Yaşasın Tatil

 

Hayatımız da günlük yaptigimiz çoğu şey zamanla rutinlesmeye başlar. Her sabah kalkariz kahvaltı yap, eşyalarını topla , koşttur koştur okula git , zil çalar teneffüse çık geri içeri gir falan falan hep aynı şeyler. Bu sıkıcılik içerisine tatil bizler için bulunmaz bir fırsattır.

 

Tatilin yaklaşması içimizde ayrı bir heyecan oluşturmaktadır. Eminim ki şimdiden hemen hemen hepiniz güzel bir plan hazırlamışsinizdir. Benim planım sabah geç saatlere kadar yatmak, köye dedemlerin yanına gitmek . Daha sonra tekrar eve gelip özgürce gezmek oyun oynamak. Tatlilleri oldum olası sevmişimdir. Hayatımın en güzel günleri hep tatil günleri olmuştur. En güzel anılarım tatiller de yaşamısimdir. Tatillerde en sevdiğim şeylerden birisi de hiç kuşkusuz ailemle aynı kahvaltı masasına oturup güzel bir kahvaltı yapmaktır. Akşamları ise hep beraber ailemle tv izlemek. Okul zamanı erken kalktığım ve erken yattığım için ailem ile vakit geçirmeye pek zaman olmuyor tatiller bulunmaz bir fırsat benim için. Tatillerde gezmeyi de çok severim ailemle başka şehirlere akrabalarımızın yanına gitmeyi onlarda kalmayi şimdiden çok özledim. Birde bizim oralarda düğünler felan hep tatil zamanlarında olur. Tüm arkadaşlarım akrabalarım hepsi orada olur . Dilediğince eylenir güzel zaman geçiririz. Düşünüyorum da keşke her günümüz tatil olsaydı. Beraberinde aklıma şu soru geliyor; acaba Nasıl olur du. Bence ilk başta iyi bir fikir gibi görünse de eminim tatili n o heyecanı kalmazdı . Bu şuna benziyor aslında. Muz yemeyi çok seviyoruz. Fakat gunde 5 tane muz yesek artık o sıradanlaşir. Önemsizleşir.

 

Evet arkadaşlar önümüzde güzel bir tatil var. Önümüzdeki bu tatili en iyi şekilde değerlen dirin. Gezin .oynayin. Yeni eğitim yılında moral olarak en güzel şekilde okullara gelin.

21 Aralık 2014
bosluk

Mutluluk

Mutluluk

 

Bazen durduk yere gülmek gelir içinizden. Sebebi yokturdur içimizde garip bir duygu bazen se güzel bir haber alırız içimizi bir huzur kaplar. Yüzümüz gülmeye başlar bazen de gözlerimizin içi. Iste her nekadar tarifini yapamasam da bu duygunun adı mutluluktan başka bir şey degildır.

 

Insanin hayata gelişinin bir amacı vardır. Kendisi ve çevresi ile uyum sağlamak, topluma faydali olmak. Mutluluk öncelikle kendi içimizde başlar. Kendimızle barışık isek , sorunlarının üzerinden gelebiliyorsak mutluluk bize uzak değildir. Bazen bir eşyaya sahip olmak bizi heyecanlandirir içimizde güzel duygular oluşur. Kimi zamansa bir başkasının varlığı bizlere sevinç verir. Akşamları başınızı yastığa koyduğunuz da hayal ettikleriniz ve yaşananların hatırlanması bizlere mutluluk verir. Çevremizde bizleri mutlu edecek okadar çok şey var ki arkadaşlar . Önemli olan ne kadarının farkındayız. Günümüzde haberlere baktığımızda trafik kazaları, savaşlar, cinayetler, yolsuzluklar, bizlerde negatif etki oluşturur. Bizleri karamsarlığa sürükleyen bu haberler zamanla stresli, kendisi ve toplumla barışık olmayan insanlar oluşturur ve bu da içimizdeki mutluluğu yok eder. Çevremizde çıkan kavgalar, anlaşmazlıkların temelini mutsuzluk oluşturur.

 

Evet arkadaşlar Çevremizde olanlar içimizdeki mutluluğu yok etmesin. Insanlar severim, değer verelim inanin o zaman mutluluk sizin yanıniz da olacaktır.

20 Aralık 2014
bosluk

Yeni Yıl Yeni Umutlar

Zaman ırmak gibidir akar gider. Bazen yaz olur sımsıcak güneşi ile akar bazen se sonbahar dir kurumuş yaprakları önünde sürükler gider. Zamana hesap sormak gelmez içimiz den yaşanan lar da zaten kederden ibarettir . Geçmişte güzel bir an bıraktık sa ne mutlu , geride göz yaşı varsa keşkeler sarar dört bir yanımızı. Tüm bunların içerisinde zamanin ilerlemesi yeni bir yıla özlem doğurur yeni bir sabah yeni bir özlem.

 

Önümüzde ki günlerde koskoca bir yılı geride bırakacağız acısı ile tatlısı ile. 2014un nasıl geçtiğini anımsakla başlayın öncelikle. Ailemiz de ne oldu kimler aramıza katıldı kimler aramızdan ayrıldı . Ülkemizde neler oldu. Hangi mutlulukları yaşadık hangi acılar la birbirimize kenetlendik ve dünyada neler oldu. Savaşlar, yeni çıkan filmler, açlıktan ölen çocuklar, Yitip giden hayaller. Yahut kazanılan zaferler, güzel projeler,dayanışma . Zaman gerçekten çok hızlı ilerledi akrep ve yelkovan birbirini kovalarken 2014 yaşlı bir insan gibi oldu. Aramızdan ayrılma vakti yakındır. Geçen bir yıl bizlerden neler götürdü ve bizlere neler kattı. Bunun sorgulamasini yapıyorum şimdi. 2014 yılına girdiğimiz de ki heyecan şimdi de var sanki yattık kalktık ve sabah oldu koskoca bir yılın ne kadar çabuk geçtiğini farketmis siniz dir herhalde . Yeni bir yasa girdiniz yeni bir sınıfa geçiniz, yazın tatil yaptınız tekrar okullar açıldı. Ilk sınavlarını zi oldunuz derken ikinci sınavlar ve bakın yeni yıl ilk hediyesi olan ara tatil ile bize merhaba diyor.

 

Yeni yılının şimdiden kutluyorum . Yeni yıl bizlere sağlık mutluluk getirir inşallah. Dünyada kanin akmadigi çocukların ağlamadigi nice mutlu yıllara .

 

 

20 Aralık 2014
bosluk

Kış Mevsimi

Sizin için en güzel mevsim hangisidir bilmem ama bana soracak olursaniz en güzel mevsim kıştir. Etraf bembeyaz olur her yerde masum bir beyaz ağaçların dallarından sarkan kar taneleri göz kırpar bizlere. Dağların tepelerin de sıs çöker beyaz pamuk şekeri gibi

 

Kış Mevsimi beraberinde kar getirir soğuk getirir. Bu soğuk bedenimızi soğutsada yüreğimiz de sıcak vardır. Kış mevsimin en sevdiğim yanlarından bir tanesi de kardan adam yapmaktır. Yavaş yavaş şekillenir önce gövdesi sonra kafası ve en sonun da yüzünü yaparız . Sonra karşısına gecip keyifle bakmak hayatta alabileceğiniz ender zevklerin bir tanesidir. Kartopu oynamanın da ayrı bir zevki olduğunu unutmayalım. Kış günlerinde zaman sobanın yanında kestane pişirmek , güzel sohbetler yapmak ve uzun kış gecelerin de es dost ile bulusmak insana ayrı bir mutluluk verir. Rengarenk eldivenler, şapkalar , kazak lar hepsi yerlerini alır dolaplarımızda. Kimileri için se kış beraberinde bir çok sıkıntı getirir . Bazen yakacak odunu kömürü olmayan insanlar bazense giyecek bir montu olmayan lar. Yine de her ne olursa olsun bir çocuk için Kış Mevsimi çok özeldir. Buzun üzerinde mutlulukla kaymak hayatin tüm zorluklarını unutturur bize.

 

Evet arkadaşlar hepinizin biran önce heyecan ile kar yağmasini beklediğinizi biliyorum . Inşallah yüreğiniz de kar tanesi gibi bembeyaz ve tertemiz olur. Bu arada kardan adam yapmayı da asla unutmayın

18 Aralık 2014
bosluk

Yardımlaşmak

İnsanoğlu varoluşundan günümüze kadar çok çeşitli evreler geçirmiştir. Bu evreler içerisinde insanların en çok etkileşim içerisinde oldukları şey yine bir başka insandan başkası değildir. Uygarlıkların gelişmesinde, büyük devletlerin kurulmasında, sosyal düzenin sağlanmasında, ideal bir toplum oluşturma çabası içinde her zaman başka insanların yardımına ihtiyaç duymuştur. İşte varoluştan günümüze sürekli devam eden bu yardımlaşma insanlığın gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

Yardımlaşmak dediğimizde aklımıza birden çok şey gelebilir. Örneğin bir işi yapmak, bir konuda fikir danışmak gibi. Ama özüne baktığımızda yardımlaşma;  zor bir durumdan diğer insanlarla birleşerek o zor durumun atlatılması diye tarif edebiliriz. Şimdi hatırlayalım hiç işin içinden çıkamadığınız, fiziksel olarak gücünüzün yetmediği ve ya akli olarak anlayamadığınız bir konuda bir başkası veya başkalarından destek aldınız mı? Eminim ki bu desteği almışsınızdır. İşte aldığınız bu destek size uzatılan bir elin yardımından başka bir şey değildir. Örneğin Bir ev yapacaksınız. Tek başınıza bunu yapmaya kalksanız hem çok zamanınızı alır, hem aşırı yorulursunuz hem de belki istediğiniz güzellikte olmaz en kötüsü de hedefinize ulaşamadan yarıda bırakır ve yitip giden emekleriniz arkasından sadece bakakalırsınız. Ama düşünün Bir ev yapacaksınız ve birçok insan size yardıma gelmiş. Kimisi ağaç getiriyor kimisi tuğla, kimisi harç yapıyor, kimisi örüyor. Yapılan iş emin olun ki hem daha kısa sürede bitecek hem de fazla yorulmadan iş yarım kalmadan tamamlanacak. İşte yardımlaşmanın ne kadar önemli olduğunu görmekteyiz.

Yardımlaşmak özellikle Anadolu kültüründe önemli bir yere sahiptir. Anadolu’da imece dediğimiz bu usul eski Türk devletlerinde, milletlerinde toplumsal hayata yön veren bir olgudur. Lonca dernek, vakıf ve benzeri teşkilatlar kurularak toplumda yardımseverliği aşılayan kurumların sıkça bulunması da Anadolu insanının yardımlaşmaya ne kadar önem verdiğini gözler önüne sermektedir.

Yukarıda örneklerde de ifade ettiğimiz gibi yardımlaşmak toplumsal hayatı düzenleyen en önemli olgulardan birtanesidir. Onun içindir ki ne zaman darda, zorda kalan bir insan görsek hiçbir zaman emeğimizi esirgememeliyiz. Bedenen gücümüz yetmiyorsa bile fikren ona destek olabilir; fikren dahi gücümüz yetmiyorsa onun yanında olduğumuzu bile belirterek onu motive edebiliriz. Unutmayalım ki bizlerde her zaman başkalarının yardımına muhtaç olabiliriz.Şunu da unutmayalım ne demiş atalar “Ne verirsen elinen o gelir seninlen) Yapılan her iyilik muhakkak kazancını verir.

 

 

22 Eylül 2014
bosluk

Yaşasın Cumhuriyet

Kaybolan zamanın içerisinde yeni bir başlangıç yapmaktır Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Sömürge devletlerin boyunduruğuna engel olup yeni bir dirişin adıdır cumhuriyet. Çanakkalede bir milletin top yekün tek vücut olması, kafkas cephesinde halkın umudu ve  doğan güneşin en güzel sabahıdır cumhuriyet.

Öncelikle cumhuriyet ne diyecek olursak; Cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönettiği, halkın yönetime ortak olduğu bir yönetim şeklidir. Demokrasinin hakim olduğu ülkelerde kullanılır. Bugün medeni olarak kabul ettiğimiz ülkelerin vazgeçilmez yönetim biçimidir. İşte bunun farkında olan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk meclisi toplayarak 29 Ekim 1923 te cumhuriyeti ilan etmiştir. Cumhuriyetin ilanı ile yetinmeyen Atatürk cumhuriyetçilik ilkesinin gereği olarak cumhuriyeti yaşatmak ve güçlendirmek amacıyla bir çok inkilap yapmıştır. Örneğin;  Tbmm’nin açılarak halkın yönetime katılması, 1921 Anayası ile 1924 anayasasının meclis tarafındankabul edilmesi. Cumhuriyet rejiminin ve demokrasının gereği olan çok prtili hayata geçiş.Halifeliğin kaldırıması ile rejime karşı oluşacak tehditin kaldırılması. Gibi birçok inklap yapmıştır.

Mustafa Kemal’in zor şartlar ile kurduğu cumhuriyet ve bu cumhuriyeti yaşatmak amacıyla yaptığı inkılaplara sıkı sıkı sarılmalı ve halkın yönetime olan ortaklığını pekiştirmeliyiz. Bizlere düşen görev ulu önderin izinden giderik onun gösterdiği hedeflere ulaşmaktır.

 

8 Eylül 2014
bosluk

Taşıma Su İle Değirmen Dönmez

Taşıma su ile değirmen dönmez atasözü toplumsal kurallardan birisi olan çalışmak üzerine yoğunlaşılan bir konudur. Bu atasözünde kısaca bir şeyin kaynağı bizde olmazsa yapılan her türlü eylem bir gün muhakkak son bulacak daha da kötüsü o eylemin başarılı olamayacağı ifade edilmektedir. Gerçekten de çevremize baktığımızda eğer ki bir işin kaynağı yanımızda değil de ödünç ya da dışa bağımlı isek her yönden zarar etmiş oluruz. Bu zarar belki kısa vadede karşımıza çıkmada uzun vadede muhakkak bizi etkiler.

Özellikle kaynaklarımızı kullanırken ve ya bir işletmede iş yürütürken işletme için gerekli olan her şeyin kolay ve devamlı temin edilebilir düzeyde olmalıdır. Örneğin bir inşaat yapacağız. Normalde 5, 6 kamyon kuma ihtiyaç var ama biz azar azar , küçük küçük parçalarla ordan burdan kum getirmeye başlarsak hem maddi olarak hemde zamandan büyük kayıp aşarız. Daha da önemlisi belki o malzemeyi temin de edemeyebiliriz. O zamanki zaman ve enerji de yapılan israf çok olur. Ya da bir baaşka örneğe bakacak olursak bir ailede çalışan kimse yok komşuları devamlı yardım ediyo, eşi dostu maddi konularda yardım ediyor. Bir evin aylık geçimini sağlayabilmesi için belli paraya ihtiyaç vardır. Bugün birileri o parayı verebilir, belki geçmiştede devamlı yardım aldı peki ya gelecek? Gelecekten emin mi insan o halde düzenli bir işi olmadığı taktirde elbette bir süre sonra sıkıntıya düşecektir İnsan.

Evet örneklerde de gördüğümüz gibi bizler bilinçli insanlar olarak bir iş yapmaya başlamadan önce gerekli eşyalar, malzemeler hepsi tamam olmalı, oradan buradan parça parça alarak iş yürütülmemeli. İş yaparken hem zamandan hem malzemeden hemde emekten yana olarak kaynaklarımızı en iyi şekilde kullanmalı sanayide, tarımda dışa bağlı olmamalıyız.

10 Ağustos 2014
bosluk

Kitap Sevgisi

En son ne zaman bir hikaye okudunuz veya bir roman, ya da en son ne zaman bir hikayenin kahramanına benzemek istediniz, en son ne zaman bir hikaye okurken uyuya kaldınız ve en son ne zaman bir kitabı soluksuzca bitirdiniz? Bu ve buna benzer yüzlerce soru sorabilirim aslında. Cevaplar ise yeni ,bilmem,bir yıl oldu galiba, daha bugün gibi farklı farklı cevaplar gelebilir.  Cevapların farklı olması biraz düşündürücüdür. O zaman şunu kendimize sormalıyız ben gerçekten kitap okumayı seviyor muyum?

Bundan iki yıl önce Ankara büyük bir kütüphaneye gitmiştim. Gidişim aslında biraz tesadüfi oldu. Amcamın orada çalışan memur ile önemli bir işi vardı. Bende onu kütüphanede beklerken birden bire kendimi masallar diyarında gibi hissettim. Her kitap hareket ediyor, konuşuyor, bana gelsin diye can atıyordu. Bense daha önce hiç kütüphaneye gelmemeyişimin mahçupluğu ile hangisini alacağımı şaşırıyordum. O an elime Don Kişot adında bir kitabı aldım ve okumaya başladım. Okumaya yeni başladığım için heceleye heceleye okumaya başladım. Ve birden kitabı bırakamadığımı fark ettim. İşte benim kitaplara olan sevgim o zaman başladı. Şimdi sizlere şunu diyorum sizde kitapları sevmek için bir kütüphaneye gitmeyi mi bekleyeceksiniz. Bence hayır hemen bir kitap alın ve okumaya başlayın belki sıkıcı gelebilir pes etmeyin başka bir kitap okumaya başlayın. Çevrenizdeki insanların önerileri ile başlayın mesela. Kitap okumayı sevdikçe, her şeyi sevmeye başlayacaksınız emin olur. Yeni insanlar tanıyacak  roman,hikaye kahramanlarından yeni dostlar edineceksiniz. Ve emin olun bu dostlar siz istemediğiniz sürece sizleri asla yalnız bırakmayacaklar. Kitap okuyarak başka dünyalara ülkelere kültürlere yolculuk edeceksiniz. İnsanların başından geçen garip olaylara şahit olacak ve inanın çok eğleneceksiniz. Kitaplardaki dünyalar ile hayalinizdeki dünyaları birleştirip belki de kendi hikayelerinizi yazacaksınız.

Evet arkadaşlar kitabı sevmeliyiz. Daha kültürlü, daha eğlenceli,daha donanımlı insanlar olmak için kitabı sevmeli, onlara bir arkadaş, bir dostcasına yaklaşmalıyız. Kendimizden bir parça bulmalı ve kitapla aramızda duygusal bağlar kurmalıyız. Böyle yaparsak kitaplarda bizleri sevmeye başlar ve bizi en güzel dünyalara yolculuğa çıkarırlar. Ve bu birikimlerimizle ileride en güzel meslekleri yaparız. Hayatınızdan kitabın eksik olmadı nice nice günlere.

 

10 Ağustos 2014
bosluk

Karşılıksız Sevmek

Sevmek dünyadaki en şeylerden birisidir. Karşı tarafı kalpten, gönülden bir bağ ile yakınlık kurmak,ilgi göstermek ve yüreğinin bir köşesinde yaşatmak en güzel duygulardandır. Sevmek konusunda bir çok tanım yapmakta mümkündür. Sınırlarını dahi aşan bir olgudur. Kabına sığmayan, haylaz bir çocuk gibi biraz yaramaz birazda afacandır. Sevmek hayattaki en  güzel meslektir.

Sevmek dediğimizde öyle küçük, dar düşünmemek gerekir. Sevmenin temelini insan oluştursa da, insanı sevmenin temeli ise doğayı sevmek, hayvanları sevmek , bitkileri sevmektir. Zaten bunları seven insan için bir başka insanı sevmek hiçte zor olmasa gerek. Sevginin bir sınırı var mıdır diye soracak olursanız, sevmenin bir sınırı olacağını düşünmüyorum. Kaldı ki insan yanında olmayan, görmediği,duymadığı, kokusunu almadığı nesneleri, kişileri dahi büyük bir gönül bağı ile severken belli sınırlardan bahsetmek pekte doğru olmaz. Aslında sevgi soyut bir kavram içimizden gelen tamamen ruh halimizin dışa yansıması gibi bir şey. Bazen de şöyle olabiliyor ama; dışarıdan baktığınız zaman çok sinirli , kimseyi sevmeyen biri gözükse bile içindeki insana olan o sevgi o kadar yüksek olabiliyor ki bunu dışa yansıtamıyor. Onun için sadece bakarak bir insanın sevdiği ya da sevmediği hakkında yorum yapmak açıkçası pek de doğru olmaz. Dinimizde de sevgiye önem verilmiştir. İslam dini sevgi üzerine kurulmuştur. Buradaki sevgi karşılıksız,içten gelen sevgidir. Çıkarı olmayan sahte olmayan sevgidir. Çok sayıda sevgi insanı yetişmiştir. Yunus Emre, Mevlana gibi insanlar yıllarca sevgi aşılamışlardır. Yaratılanı severim yaratandan ötürü anlayışı İslam dünyası ve Anadolu’da yıllarca insanların birbirlerine sıkıca bağlanmasına ,dertlerine ortak, mutluluklarına ortak olmasına neden olmuştur.

Son yıllarda dünyada insanların giderek karamsarlaştığını ve yalnızlaştığını görmekteyiz bunun temel nedeni hiç kuşkusuz insana,doğaya,hayvana, değerlerimize olan sevginin azalmasından kaynaklanmaktadır. Yıllarca bizi birlikte dik, ayakta tutan en özenli şeyin sevgi olduğunu unutmadan bu topraklarda birbirimizi çıkarsızca sevmeli ve geleceği sevgi penceresinden bakmalıyız.

10 Ağustos 2014
bosluk

Sonbahar (Farklı Duygular Mevsimi)

Koskoca bir yeşilin  yavaş yavaş sararmaya başladığı andır sonbahar. Birer birer  yaprakların dökülmeye başladığı yazın o neşeli günlerinin geride bıraktığı doğanın tekrar kabuğuna çekilişinin başlangıcıdır. Hüzün, sevgi,ayrılık ve daha birçok duygunun birbirine karıştığı,  Biraz ağlamaklı biraz da kışın habercisi oluşunun getirdiği hislerle farklı tadlar bırakır insanın yüreğinde.

Sonbahar benim için en çok mutluluk habercisidir. 3 aylık bir tatil bitmiştir. Zaten tatilin ilk bir buçuk ayı çok güzel geçer sonra yavaş yavaş okulu özlemeye başlar insan hele artık aylardan eylül ise okula olan özlem daha da artar. İşte okula olan bu özlemin bitişi olan sonbahar belkide bu yüzden bana mutluluk verir. Tatil için başka başka yerlere giden arkadaşlarım yavaş yavaş gelmeye başlar bizleri okul hazırlıkları telaşı kaplar. Kış mevsimine hazırlanan doğa da ki telam bizlerin üzerinde de aynı telaşı yaşatmaktadır. Biraz hüzünlüdür benim için öğlenlere kadar yatmak artık olmayacak, sabahın erken saatlerinde uyanılacak…  Sonbaharda en çok sevdiğim şeylerden birisi de hiç kuşkusuz havaların biraz serinlemesi ve  kuraklaşmış dağlarımıza,, ovalarımıza gökyüzünden sağanak sağanak yağmurların yağmasıdır. Bu yağmurların altında saatlerce beklesem bıkmam. Doğaya hayat veren yağmur içimdeki yangınları da biran olsun söndürmektedir. Sonbahar biraz daha  telaşlı geçer bizim buralarda. Çünkü önümüzde çetin, siddetli bir kış bizi bekliyor onun için tüm hazırlıklarımızı bu dönemde  bitirmek gerekiyor.

İşte kışa hazırlık,tatilin bitmesi,okulların açılması,havalardaki değişiklik tümüyle farklı bir mevsimdir sonbahar. Sizlerde değişen doğaya bu dönemde ayak uydurun. Baharlık elbiselerinizi dolaptan çıkarın. Yaza göre biraz serin geçecek bir mevsim bizi bekliyor. Bu arada içinizdeki heyecan da bitmesin. Okullar açılıyor ve arkadaşlarınıza kavuşuyorsunuz e e ne de olsa.

 

 

8 Ağustos 2014
bosluk

Zamanın Önemi

Hayatın bir başlangıcı ve tabi birde sonu vardır. Doğumla başlayan yaşam denilen serüven zaman kavramı ile birleşerek hayatı oluşturur ve  başlayan hayatta ölüm ile son bulur.  İşte hayat denilen bu serüvenin içinde aceba biz neredeyiz en başında mı yoksa sona mı yaklaştık.

Zamanın bir ilaç mı yoksa en büyük zehir mi olduğunu anlamak için zamanda bulunduğumuz yerin ayrı bir önemi vardır. Her şeyin yolunda gittiği, sıkıntıların olmadığı; olsa daği hemen çözüme kavuşturulabilen, acıların yaşanmadığı, hayal kırıklıklarının olmadığı bir zaman muhakkak ki insan hayatında zamanın hiç geçmesini istemediği, her şeyin yerli yerinde kaldığı, huzurun ve barışın hakim olduğu bir zaman dilimine kapı aralar. Ama tam tersini düşündüğümüzde hiç bir şeyin yolunda gitmediği,aksiliklerin yakanızı bırakmadığı, maddi manevi tüm sıkıntıların benliğinize yapıştığı bir zaman diliminde ise zamanın hiç geçmediğini hastalıklı bir virüs gibi tüm hücrelerinizi sardığını göreceksiniz. Zaman bu kadar göreceli iken nerde olduğumu seçmek peki bizim elimizde mi diyecek olursak. Evet tabikide bizim elimizde. İnsanların herhangi bir maddi güvence si olmaya bilir ya da farklı hastalıklara tutulabilirsiniz. Svdiğiniz birisi sizi terk etmişte olabilir. İşte tamda bu nokta zamanda milattır. Bundan sonrası önemli olan. Karşımızda iki yol vardır. Birinci yok tüm bu olumsuzlukları kabullenip zamanın bize en büyük ızdırap verdiği, zamanın kölesi olduğumuz bir dünya yaşamak ya da her türlü olumsuzluklara rağmen içimizdeki umudu yitimeden hayatın tüm zorluklarına karşı var gücümüzle çalışmalı,hayata tutunmaya çalışmalı ve her zaman her şeye pozitif bakabilmeyi öğrenmeliyiz. İşte bunu yaparsak zaman  bizim en büyük ilacımız ve hayata bakış açımız olur.

Evet hiç bir zaman şartlar ne olursa olsun umudumuzu asla yitirmemeliyiz. Unutmayalım ki zaman geçmekte ve akreple yelkovan hep hareket halinde. Elimizdeki zamanın kıymetini en iyi şekilde bilmeli ve zamanın bize hükmetmesini engelleyerek biz zamana hükmetmeliyiz. Emin olun yaşam o zaman sizin için daha anlamlı olacaktır.

 

Admin………………..

5 Ağustos 2014
bosluk

Kış ve Kar

Hayat devamlı bir değişim ve akış içerisindedir. Bugün dışarıya baktığımızda gördüğümüz şeyleri belli bir süre sonra görmeyeceğimizi biliyoruz. İşte zaman kavramı ile gelerek hayatımızda değişiklikler yapan en önemli unsurlardan bir tanesi mevsimlerdir. Hayatın sıkıcılığına karşı hayata farklı renkler getiren mevsimlerden bence en güzeli kıştır.

Kış mevsimi ekimin sonu ve aralıkla başlayıp şubat ve mart ortalarına göre yaşadığımız şehirlerde farklılık gösterir. Kış mevsimini en çok sevmemde ki başlıca etken hiç kuşkusuz kar yağmasıdır. Gökten lapa lapa yağan karın altında durup başımı göre çevirerek yüzüme düşen kar tanelerine aldırış etmeden gözlerimi kısarak gökyüzüne bakmam ve beraberinde kurduğum hayaller beni bambaşka bir diyara götürür. Etrafımdaki her şeyin bembeyaz bir örtünün altına saklanması ve karın onların üzerine bir yorgan gibi örtmesiyle bembeyaz bir dünyaya sıkışan masumiyeti görmek beni ziyadesi ile mutlu ediyor. Saflığın azaldığı günümüzde hala bembeyaz yağan karı görmek geleceğe umut veriyor. Kış mevsiminin en çok sevdiğim yanlarından biriside havalar soğuduğundan günümüzün büyük bir kısmını evde geçiririz ailemle hep beraber sofraya oturur yemek yeriz. Yaz aylarında akşam yemeklerinde genellikle beraber olamadığımızdan kış mevsiminde benim içinde bir hasret giderme ayı oluyor. Evet tüm bu iyi yanlarının yanında elbette olumsuz yanlarıda var birileri için. Bazen öyle fırtına ve tipi çıkar ki camdan baktığımda hep maddi durumu iyi olmayan arkadaşlarım gelir aklıma. Aceba yattıkları yerde sımsıcak uyuyorlar mı diye.  Ama her şeye rağmen kış mevsimi en güzel mevsimdir bence. Hele birde çocuksanız daha başka olur. Bol bol kayarsınız, kardan adam yaparsınız ve tabi kar topu oynarsınız.

Evet arkadaşlar kış mevsimini bana saflığı ve temizliği hatırlattığı için çok seviyorum bilmiyorum sizin için kış ne ifade ediyor. Ama şunu söylemek isterim ki tum bu kelimelerde boğulmak yerine her ne olursan olsun yaşama sevincimizi yitirmeden dışarı çıkıp dilediğimizce koşup eğlenelim kardan adamlar yapalım hayallerimizi saf tertemiz karda resmedelim. Gökyüzünde karın, saflığın eksik olmadığı nice kış mevsimlerine.

4 Ağustos 2014
bosluk

Barış mı savaş mı ?

Barış kişiler, toplumlar, ülkeler arasındaki sağlıklı iletişim, uyum,saygı diyebiliriz.En basit şekliyle barışı insan sevgisi demek daha doğru alur galiba. Çünkü insanı seven evini sever , ailesini sever,toplumu sever,ülkesini sever ve dünyayı sever çevreyi sever, hayvanları sever  . Dolayısı ile içinde sevgi olan insan daima barıştan taraftır. İçinde sevginin beraberinde getirdiği merhamet olan insan savaşa uzak durur.

Savaşların çıkmasında birden çok etken vardır. Dünyadaki savaşların temeline baktığımızda savaşlar, bir güç kazanma, hakimiyet kurma ve tabi ki de para kaynaklıdır. Tarih de kimi devletler daha çok toprak sahibi olmak, daha çok kimseye krallık, sultanlık yapmak için savaşlarla ülkesini büyütmüştür. Kimi devletler barışın ancak savaşla kazanılacağını mutlak güç tüm insanları kardeşçe yaşatacağını düşündükleri için savaşlarla büyük topraklara sahip olmuştur. Günümüzde ise kimi devletler zenginlikleri sömürme, yeraltı kaynaklarına hakim olma gibi ekonomik kaynaklı savaşları sözde demokrasi getiriyoruz bahanesi ile kan ve gözyaşı temelli bir ekonomik büyüme sağlamışlardır. Ne var ki savaşların sonun da taraflar bir şeyler kazansa da maalesef sivil insanlar hep ağır yükün altında kalmaktadırlar. Her ne kadar birleşmiş milletler ve diğer örgütler sivil ölümlerini kesinlikle kabul etmeseler de ülkeler bu konuda uyarılsalar da hemen hemen hergün dünyanın bir yerinde masum siviller ve çocuklar ölmektedirler. Savaşların para odaklı olması ve hızla büyüyen ekonomilerinini güçlendirmek, silah sanayini geliştirmek adına insanların, çocukların, bebeklerin kanlarından oluşan zengin bir medeniyet kurmuşlardır. Medeniyetin ismi kanla beslenen zenginler…

Maalesef savaşın olduğu yerde barıştan konuşmak geçmişe duyulan özlemden öteye gidemez. Çünkü  savaşlar olduğu sürece barış asla olmayacaktır. Bizlerde gençler olarak elimizden gelen şey şu olmalı; güzel bir nesil olarak yetişmek. Eğerki bizler insanı seversek, toplumda herkes birbirini severse emin olur sivil insanlar masum çoçuklar ölmeyecektir. Sevgi dolu masum bir dünyada barış ile el ele yaşamak dileğimle…

Admin……………………

 

 

2 Ağustos 2014
bosluk

Doğruluk

İnsanlar birarada yaşamaya muhtaçtır. Birarada yaşayan insanında diğer insanlarla etkileşime girmesi gayet tabidir. İşte insanoğlu zamanla birbiri arasındaki etkileşim arttıkça belirli gurupla ve sonrasında bir takım topluluklar oluşturmuştur. İşte birçok insanın bir arada yaşamasını sağlayan kurallar ortaya çıkmıştır. Bu kurallardan belki de en önemlisi de doğruluktur.

Doğruluk gerçek manada erdemli bir insan olmak isteyen herkesin vazgeçilmezleri arasındadır. Genel olarak doğruluk ne peki diyecek olursak, doğruluk;  var olanı saptırmadan, eki altında kalmadan, gördüğümüz, duyduğumuz veya hissettiğimiz bir şeyi çıkar gözetmeksizin olduğu gibi karşıya aktarmaktır. İletişimin en önemli değerlerinden olan doğruluk toplumsal düzenin mihenk taşlarındandır. Örneğin bir toplum hayal edelim herkesin yaptığı iş başka söylediği söz başka herkes olayları bambaşka yalan yanlış bilgilerle anlatıyor. Şimdi size soruyorum böyle bir toplumda yaşamak ister misiniz? Diyelim ki yaşadınız, peki insanlara olan güveniniz ne ölçüde olur. İşte demek ki ne imiş doğruluktan uzak kalmak beraberinde güvensizliği getirmektedir. Aynı şekilde doğruya sıkı sıkıya bağlanmakta hiç kuşkusuz bizlere güven duygularını aşılamaktadır. Doğruluk kavramı hem toplumsal hem de dinsel olarak öneme sahiptir. İslam dininde de doğruluk, erdem kavramları üzerinde sıkça değinilmiştir. Doğru olan insanların inançla bütünleştiğine ve yapılan ibadetlerin emelinde doğruluk üzerinde şekillendirme olduğunu görmekteyiz. Doğru söz söylemek ve doğrudan yana olmamak muhakkak ki beraberinde yalancılığı getirir ve bilmeliyiz ki yalancı toplumlarda kendilerini aldatmaktan başka bir adım atmış olamazlar. Sadece İslam dininde değil hemen hemen tüm dinlerde doğruluk kavramı önemli bir yeri vardır.

Doğruluğun bizim için bir erdem, fazilet olduğunu bilmeli ve her ne pahasına olursa olsun doğru söylemekten asla geri durmayalım. Yalanın hiçbir zaman büyüğü küçüğü olmaz. Doğruluktan vereceğiniz en küçük bir taviz size olumsuz bir şekilde döneceğini unutmayın. Halk arasında yaygın olan  “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” gibi sözlere aldırış etmeyip doğru bildiğimizi asla saklamamalıyız. Unutmayın ki doğruluk ip gibidir koptu mu bir sefer bağlamak zorunda kalırsınız ama şunu bilin ki her geçtiğinizde düğüme takılırsınız.

 

Galip Hatip

 

 

27 Temmuz 2014
bosluk

Buz ve Ateş

 

Ateşten şehirlerde yasayan buzdan adamlar gördüm her gün yüzlerine sahte sıcak ifadeler takınır ve insanlara sahte anlar yaşatırlar hiçbir zaman gerçek mutluluğu tadamazlar ve yasadığı insanlara tattıramazlar..

Eğer gözlerinin derinliklerine bakarsanız bu adamların zayıf, kirli, yatak altına gizlenmiş birer çocuk olduklarını görürsünüz ve eğer bir kalbe sahipseniz hiç sevilmeyeceğinizi bildiğiniz halde sararsınız bu adamları kollarınıza bir iç çekişle tüm acılarını kendinize çekersiniz acı, sigara dumanı gibi yayılır ciğerlerinize kalbinize yakıcı bir hazla keser nefesinizi..

Acısı hafifleyen buzdan adamlar sıkılır varlığınızdan her gün ayna’larını görmek istemeyen hırçın prensler gibi sırtlarını dönerler kibirlerinin rüzgarından düşersiniz ayna misali her bir yeriniz paramparça..

Kalkar kırık ruhunuzla karanlığa çekilirsiniz ve bir zamanlar ödünüzü kopartan karanlık şimdi şefkatli bir anne kucağı gibi sıcak ve bir baba evi gibi güvenlidir

Buzdan adamlar yürürken arkalarından bakarsınız ateşten ayak izlerine

Tamir edin ruhunuzu ateşin sönmemek için ihtiyaç duyduğu pervanelersiniz siz ateşe aşık buzdan pervaneler…

ÖZGÜL BERKTAŞ

 

21 Temmuz 2014
bosluk

Gün Doğmadan Neler Doğar

İnsanlar belli amaçlar doğrultusunda doğar , yaşar ve ölürler. Kimisi yaşamını planladığı şekilde devam ettirirken maalesef kimiside planladığı hayatın dışında kalmak zorunda dır. İşte insanın hayatını planladığı planın tutmadığ sekteye uğradığı durumlarda kullanılan bir atasözü olsa gerek.

 

Hayat mutluluklar ve güzelliklerin beraberinde maalesef acı ve hüznüde getirebiliyor. Çok mutlu hissettiğimiz bir anda aldığımız bir haberle birden bire tüm halimiz değişip içimizi bir karamsarlık sarabiliyor. Ve ya düşünün çok güzel bir eğlencedesiniz ve bir aksilik sizi buluyor daha beş dk önce kahkaha atarken şimdi koca bir hüzün. İşte demek ki şu sonuca ulaşmak mümkün umutsuzluk ve karamsarlık hayatımızın her safhasında bizimle birlikte olabilir. Peki umutsuzluk ve acı bize bu kadar yakınken ondan korkmak sizce doğru mu? Hayata hep olumlu bakabilmek aslında çok güzel bir şey. Her olumsuzluk içerisinde çıkarılabilecek mutlaka iyi bir yan vardır. Hiç bir şey olmasa dahi umut vazgeçilmez bir olgudur bizim için. Umut fakirin ekmeğidir,umudunu yitirme gibi deyim ve atasözleri hep umudun bir yerde var olduğunu bize anlatmak içindir. Bazen çok olumsuz muş gibi görülen şeyler aslında ileride bizlere iyi sonuçlar verebilir. Ya da olumsuz bir şey zamanla düzelme göstererek olumlu sonuçlar verebilir. Örneğin hastanede amansız bir hastalığa yakalanarak yatan bir kişi tam da umutların bittiği bir anda iyileşip tekrar aramıza dönebilir. Veya sınavdan düşük alan bir öğrenci tüm umudunu yitirebilir ama çabaladığında diğer sınavdan yüksek alarak telafi edebilir. İşte arkadaşlar henüz her şey kesin olarak bitmeden neyin ne olacağını bilemeyiz.

İşte arkadaşlar örneklerdede  belirttiğim gibi hayatın ne getireceğini asla bilmeyiz.

19 Temmuz 2014
bosluk

10 KASIM

Bugün günlerden 10 kasım, yapraklar oynamıyor, büyük bir sessizlik şehrin üstüne çökmüş, insanların ağzını bıcak açmıyor. Bugün günlerden 10 kasım bir kurtarıcının aramızdan ayrılışının yıl dönümü. Öksüz kalan vatan topraklarında gözyaşları sel olup akıyor. Samsun öksüz , Erzurum öksüz, Sivas öksüz, tüm memleket öksüz… Yüzümüzdeki sonsuz umut ışığı tebessüm, yerini mateme bırakmış, Bu gün günlerden 10 Kasım ve bizler yalnız kaldık.

 

Ne güzel de şahlandırmış vatanı değil mi Samsundan anadoluya gelişi bir yiğidin her şeyi göze alması, kendini ülkesine adaması… Yavaş yavaş kurtarırken vatan toprağını düşmanlardan, bir bir yeniyordu dünya devletlerini. Savaş meydanlarında öyle bir şahlanıyordu ki Malazgirtte Alpaslan, İstanbul’un fethinde Fatih gibi. Karanlıkları bir bir aydınlatıyor. Savaş bitti diyoruz tam ama o asla durmuyor. Esas savaş şimdi başlıyor diyor. Cahilliğe, haksızlığa,fakirliğe karşı açılan amansız bir savaş. Önce ilkelerini belirliyor sonra beraberinde inkılaplar. Derken ülke birden bire şahlanıyor. Herkesin umudu, ekmeği,suyu her şeyi Mustafa Kemal oluyor. İşte ayrılık vaktı geldi çattı. Hiç kimse kabullenmek istemiyor onun öldüğünü, hiç kimse ona ölümü yakıştıramıyor. Oysa yapacak o kadar şey vardı ki…

Bugün günlerden 10 Kasım herkes onu öldü zannediyor bilmezler ki aslında o şuan yanımızda,ilkeleri ile inkılapları ile hala bize yol gösteriyosun. Biliyorum sen istemezdin üzülmemizi. Sen bu ülke için kendini adadın bizde senin gösterdiğin yolda çalışacağız Atam. Hep kalbimizdesin, hep yanımızdasın

17 Temmuz 2014
bosluk

Ana Dili Öğretiminde Kullanılan Yöntem ve Teknikler

 

 

Öğrencilerde istendik davranışların gelişmesini sağlamak için öğrenme konusunun uygun yöntem/lerle sunulması esastır. Ancak bu yolla öğretim programında öngörülen bilgi, beceri ve alışkanlıklar öğrencilere etkili bir şekilde kazandırılabilir.

Dil öğretiminde, bazı yöntem ve teknikler özellikle tercih edilir. Ancak bu yöntem ve teknikler dilin bütün beceri alanları için uygun olmayabilir. Okuma, dinleme, anlama, anlatma gibi ana dili etkinliklerinin her birinin kendine has özellikleri vardır. Bu bakımdan bu beceri alanlarında farklı yöntem ve tekniklerin kullanılması kaçınılmazdır.

Ayrıca her dersin kullanacağı kendine has yöntem ve teknikler vardır. Bir dersin işlenmesinde uygulanacak yöntemler konunun ve yetiştirilecek öğrencinin özelliklerine göre değişir.

 

Yöntem ve tekniklerin seçimi ve kullanımı sırasında ilköğretim çağındaki çocukların somut işlemler döneminde bulunduğu ve zihinsel süreçleri işe koşmaktan çok, duyu organları aracılığıyla öğrendiği göz önünde tutulmalıdır. Psikolojinin verilerinden hareketle ana dili öğretiminde basitten karmaşığa, kolaydan zora; yerine göre özelden genele, genelden özele; parçadan bütüne, bütünden parçaya doğru bir yol takip edilerek değişik yöntem ve teknikler kullanılabilir. Bu açıdan bakıldığında öğretim yöntemleri, tüme varım ve tümden gelim olmak üzere iki ana grup halinde toplanabilir:

“İnsan zekâsının işleyişi, ister gerçeği araştırsın ve bulsun, ister onu ispatlasın ve nakletsin daima aynıdır. Şu halde tüme varım ve tümden gelim yöntemleri, aralarındaki amaç farkına rağmen, aynı zamanda hem araştırma hem de öğretme ve öğrenme yöntemleridir. ”(Carrier, Ozouf, 1964, s. 19)

Tümden gelim mantıkî (usa vurmayı gerektiren), tüme varım ise tecrübî (yaşantıya dayanan) bir yöntemdir. Pedagoji bilim olmaya başlayıncaya kadar birincisi, daha sonra da ikincisi kullanılmaya başlanmıştır. Tümden gelimin bir yöntem olmadığı; mantıkta bir muhakeme usulü olduğu düşünülse bile bu doğru değildir.

Üçüncü olarak bu iki yaklaşımın eklektik bir anlayışla bütünleştirildiği Karma Yöntemden söz etmek de mümkündür. Karma yöntem, zihnin bu iki işleyiş tarzına da yer veren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın temeli ise, tüme varım ve tümden gelim yaklaşımlarına dayanır. Yani zihin bazen genelden özele doğru, bazen de özelden genele doğru işler.

             

Yrd. Doç. Dr. Mehrali Calp……

 

 

Ana Dili Eğitimi ve Öğretiminde İzlenecek Yol………….

Dilin Kazanılması İle İlgili Kuramlar……

Dilin Kazanılması İle İlgili Görüşler………….

 Sosyal Katagoride Dilin Kazanılması………

11 Haziran 2014
bosluk

Cümlede Kavramlar

 

a.Öznellik(subjektif):

Kişiden kişiye göre değişen,beğeni,taktir ya da yergi içeren kanıtlanabilirlik özelliği olmayan ifadelerdir.Sanatsal ifadeler,yorumlar, beğeni,benzetme ve eleştirilerin hepsi özneldir.

ÖR:”Ressam bu tablosunu özenerek yapmış.”

“Güneşin doğuşu da batışı da muhteşemdir.”

“Gülmek ona çok yakışıyor.”

b.Nesnellik(objektif):

Bilimsel veri ya da istatisliklere dayanan ölçülebilir,kanıtlana- bilir ifadelerdir.Nesnel cümlelerde eleştiri beğeni,yorum gibi duyguların ve sezgilerin karıştığı ifadeler bulunmaz.

ÖR:”Ressam bu tabloda sarı renklere ağır- lık vermiş.”

“Y.Kemal ”Ok” şiirinde hece ölçüsünü kullanmıştır.”

“Kitap birbirinden bağımsız dört bö- lümden oluşuyor.”

c.Eleştiri:

Bir edebiyat veya sanat eserini çeşitli yönleriyle inceleyip açıklamak,anla- şılmasını sağlamak için yapılan değerlen- dirmelerdir.Eleştiriler kişisel beğeni ifade ettiği için öznel yargılardır.Eleştiri(kritik) olumlu yada olumsuz olabilir.

ÖR:”Kelimenin tam anlamıyla o bir şiir ustası.”

“Neresinden tutsan elinde kalıyor bu kitap.”

“Atatürk çok güzel konuşan,etkileyici bir hatipti.”
NOT.1:  Her değerlendirme bir eleştirinin sonucudur.Eleştiri her konuda yapılabildiği halde ”değerlendirme” genellikle bir esere yönelik olarak yapılan olumlu ya da olumsuz nitelik taşıyan eleştirilerdir. Değerlendirmeler nesnel ya da öznel olabilir.

NOT.2: Başkalarından aktarılan görüşler nesneldir.

NOT.3: Benzetmeler,kişileştirmeler ve duygusal anlatımların hepsinde öznellik vardır.

e.Karşıtlık:

Birbirine zıt iki durumun,ola- yın,aynı cümlede bulunmasıdır.Karşıtlıkla olumsuzluk karıştırılmamalıdır.Ağlamak Gülmek karşıtlıktır ancak ağlamak-ağlamamak;gülmek-gülmemek iki eylemin olumsuzudur.

ÖR:”Serhan iyi bir arkadaş ama kötü bir sırdaştır.”

“Keloğlan,çelimsiz,bakımsız,sıska bir insan olmasına rağmen elinden bir hayli büyük işler gelir.

” Hakimin yüzündeki sert ifade küçük kızla konuşurken yerini gülümsemeye bırakmıştı.
NOT.5: Karşıtlık iki zıt olayın bir cümlede olma durumudur.Bu zıtlık bazen zıt anlamlı sözcüklerle sağlanabilir ancak karşıtlık için ille de zıt anlamlı sözcüklerin olması gerekmez.

f.Karşılaştırma:

En az iki eser,varlık,kişi ya da kavramın benzer veya farklı yönleri- nin birbiriyle kıyaslanmasıdır.Karşılaştırma bildiren cümleler bir varlığın başka bir varlıktan herhangi bir yönden daha iyi, daha kötü ya da onunla aynı düzeyde oldu- ğunu belirtir.

ÖR:”Sinema da tiyatro gibi görmekle ilgilidir.”

“Onun romanlarında,öykülerinde de dil ön plandadır.”

“Beyazın adı var esmerin tadı var.”

h.Varsayım:

Geçici olarak kabul edilmiş görüş ya da önermedir.

ÖR:”Tut ki Ankaralı değilim,ne çıkar bundan?”

“Bu sözleri sana hiç söylemediğimi farzet.”

“Diyelim ki dediklerini yapmadım bana ne yapabilirsin?”

ı.Tahmin(olasılık):

Bir durum ya da olay hakkında ”tecrübelerine” ya da “sezgiye” dayalı olarak fikir yürütmektedir.

ÖR:”Kim bilir yaşasaydı ne olgun eser- ler verecekti.”

“Pasta çok güzel olmuşa benziyor.”

“Yarın akşamki yemeğe onlarda gele- bilir.”

j.Öneri:

İnsana yararlı olacağını düşündüğümüz tekliflerde bulunmaktır.

Örnekler: Ayağını yorganına göre uzat.

Şiire düz yazıya doyduktan sonra yönelmelisiniz.

Ders çalışırken yüksek sesle müzik dinlememelisiniz.

Örnekler: Dostluk okudukça artan bir kitaptır. (öznel tanım)

Sanat, yalanı, yaşamda olamayanı gerçeğe dönüştürme çabasıdır. (öznel tanım)

Sıfat; isimleri çeşitler yönden niteleyen ya da belirten kelimelerdir. (nesnel tanım)

Bir sanat eserinin iyi ya da kötü yanlarını ortaya koymaktır eleştiri.(nesnel tanım)

k.Tanım

Bir nesnenin ya da kavramın belirgin özelliklerini ortaya koyarak onu açıklamaktır.Üzerinde durulan kavrama (sanat, sıfat, dostluk vs) Bu nedir? Diye sorduğumuzda cevap almamız şarttır.

* “Gül tabiattaki çiçeklerin bir özetidir.” cümlesi tanımın içeriğine uymadığı için ( gülün özellikleri söylenmediği için) bir tanım cümlesi değildir. Gül mis kokulu bir çiçektir cümlesi ise belirgin özelliklerinden bir tanesi dahi olsa söylendiği için bir tanım cümlesidir.

Örnekler: Aşağıdaki cümleler birer tanım cümlesi değildir. Roman çok sevilen bir türdür. Sanat, bize bizim göremediklerimizi göstermelidir. Eleştirmenler, eleştirilerinde tarafsız yani objektif olmalıdır.

l.Üslup (tarz, stil, teknik):

Bir yazarın görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliğidir. Yani duygu ve düşüncelerini nasıl anlattığıdır. Kelime seçimi, cümle kurgusu yazarın üslubuna ait özelliklerdir Üslup cümleleri “Nasıl anlatmış?” sorusuna karşılık verir.

*Bir ressamın üslubu nasıl ki renkleri kullanımıyla ve çizimiyle ilgilidir; bir yazarın üslubu da dili kullanma şekli ve sözcük seçimiyle ilgilidir Örnek: Donuk, sıradan bir anlatımla sunar romanı. Ağdalı ve anlaşılması zor cümleler kullanması romanı sıkıcı kılıyor. Ses ve müzikal unsurlarla doğallaştırdığı anlatım, yaşadığı devre göre son derece açık ve sadedir.

m. İçerik:

Bir eserde nelerden söz edildiğinin belirtilmesidir. Temaları, konuları, kahramanları (ayrıca eserde geçen kişilerin rolleri, yaşadıkları yer ve mekan vb ) açıklayan cümlelerdir.
Örnekler: Onun bütün şiirlerinde buram buram Anadolu kokar. Sevgi ve umutlarını dökmüş şair bu mısralara. Yaşamın, hayatın ve aşkın güzelliklerini öven şiirlerinde daima insana mutluluk aşılamıştır.

 

 

 

10 Mayıs 2014
bosluk

Cümlenin Taşıdığı Duygular

a.Hayıflanma:

Acınmak,üzülmek,yerinmek ya da kaçırılan bir fırsattan dolayı esef etmek demektir.

ÖR:”Keşke annemin değerini o hayatta iken bilseydim.”

“Nasıl geçti habersiz O güzelim senelerim.”

b.Çaresizlik:

Elden bir şey gelmemesi, çaresiz olma durumudur.

ÖR:”Çileli doğmuşum zaten ezelden Hasrete alıştım ne gelir elden.”

“Zulüm diken gibi bürümüş kenti Boynu bükük kalmış mor menekşem.”

 

c.Yakınma:

İçinde bulunulan durumdan memnun olmamak,şikayetçi olmaktır.

ÖR:”Bir de sözüme kulak verse.”

“Oysa günümüzde artık masalın sade- ce adı kaldı.”

“Bu çocuklar dur durak bilmiyor.”

 

d.Sitem:

Sevilen,güvenilen bir kimseye karşı,yaptığı hareketin ya da söylediği sözün,üzüntü uyandırdığını öfkelenmeden belirtmektir.

ÖR:”Sen de mi Bürütüs?”

“Güvendiğim dağlara kar yağmış.”

“Bir ibadet gibi beklerim burada Selam vermeden geçer sevgili.”

e.Takdir Etme:

Bir kimseyi yaptığı bir işten dolayı övmek.

ÖR:”Bu yazarımız yıllarca bıkmadan usan- madan çalıştı.”

“Tablo dediğin böyle olur.”

“Bu türkü bundan daha iyi yorumlana- mazdı.”

f.Umut:

İçinde bulunulan olumsuz duruma karşın gelecekte bazı şeylerin düzeleceğine inanmak.

ÖR:”Varsın zulüm bütün dünyayı sarsın Varsın sevinçler başka bahara kalsın.”

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte

Yarın elbet bizim elbet bizimdir

Gün doğmuş,gün batmış ebet bizimdir.

g.Yaşama Dileği:

Neşe,sevinç,hayattan keyif alma.

ÖR:”Bugün hava güzel İçim içime sığmıyor.”

“Ne güzel dönüyor çemberim Hiç bitmese horoz şekerim.”

h.Karamsarlık:

Hayata ya da içinde bulu- nulan duruma kötümser olarak bakmaktır.

ÖR:”Şaşırdım kaldım nasıl atsam adım Gün kasvet,gece kasvet”

“Ne göz yaşı avutur gönülleri Ne bir müjde güldürür bu yüzleri”

 

10 Mayıs 2014
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed

Sitemizin Android Uygulaması

https://yadi.sk/d/GVRspX7eWrhcP

Bizi Facebookta Bulun

ANKET

Hangi Takımı Tutuyorsunuz

View Results

Loading ... Loading ...

 

Ocak 2015
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Ara    
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031