaller beni bambaşka bir diyara götürür. Etrafımdaki her şeyin bembeyaz bir örtünün altına saklanması ve karın onların üzerine bir yorgan gibi örtmesiyle bembeyaz bir dünyaya sıkışan masumiyeti görmek beni ziyadesi ile mutlu ediyor. Saflığın azaldığı günümüzde hala bembeyaz yağan karı görmek geleceğe umut veriyor. Kış mevsiminin en çok sevdiğim yanlarından biriside havalar soğuduğundan günümüzün büyük bir kısmını evde geçiririz ailemle hep beraber sofraya oturur yemek yeriz. Yaz aylarında akşam yemeklerinde genellikle beraber olamadığımızdan kış mevsiminde benim içinde bir hasret giderme ayı oluyor. Evet tüm bu iyi yanlarının yanında elbette olumsuz yanlarıda var birileri için. Bazen öyle fırtına ve tipi çıkar ki camdan baktığımda hep maddi durumu iyi olmayan arkadaşlarım gelir aklıma. Aceba yattıkları yerde sımsıcak uyuyorlar mı diye.  Ama her şeye rağmen kış mevsimi en güzel mevsimdir bence. Hele birde çocuksanız daha başka olur. Bol bol kayarsınız, kardan adam yaparsınız ve tabi kar topu oynarsınız.

Evet arkadaşlar kış mevsimini bana saflığı ve temizliği hatırlattığı için çok seviyorum bilmiyorum sizin için kış ne ifade ediyor. Ama şunu söylemek isterim ki tum bu kelimelerde boğulmak yerine her ne olursan olsun yaşama sevincimizi yitirmeden dışarı çıkıp dilediğimizce koşup eğlenelim kardan adamlar yapalım hayallerimizi saf tertemiz karda resmedelim. Gökyüzünde karın, saflığın eksik olmadığı nice kış mevsimlerine.

4 Ağustos 2014
bosluk

Barış mı savaş mı ?

Barış kişiler, toplumlar, ülkeler arasındaki sağlıklı iletişim, uyum,saygı diyebiliriz.En basit şekliyle barışı insan sevgisi demek daha doğru alur galiba. Çünkü insanı seven evini sever , ailesini sever,toplumu sever,ülkesini sever ve dünyayı sever çevreyi sever, hayvanları sever  . Dolayısı ile içinde sevgi olan insan daima barıştan taraftır. İçinde sevginin beraberinde getirdiği merhamet olan insan savaşa uzak durur.

Savaşların çıkmasında birden çok etken vardır. Dünyadaki savaşların temeline baktığımızda savaşlar, bir güç kazanma, hakimiyet kurma ve tabi ki de para kaynaklıdır. Tarih de kimi devletler daha çok toprak sahibi olmak, daha çok kimseye krallık, sultanlık yapmak için savaşlarla ülkesini büyütmüştür. Kimi devletler barışın ancak savaşla kazanılacağını mutlak güç tüm insanları kardeşçe yaşatacağını düşündükleri için savaşlarla büyük topraklara sahip olmuştur. Günümüzde ise kimi devletler zenginlikleri sömürme, yeraltı kaynaklarına hakim olma gibi ekonomik kaynaklı savaşları sözde demokrasi getiriyoruz bahanesi ile kan ve gözyaşı temelli bir ekonomik büyüme sağlamışlardır. Ne var ki savaşların sonun da taraflar bir şeyler kazansa da maalesef sivil insanlar hep ağır yükün altında kalmaktadırlar. Her ne kadar birleşmiş milletler ve diğer örgütler sivil ölümlerini kesinlikle kabul etmeseler de ülkeler bu konuda uyarılsalar da hemen hemen hergün dünyanın bir yerinde masum siviller ve çocuklar ölmektedirler. Savaşların para odaklı olması ve hızla büyüyen ekonomilerinini güçlendirmek, silah sanayini geliştirmek adına insanların, çocukların, bebeklerin kanlarından oluşan zengin bir medeniyet kurmuşlardır. Medeniyetin ismi kanla beslenen zenginler…

Maalesef savaşın olduğu yerde barıştan konuşmak geçmişe duyulan özlemden öteye gidemez. Çünkü  savaşlar olduğu sürece barış asla olmayacaktır. Bizlerde gençler olarak elimizden gelen şey şu olmalı; güzel bir nesil olarak yetişmek. Eğerki bizler insanı seversek, toplumda herkes birbirini severse emin olur sivil insanlar masum çoçuklar ölmeyecektir. Sevgi dolu masum bir dünyada barış ile el ele yaşamak dileğimle…

Admin……………………

 

 

2 Ağustos 2014
bosluk

Doğruluk

İnsanlar birarada yaşamaya muhtaçtır. Birarada yaşayan insanında diğer insanlarla etkileşime girmesi gayet tabidir. İşte insanoğlu zamanla birbiri arasındaki etkileşim arttıkça belirli gurupla ve sonrasında bir takım topluluklar oluşturmuştur. İşte birçok insanın bir arada yaşamasını sağlayan kurallar ortaya çıkmıştır. Bu kurallardan belki de en önemlisi de doğruluktur.

Doğruluk gerçek manada erdemli bir insan olmak isteyen herkesin vazgeçilmezleri arasındadır. Genel olarak doğruluk ne peki diyecek olursak, doğruluk;  var olanı saptırmadan, eki altında kalmadan, gördüğümüz, duyduğumuz veya hissettiğimiz bir şeyi çıkar gözetmeksizin olduğu gibi karşıya aktarmaktır. İletişimin en önemli değerlerinden olan doğruluk toplumsal düzenin mihenk taşlarındandır. Örneğin bir toplum hayal edelim herkesin yaptığı iş başka söylediği söz başka herkes olayları bambaşka yalan yanlış bilgilerle anlatıyor. Şimdi size soruyorum böyle bir toplumda yaşamak ister misiniz? Diyelim ki yaşadınız, peki insanlara olan güveniniz ne ölçüde olur. İşte demek ki ne imiş doğruluktan uzak kalmak beraberinde güvensizliği getirmektedir. Aynı şekilde doğruya sıkı sıkıya bağlanmakta hiç kuşkusuz bizlere güven duygularını aşılamaktadır. Doğruluk kavramı hem toplumsal hem de dinsel olarak öneme sahiptir. İslam dininde de doğruluk, erdem kavramları üzerinde sıkça değinilmiştir. Doğru olan insanların inançla bütünleştiğine ve yapılan ibadetlerin emelinde doğruluk üzerinde şekillendirme olduğunu görmekteyiz. Doğru söz söylemek ve doğrudan yana olmamak muhakkak ki beraberinde yalancılığı getirir ve bilmeliyiz ki yalancı toplumlarda kendilerini aldatmaktan başka bir adım atmış olamazlar. Sadece İslam dininde değil hemen hemen tüm dinlerde doğruluk kavramı önemli bir yeri vardır.

Doğruluğun bizim için bir erdem, fazilet olduğunu bilmeli ve her ne pahasına olursa olsun doğru söylemekten asla geri durmayalım. Yalanın hiçbir zaman büyüğü küçüğü olmaz. Doğruluktan vereceğiniz en küçük bir taviz size olumsuz bir şekilde döneceğini unutmayın. Halk arasında yaygın olan  “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” gibi sözlere aldırış etmeyip doğru bildiğimizi asla saklamamalıyız. Unutmayın ki doğruluk ip gibidir koptu mu bir sefer bağlamak zorunda kalırsınız ama şunu bilin ki her geçtiğinizde düğüme takılırsınız.

 

Galip Hatip

 

 

27 Temmuz 2014
bosluk

Buz ve Ateş

 

Ateşten şehirlerde yasayan buzdan adamlar gördüm her gün yüzlerine sahte sıcak ifadeler takınır ve insanlara sahte anlar yaşatırlar hiçbir zaman gerçek mutluluğu tadamazlar ve yasadığı insanlara tattıramazlar..

Eğer gözlerinin derinliklerine bakarsanız bu adamların zayıf, kirli, yatak altına gizlenmiş birer çocuk olduklarını görürsünüz ve eğer bir kalbe sahipseniz hiç sevilmeyeceğinizi bildiğiniz halde sararsınız bu adamları kollarınıza bir iç çekişle tüm acılarını kendinize çekersiniz acı, sigara dumanı gibi yayılır ciğerlerinize kalbinize yakıcı bir hazla keser nefesinizi..

Acısı hafifleyen buzdan adamlar sıkılır varlığınızdan her gün ayna’larını görmek istemeyen hırçın prensler gibi sırtlarını dönerler kibirlerinin rüzgarından düşersiniz ayna misali her bir yeriniz paramparça..

Kalkar kırık ruhunuzla karanlığa çekilirsiniz ve bir zamanlar ödünüzü kopartan karanlık şimdi şefkatli bir anne kucağı gibi sıcak ve bir baba evi gibi güvenlidir

Buzdan adamlar yürürken arkalarından bakarsınız ateşten ayak izlerine

Tamir edin ruhunuzu ateşin sönmemek için ihtiyaç duyduğu pervanelersiniz siz ateşe aşık buzdan pervaneler…

ÖZGÜL BERKTAŞ

 

21 Temmuz 2014
bosluk

Gün Doğmadan Neler Doğar

İnsanlar belli amaçlar doğrultusunda doğar , yaşar ve ölürler. Kimisi yaşamını planladığı şekilde devam ettirirken maalesef kimiside planladığı hayatın dışında kalmak zorunda dır. İşte insanın hayatını planladığı planın tutmadığ sekteye uğradığı durumlarda kullanılan bir atasözü olsa gerek.

 

Hayat mutluluklar ve güzelliklerin beraberinde maalesef acı ve hüznüde getirebiliyor. Çok mutlu hissettiğimiz bir anda aldığımız bir haberle birden bire tüm halimiz değişip içimizi bir karamsarlık sarabiliyor. Ve ya düşünün çok güzel bir eğlencedesiniz ve bir aksilik sizi buluyor daha beş dk önce kahkaha atarken şimdi koca bir hüzün. İşte demek ki şu sonuca ulaşmak mümkün umutsuzluk ve karamsarlık hayatımızın her safhasında bizimle birlikte olabilir. Peki umutsuzluk ve acı bize bu kadar yakınken ondan korkmak sizce doğru mu? Hayata hep olumlu bakabilmek aslında çok güzel bir şey. Her olumsuzluk içerisinde çıkarılabilecek mutlaka iyi bir yan vardır. Hiç bir şey olmasa dahi umut vazgeçilmez bir olgudur bizim için. Umut fakirin ekmeğidir,umudunu yitirme gibi deyim ve atasözleri hep umudun bir yerde var olduğunu bize anlatmak içindir. Bazen çok olumsuz muş gibi görülen şeyler aslında ileride bizlere iyi sonuçlar verebilir. Ya da olumsuz bir şey zamanla düzelme göstererek olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin hastanede amansız bir hastalığa yakalanarak yatan bir kişi tam da umutların bittiği bir anda iyileşip tekrar aramıza dönebilir. Veya sınavdan düşük alan bir öğrenci tüm umudunu yitirebilir ama çabaladığında diğer sınavdan yüksek alarak telafi edebilir. İşte arkadaşlar henüz her şey kesin olarak bitmeden neyin ne olacağını bilemeyiz.

İşte arkadaşlar örneklerdede  belirttiğim gibi hayatın ne getireceğini asla bilmeyiz.

19 Temmuz 2014
bosluk

10 KASIM

Bugün günlerden 10 kasım, yapraklar oynamıyor, büyük bir sessizlik şehrin üstüne çökmüş, insanların ağzını bıcak açmıyor. Bugün günlerden 10 kasım bir kurtarıcının aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Öksüz kalan vatan topraklarında gözyaşları sel olup akıyor. Samsun öksüz , Erzurum öksüz, Sivas öksüz, tüm memleket öksüz… Yüzümüzdeki sonsuz umut ışığı tebessüm, yerini mateme bırakmış, Bu gün günlerden 10 Kasım ve bizler yalnız kaldık.

 

Ne güzel de şahlandırmış vatanı değil mi Samsundan anadoluya gelişi bir yiğidin her şeyi göze alması, kendini ülkesine adaması… Yavaş yavaş kurtarırken vatan toprağını düşmanlardan, bir bir yeniyordu dünya devletlerini. Savaş meydanlarında öyle bir şahlanıyordu ki Malazgirtte Alpaslan, İstanbul’un fethinde Fatih gibi. Karanlıkları bir bir aydınlatıyor. Savaş bitti diyoruz tam ama o asla durmuyor. Esas savaş şimdi başlıyor diyor. Cahilliğe, haksızlığa,fakirliğe karşı açılan amansız bir savaş. Önce ilkelerini belirliyor sonra beraberinde inkılaplar. Derken ülke birden bire şahlanıyor. Herkesin umudu, ekmeği,suyu her şeyi Mustafa Kemal oluyor. İşte ayrılık vaktı geldi çattı. Hiç kimse kabullenmek istemiyor onun öldüğünü, hiç kimse ona ölümü yakıştıramıyor. Oysa yapacak o kadar şey vardı ki…

Bugün günlerden 10 Kasım herkes onu öldü zannediyor bilmezler ki aslında o şuan yanımızda,ilkeleri ile inkılapları ile hala bize yol gösteriyosun. Biliyorum sen istemezdin üzülmemizi. Sen bu ülke için kendini adadın bizde senin gösterdiğin yolda çalışacağız Atam. Hep kalbimizdesin, hep yanımızdasın

17 Temmuz 2014
bosluk

Ana Dili Öğretiminde Kullanılan Yöntem ve Teknikler

 

 

Öğrencilerde istendik davranışların gelişmesini sağlamak için öğrenme konusunun uygun yöntem/lerle sunulması esastır. Ancak bu yolla öğretim programında öngörülen bilgi, beceri ve alışkanlıklar öğrencilere etkili bir şekilde kazandırılabilir.

Dil öğretiminde, bazı yöntem ve teknikler özellikle tercih edilir. Ancak bu yöntem ve teknikler dilin bütün beceri alanları için uygun olmayabilir. Okuma, dinleme, anlama, anlatma gibi ana dili etkinliklerinin her birinin kendine has özellikleri vardır. Bu bakımdan bu beceri alanlarında farklı yöntem ve tekniklerin kullanılması kaçınılmazdır.

Ayrıca her dersin kullanacağı kendine has yöntem ve teknikler vardır. Bir dersin işlenmesinde uygulanacak yöntemler konunun ve yetiştirilecek öğrencinin özelliklerine göre değişir.

 

Yöntem ve tekniklerin seçimi ve kullanımı sırasında ilköğretim çağındaki çocukların somut işlemler döneminde bulunduğu ve zihinsel süreçleri işe koşmaktan çok, duyu organları aracılığıyla öğrendiği göz önünde tutulmalıdır. Psikolojinin verilerinden hareketle ana dili öğretiminde basitten karmaşığa, kolaydan zora; yerine göre özelden genele, genelden özele; parçadan bütüne, bütünden parçaya doğru bir yol takip edilerek değişik yöntem ve teknikler kullanılabilir. Bu açıdan bakıldığında öğretim yöntemleri, tüme varım ve tümden gelim olmak üzere iki ana grup halinde toplanabilir:

“İnsan zekâsının işleyişi, ister gerçeği araştırsın ve bulsun, ister onu ispatlasın ve nakletsin daima aynıdır. Şu halde tüme varım ve tümden gelim yöntemleri, aralarındaki amaç farkına rağmen, aynı zamanda hem araştırma hem de öğretme ve öğrenme yöntemleridir. ”(Carrier, Ozouf, 1964, s. 19)

Tümden gelim mantıkî (usa vurmayı gerektiren), tüme varım ise tecrübî (yaşantıya dayanan) bir yöntemdir. Pedagoji bilim olmaya başlayıncaya kadar birincisi, daha sonra da ikincisi kullanılmaya başlanmıştır. Tümden gelimin bir yöntem olmadığı; mantıkta bir muhakeme usulü olduğu düşünülse bile bu doğru değildir.

Üçüncü olarak bu iki yaklaşımın eklektik bir anlayışla bütünleştirildiği Karma Yöntemden söz etmek de mümkündür. Karma yöntem, zihnin bu iki işleyiş tarzına da yer veren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın temeli ise, tüme varım ve tümden gelim yaklaşımlarına dayanır. Yani zihin bazen genelden özele doğru, bazen de özelden genele doğru işler.

             

Yrd. Doç. Dr. Mehrali Calp……

 

 

Ana Dili Eğitimi ve Öğretiminde İzlenecek Yol………….

Dilin Kazanılması İle İlgili Kuramlar……

Dilin Kazanılması İle İlgili Görüşler………….

 Sosyal Katagoride Dilin Kazanılması………

11 Haziran 2014
bosluk

Cümlede Kavramlar

 

a.Öznellik(subjektif):

Kişiden kişiye göre değişen,beğeni,taktir ya da yergi içeren kanıtlanabilirlik özelliği olmayan ifadelerdir.Sanatsal ifadeler,yorumlar, beğeni,benzetme ve eleştirilerin hepsi özneldir.

ÖR:”Ressam bu tablosunu özenerek yapmış.”

“Güneşin doğuşu da batışı da muhteşemdir.”

“Gülmek ona çok yakışıyor.”

b.Nesnellik(objektif):

Bilimsel veri ya da istatisliklere dayanan ölçülebilir,kanıtlana- bilir ifadelerdir.Nesnel cümlelerde eleştiri beğeni,yorum gibi duyguların ve sezgilerin karıştığı ifadeler bulunmaz.

ÖR:”Ressam bu tabloda sarı renklere ağır- lık vermiş.”

“Y.Kemal ”Ok” şiirinde hece ölçüsünü kullanmıştır.”

“Kitap birbirinden bağımsız dört bö- lümden oluşuyor.”

c.Eleştiri:

Bir edebiyat veya sanat eserini çeşitli yönleriyle inceleyip açıklamak,anla- şılmasını sağlamak için yapılan değerlen- dirmelerdir.Eleştiriler kişisel beğeni ifade ettiği için öznel yargılardır.Eleştiri(kritik) olumlu yada olumsuz olabilir.

ÖR:”Kelimenin tam anlamıyla o bir şiir ustası.”

“Neresinden tutsan elinde kalıyor bu kitap.”

“Atatürk çok güzel konuşan,etkileyici bir hatipti.”
NOT.1:  Her değerlendirme bir eleştirinin sonucudur.Eleştiri her konuda yapılabildiği halde ”değerlendirme” genellikle bir esere yönelik olarak yapılan olumlu ya da olumsuz nitelik taşıyan eleştirilerdir. Değerlendirmeler nesnel ya da öznel olabilir.

NOT.2: Başkalarından aktarılan görüşler nesneldir.

NOT.3: Benzetmeler,kişileştirmeler ve duygusal anlatımların hepsinde öznellik vardır.

e.Karşıtlık:

Birbirine zıt iki durumun,ola- yın,aynı cümlede bulunmasıdır.Karşıtlıkla olumsuzluk karıştırılmamalıdır.Ağlamak Gülmek karşıtlıktır ancak ağlamak-ağlamamak;gülmek-gülmemek iki eylemin olumsuzudur.

ÖR:”Serhan iyi bir arkadaş ama kötü bir sırdaştır.”

“Keloğlan,çelimsiz,bakımsız,sıska bir insan olmasına rağmen elinden bir hayli büyük işler gelir.

” Hakimin yüzündeki sert ifade küçük kızla konuşurken yerini gülümsemeye bırakmıştı.
NOT.5: Karşıtlık iki zıt olayın bir cümlede olma durumudur.Bu zıtlık bazen zıt anlamlı sözcüklerle sağlanabilir ancak karşıtlık için ille de zıt anlamlı sözcüklerin olması gerekmez.

f.Karşılaştırma:

En az iki eser,varlık,kişi ya da kavramın benzer veya farklı yönleri- nin birbiriyle kıyaslanmasıdır.Karşılaştırma bildiren cümleler bir varlığın başka bir varlıktan herhangi bir yönden daha iyi, daha kötü ya da onunla aynı düzeyde oldu- ğunu belirtir.

ÖR:”Sinema da tiyatro gibi görmekle ilgilidir.”

“Onun romanlarında,öykülerinde de dil ön plandadır.”

“Beyazın adı var esmerin tadı var.”

h.Varsayım:

Geçici olarak kabul edilmiş görüş ya da önermedir.

ÖR:”Tut ki Ankaralı değilim,ne çıkar bundan?”

“Bu sözleri sana hiç söylemediğimi farzet.”

“Diyelim ki dediklerini yapmadım bana ne yapabilirsin?”

ı.Tahmin(olasılık):

Bir durum ya da olay hakkında ”tecrübelerine” ya da “sezgiye” dayalı olarak fikir yürütmektedir.

ÖR:”Kim bilir yaşasaydı ne olgun eser- ler verecekti.”

“Pasta çok güzel olmuşa benziyor.”

“Yarın akşamki yemeğe onlarda gele- bilir.”

j.Öneri:

İnsana yararlı olacağını düşündüğümüz tekliflerde bulunmaktır.

Örnekler: Ayağını yorganına göre uzat.

Şiire düz yazıya doyduktan sonra yönelmelisiniz.

Ders çalışırken yüksek sesle müzik dinlememelisiniz.

Örnekler: Dostluk okudukça artan bir kitaptır. (öznel tanım)

Sanat, yalanı, yaşamda olamayanı gerçeğe dönüştürme çabasıdır. (öznel tanım)

Sıfat; isimleri çeşitler yönden niteleyen ya da belirten kelimelerdir. (nesnel tanım)

Bir sanat eserinin iyi ya da kötü yanlarını ortaya koymaktır eleştiri.(nesnel tanım)

k.Tanım

Bir nesnenin ya da kavramın belirgin özelliklerini ortaya koyarak onu açıklamaktır.Üzerinde durulan kavrama (sanat, sıfat, dostluk vs) Bu nedir? Diye sorduğumuzda cevap almamız şarttır.

* “Gül tabiattaki çiçeklerin bir özetidir.” cümlesi tanımın içeriğine uymadığı için ( gülün özellikleri söylenmediği için) bir tanım cümlesi değildir. Gül mis kokulu bir çiçektir cümlesi ise belirgin özelliklerinden bir tanesi dahi olsa söylendiği için bir tanım cümlesidir.

Örnekler: Aşağıdaki cümleler birer tanım cümlesi değildir. Roman çok sevilen bir türdür. Sanat, bize bizim göremediklerimizi göstermelidir. Eleştirmenler, eleştirilerinde tarafsız yani objektif olmalıdır.

l.Üslup (tarz, stil, teknik):

Bir yazarın görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliğidir. Yani duygu ve düşüncelerini nasıl anlattığıdır. Kelime seçimi, cümle kurgusu yazarın üslubuna ait özelliklerdir Üslup cümleleri “Nasıl anlatmış?” sorusuna karşılık verir.

*Bir ressamın üslubu nasıl ki renkleri kullanımıyla ve çizimiyle ilgilidir; bir yazarın üslubu da dili kullanma şekli ve sözcük seçimiyle ilgilidir Örnek: Donuk, sıradan bir anlatımla sunar romanı. Ağdalı ve anlaşılması zor cümleler kullanması romanı sıkıcı kılıyor. Ses ve müzikal unsurlarla doğallaştırdığı anlatım, yaşadığı devre göre son derece açık ve sadedir.

m. İçerik:

Bir eserde nelerden söz edildiğinin belirtilmesidir. Temaları, konuları, kahramanları (ayrıca eserde geçen kişilerin rolleri, yaşadıkları yer ve mekan vb ) açıklayan cümlelerdir.
Örnekler: Onun bütün şiirlerinde buram buram Anadolu kokar. Sevgi ve umutlarını dökmüş şair bu mısralara. Yaşamın, hayatın ve aşkın güzelliklerini öven şiirlerinde daima insana mutluluk aşılamıştır.

 

 

 

10 Mayıs 2014
bosluk

Cümlenin Taşıdığı Duygular

a.Hayıflanma:

Acınmak,üzülmek,yerinmek ya da kaçırılan bir fırsattan dolayı esef etmek demektir.

ÖR:”Keşke annemin değerini o hayatta iken bilseydim.”

“Nasıl geçti habersiz O güzelim senelerim.”

b.Çaresizlik:

Elden bir şey gelmemesi, çaresiz olma durumudur.

ÖR:”Çileli doğmuşum zaten ezelden Hasrete alıştım ne gelir elden.”

“Zulüm diken gibi bürümüş kenti Boynu bükük kalmış mor menekşem.”

 

c.Yakınma:

İçinde bulunulan durumdan memnun olmamak,şikayetçi olmaktır.

ÖR:”Bir de sözüme kulak verse.”

“Oysa günümüzde artık masalın sade- ce adı kaldı.”

“Bu çocuklar dur durak bilmiyor.”

 

d.Sitem:

Sevilen,güvenilen bir kimseye karşı,yaptığı hareketin ya da söylediği sözün,üzüntü uyandırdığını öfkelenmeden belirtmektir.

ÖR:”Sen de mi Bürütüs?”

“Güvendiğim dağlara kar yağmış.”

“Bir ibadet gibi beklerim burada Selam vermeden geçer sevgili.”

e.Takdir Etme:

Bir kimseyi yaptığı bir işten dolayı övmek.

ÖR:”Bu yazarımız yıllarca bıkmadan usan- madan çalıştı.”

“Tablo dediğin böyle olur.”

“Bu türkü bundan daha iyi yorumlana- mazdı.”

f.Umut:

İçinde bulunulan olumsuz duruma karşın gelecekte bazı şeylerin düzeleceğine inanmak.

ÖR:”Varsın zulüm bütün dünyayı sarsın Varsın sevinçler başka bahara kalsın.”

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet bizim elbet bizimdir

Gün doğmuş,gün batmış ebet bizimdir.

g.Yaşama Dileği:

Neşe,sevinç,hayattan keyif alma.

ÖR:”Bugün hava güzel İçim içime sığmıyor.”

“Ne güzel dönüyor çemberim Hiç bitmese horoz şekerim.”

h.Karamsarlık:

Hayata ya da içinde bulu- nulan duruma kötümser olarak bakmaktır.

ÖR:”Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım Gün kasvet,gece kasvet”

“Ne göz yaşı avutur gönülleri Ne bir müjde güldürür bu yüzleri”

 

10 Mayıs 2014
bosluk

Dost Kara Günde Belli Olur

 

 

Dostluk dediğimizde aklınıza ilk ne gelir bilmiyorum ama benim aklıma iyi kötü günümüzde her zaman yanımızda olan bizi seven bize saygı gösteren değerli arkadaşlıklar geliyor. Akıttığımız her damla gözyaşımızı silen bizi dinleyen derdimize ortak olan fedakâr arkadaşlıklar geliyor.

 

Dostluk kavramını arkadaşlıktan ayıran birçok değer vardır. Okula ilk başllaığınız anı hatırlayın çevrenizde ne kadar çok insan vardı değil mi ama şimdi baktığınızda çevrenizdeki insan sayısı giderek azaldı. Veya sıkıntı yaşadığınız bir anı hatırlayın. Kimler yanınızdaydı kimler sizinle ağladı ve kimler size destek oldu. Eminim bir elin parmağını geçmez. Yanılıyor muyum yoksa?  İşte dostluk böyle bir şey. Şimdi düşünelim çevremizi hayal edelim anılarımızı gözden geçirelim acaba gerçek dostlarımız kimler. Gerçek dostlarımızı tam olarak tanıyor muyuz? Galiba biraz tereddütte kaldınız. Haksızlık etmek istemem haklısınız şuan etrafımızda bizlere gülen, bizlerle güzel vakitler geçiren o kadar çok arkadaşımız var ki zorlanıyoruz gerçek dostumuzun kim olduğunu seçmede. Peki, size şöyle bir öneride bulunsam. Hani bir atasözünde diyor ya “Dost kara günde belli olur” bizde yaşadığımız kötü anlarımızı hayal edelim. Yaşadığımız sıkıntıları gözümüzün önüne getirelim. Her sıkıntımızda yanımızda olan her defasında bizi yalnız bırakmayan kişi ya da kişiler kim?

 

İşte gerçek dostu uzaklarda aramayalım. Gerçek dost yanı başımızda, dar günümüzde daima bizimle. Ataların dediği gibi kara günde hep yanı başımızda. Gördüğünüz gibi arkadaşlık ve dostluk bambaşkadır. Sizlerde dostlarınızın kıymetini bilin en zor günlerinde sizde onların yanında olun.

25 Nisan 2014
bosluk

Görünen Köy Kılavuz İstemez

 

Çogu zaman bir şeylere ulaşmak isteriz. Bazen bu istediklerimiz hemen yanıbaşımızdadır bazense çok uzaklarda. Kimi zaman elimizi uzatır bir kelebek misali konar avcmuza kimi zamansa bir avcının elinen kaçmış ceylan misali peşinden sürükler bizi en onulmaz diyara. Gördüklerimi duyduklarımız yön verir hayatımıza ve çoğu zaman bir başkasına muhtaç oluruz.

Olayları yorumlarken hep hata yapmaktan korkmuşuzdur. Başkalarınıın görmesi ve duyumu ile gelen bilgiler bizi şüphelere düşürür. Ve bu bilgilere karşı her zaman ehemmiyetli oluruz çünkü emin değilizdir. Emin olmaığıız bilgiler bize ve birbaşkasına zarar verir. Peki bizim gördüğümüz birebir şahit olduğumuz olaylar… İçimize şüphenin olmaıığı yalın gerçekler…İşte tam da bu gibi birebir şahit oluğumuz olaylarda kullanığımız bir atasözüdür. Örnegin bir öğrenci tam okulun herhangi bir eşyasına zarar verirken birebir şahit oluyoruz. O çocuk turlü yalanlar söylesede olay ortadadır hrhangi bir şahide de gerek yoktur. Görülen köy klavuz istemez. Bir başka örneğe bakacak olursak mesela bir arkadaşımız bir konuda bize yalan söylüyor.Ve bizim farkımıza olmadan başka birine bize söylediği yalanı anlatıp nasıl kanıırığını anlatıyor bize tüm bu konuşmalara şahit oluyoruz. İşte bu saatten sonra o lafı kıvırmaya çalışsa da söylediklerini kulaklarımızla  duyduk ve birebir şahit olduk yani görünen köy kılavuz istemez.

İşte arkadaşlar örneklerde de gördüğümüz gibi bazen açıklamaya dahi gerek kalmayan olaylar meydana gelir çevremizde. Gerçkler olduğu gibi gözler onündedir. Ve doğrulardan kaçışın olmaığı an gelir kapınıza

20 Nisan 2014
bosluk

Tok Açın Halinden Anlamaz

 

 

İnsanlar hayata geldiklerinde farklı standartlarda  yaşarlar. Çevrenize baktığınızda herkesin ne  fakir oduğunu  ne de herksin zengin olduğunu göremezsiniz. Zıtlık üzerine kurulu olan dünyada kadını erkekler siyahı beyaz nasıl kuşatmışsa zenginlikle fakirlikte hayatımızın en önemli  öğesi olmuştur.

 

Çevrenimize baktığımızda nice fakir insanların bir  ekmeğe muhtaç yaşamakta olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında nice zenginlerinde zevk sefa içerisinde luks bir hayat yaşadıklarını biliyoruz. Bu sosyal dengesizliğin kaynağını aramakla elimize pek te bir şey geçmez. Peki bu dengesizliğe bir çözüm aramak isterseniz? Şevkinizi kırmak istemem doğrusu; ama size şunu diyebilirim ki insanlardaki bu azla yetinmeyip daha fazlasını isteme nefsine hakim olama duygusu olduğu sürece bunu başarabilmek imkansızdır. Peki bireysel olarak böyle boş boş oturacak mıyız derseniz elbette hayır. Öncelikle bizler elimizde var olan şeylerin, sahip olduklarımızı korumalı ve değerlerini bilmeliyiz. Bugün evimizde bir tencere yemek pişiyorsa komşularımızıda düşünmeliyiz. Bizler sıcacık yatağımızda yatarken kalacak yerleri olmayan insanları düşünüp dua etmeli ve şükretmeliyiz.

 

Evet arkadaşlar toplum arasındaki bu dengesizlik maalesef ki bizleri insane olma yolundan her geçen gün bir adım daha uzaklaştırıyor. Bizler çevremize karşı daha duyarlı olmalıyız. Elimizdekinin değerini bilmeli ve insanlara yardım etmeliyiz. Son olarak şunu da söylemeliyim ki bizler her ne kadar dediklerimizi yapsakta empati kurmakta zorlanırız. Tam olarak ne düşündüklerini, hislerini anlamamız zordur. Onları tam olarak anlamak için onların yaşadığı hayatın bir parçası olmalıyız.

 

Galip Hatip

17 Nisan 2014
bosluk

Ne Ekersen Onu Biçersin

 

 

Hayat her ne kadar uzun bir yol gibi görünsede onu uzun yapan geçmişimizde bıraktığımız güzel anılardır. Ve geçmişimiz sayesinde anlam kazanmaya başlar hayatımız. Nice uzun  yollardan geçer ve nice maceralara atılırız. Zaman zaman ağladığımız günler olur ve zaman zaman da güldüğmüz günler. Yani bugün geçmişe heer bakığımızda kendimize bir ayna tuttuğumuzun farkına varmalıyız.Çünkü geçmişimiz bizim yansımamızdır. Birbaşka ifadeyle geçmişümiz bir tarla misali zamanında ne ektiysek bugün de onu biçecegiz

 

İnsanlarla iletişime geçtiğinizde veya bir insana iyilik yahut kötülük ettiğinize iki kere düşünmekte fayda var. Çünkü unutmayınız ki sizin davranışlarınız ilerde onun size nasıl davranması gerektiğine emsal oluşturacaktır. Bir çocuk yetiştirirken de bu böyle. Sen nasıl bir çocuk yetiştirmişsen ileride o çocuk senin yetiştirdiğinden farkı olmayacak. Birbaşka örnek verecek olursak ders çalışan bir  öğrenci ile ders çalışmayan bir öğrnci sınavdan sonra alacakları not farklıdır. Çalışan öğrenci emeğinin karşılığı olarak yüksek not alacak ama çalışmayan yani mecazen tarlası  boş kalan öğrenci ise hiç güzel bir not alamayacakır.

 

İşte arkadaşlar örneklerde de görüldüğü gibi hayatımızı yaşamamız bir  anakaar  ondan sonrası davranışlarmızın yeniden bize dönmesi şeklinde devam eder.  UNUTMAYALIM hayat bir merdiven gibiddir merdiveni kurarak tırmanırız ve geri inişte bizim kurugumuz merdiveenden lacaktır onun icin sağlam bir hayat kuralım ki ineceğimiz merdiven de sağla olsun

 

 

15 Nisan 2014
bosluk

Umudum Yeni Çiçek Açtı

Umut hayattan bir şeyler beklemek ya da hayata el açıp dilenmek olsa gerek. Biraz zavallıca biraz acınası. Umutlarım yaşımdan büyük, yaşadıklarımdan küçük. İkisini nasıl eşitleyeceğim  doğrusu bilemiyorum.

Büyük bir zindanda tek başına hapsedilmiş gibiyim. Yeni dikilin bir gül fidanını bir avuç toprağa ve bir damla can suyana özlemi gibi camdan dışarıya bakıyorum elimi uzattığımda elimden tutacak bir baka ele…Babaları ve annelerin çocuklarına sarılmalarını her gördüğümde içimde ayrı bir sızı oluyor. Çöp dolu nehirlerde boğuluyorum gibi, biraz kirli biraz nefessiz ve elimi atacağım bir dalın olmadığı o iğrenç çöp dolu nehirlerde…Çok çalışacağım, işte o an geldi, aklıma  tüm bu çaresizliklerimi getirerek kurtulma yolları aradım. Öncelikle ileride keşkelerim olmaması için güzelse hayata sıkı sıkı sarılarak okuyacağım ve ileride güzel bir meslek sahibi olacağım. Benimde o özendiğim hayatlar gibi sorunsuz sevgi dolu bir ailem olacak ve bende toplumda önemli bir yere geleceğim. İyi bir insan olacağım, herkese yardım edeceğim o boğulduğum çöp nehirleri tertemiz edeceğim.

Bir avuç umudun hayatımı değiştirmesi ve bana bu kararları aldırması o kadar güzel bir duygu ki.  Şunu fark ettim ki meğerse benim sıkıntılarım, üzüntülerim değil umudum yokmuş hayata karşı ondan hep böyle kırılganmışım ama şimdi bakıyorum da ne güzel şeymiş umut kurmak insanın hayata olan gücü artıyor. Umudunuzu hiç yitirmeyin olur mu?

 

Melek Gökdemir

 

 

7 Nisan 2014
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Sitemizin Android Uygulaması

https://yadi.sk/d/GVRspX7eWrhcP

Bizi Facebookta Bulun

ANKET

Hangi Takımı Tutuyorsunuz

View Results

Loading ... Loading ...

 

Eylül 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ağu    
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930