“Siz Kendi Elinizle Teslim Etmedikçe Kimse Kendinize Olan Saygınızı Elinizden Alamaz. “ Sözü İle İlgili Kompozisyon Örneği

“Siz Kendi Elinizle Teslim Etmedikçe Kimse Kendinize Olan Saygınızı Elinizden Alamaz. “ Sözü İle İlgili Kompozisyon Örneği


Kişi herkesi sevmek zorunda olmayabilir fakat insanlara saygılı olmak , insanların düşüncelerine tahammül edebilmek ve hoşgörülü olmak insan olan kimseye yakışan en güzel davranış biçimidir.  Kişiyi toplum içinde değerli kılan en önemli şey öncelikle kişinin kendisine olan öz saygısı ile ilgili bir durumdur. Kendini seven, kendine değer veren ve kendini geliştirmek için çalışan insana değer verilir, saygı gösterilir. 


Bizler kendi ellerimizle teslim etmedikçe kimse kendimize olan saygımızı elimizden alamaz. Birisi bize saygı göstermiyorsa ya da hak etmediğimiz zaman yanlış davranışlara maruz kalabiliyorsak tüm bunlar bizden kaynaklı olabilir. Ya o kişi ya da kişilere hak ettiğinden fazla değer vermiş olabiliriz, ya da kendimizi küçük düşürecek davranışlarda bulunabiliriz.  Toplum içinde hal ve hareketlerimize dikkat etmeliyiz. Boş konuşan, patavatsız  kimselerden olmamalıyız.  Maddi durumumuz çok iyi olabilir, çok başarılı olabiliriz ama hareketlerimize dikkat etmediğimiz zaman toplumdaki bireylerden saygı görmeyiz.





 Ne oldum delisi olmamalıyız. Kendini bilen, nerde, nasıl  hareket edeceğini bilen ve kendine saygısı olan kimselerden olmamalıyız. Kendimizi küçük düşürecek eylemlerde bulunmamalıyız. İyi insan olmaya, tevazu sahibi olmaya özen göstermeliyiz. Böyle olduğumuz zaman insanlar tarafından saygı gösterilen ve sevilen bir kimse oluruz. Kendimizi de toplum içinde gülünç durumlara düşürmemeliyiz.

 


“Sadece Sevgi Dolu Bir Bakış, Bir İnsanın Hayatını Değiştirebilir.” Sözü İle İlgili Kompozisyon Örneği

 “Sadece Sevgi Dolu Bir Bakış, Bir İnsanın Hayatını Değiştirebilir.”


İnsanı insan yapan, en önemli özellik akıl olmasına rağmen insana insani duyguları katan, yüreğine  mutluluk getiren şey ise sevginin kıvılcımlarıdır. Hayata sevgi ile bakınca,  her şey daha da güzel bir görünüme kavuşur. Sevgidir insanı değiştiren, sevgidir insanı yoğuran ve onun daha güzel görünmesini, daha insan olmasını sağlayan. Sadece sevgi dolu bir bakış bir insanın yaşamını elbette değiştirir. Bir öğretmenden örnek verelim mesela. Sınıftaki bir öğrencisini ele alım. Öğrenci yaşamında hiç sevgi görmediği için kimseye de sevgi ile yaklaşmamaktadır. Okula yeni gelen öğretmenin sevgiden mahrum kalmış o çocuğa sevgi ile bakması ve sevginin içinde de samimiyet, içtenlik ve gülümseme olması o çocuğun yaşamını değiştirebilir.


 Öğretmeninin sevgisini yüreğinde hisseden çocuk  önceleri sorumluluk sahibi biri değilken sevgi sayesinde daha sorumlu bir kişiye dönüşür. Sevgiyi hissettiği için daha mutlu olur ve kendine daha çok güvenir. İnsanın arkadaşında güvenebileceği, onun koşulsuz kabul edip sevebileceği kişilerden biri de annesidir.  Sevgi ortamında büyümüş çocuklar annesinin sevgisini almıştır. Oysa sevgiden mahrum kalan çocuklar ise sevgiyi alamamışlar ve sevgiden eksik bırakılmışlardır. İşte böyle çocuklara da elden geldiği kadar destek olmak ve onları koşulsuz sevmek gerekir. Bunu sağlayacak olan da kıymetli ve merhametli ,  çocuklara gülen gözlerle bakan öğretmenlerimizdir. 







Sevgi ile bakmalıyız hayata. Mesela küçük bir kediye sahip çıkmak ve onu korumak, okuldaki sınıf arkadaşınızla ekmeğinin yarısını paylaşabilmek, yolda gördüğün yaşlı teyzeye yardım edip onun poşetlerini evine kadar taşıyıp birkaç çift de sevgi dolu söylemlerde bulunmak. İşte bunlardır insanı insan yapan güzellikler. Sevgi belki her şeyi çözemeyebilir ama çoğu şeyi de olumluya dönüştürebilir. Bunun için dilimizden, gönlümüzden, ruhumuzdan sevgiyi asla ayırmamalıyız. Sevgimizi sevdiğimiz insanlara göstermeli ve insanların yaşamında da olumlu etki bırakmalıyız. Sevildiğini gören, hisseden insanlar yaşamda daha mutlu ve daha başarılı olmak için çalışmaya devam eder. Sevgi dolu bakışlar saçalım etrafa ki bizden sevgi gören insanlarda sevgi aynı etkiyi bıraksın başka gönüllerde.

 

Onbaşı, Rütbe, Tabya, Batarya, Dümen, Mazur, Büst, Mükafat Kelimelerinin İçinde Geçtiği Bir Hikaye Yazınız.

 Onbaşı, Rütbe, Tabya, Batarya, Dümen, Mazur, Büst, Mükafat Kelimelerinin İçinde Geçtiği Bir Hikaye Yazınız.



Kurtuluş Savaşı’nın en zor yıllarıydı. Halk bir yandan yoksulluk ile mücadele ederken diğer yandan düşmanla çarpışıyordu. Düşman acımasızdı. Köyleri yakıp yıkıyordu.  Savaş acımasız yüzünü göstermeye başlamıştı. Savaşın yıkıcı etkileri  Ali Bey’in evine de düşmüştü. Ali Bey kendi halinde çiftçilik ile uğraşan Aydın'da yaşayan köylü bir insandı. Köyünde yaşardı ve köyünü çok severdi hep. Emek insanıydı. Yeni evlenmişti henüz. Eşi de hamileydi ve Allah izin verirse bir bebekleri olacaktı. Savaş devam ederken durur muydu hiç Ali Bey. Önce vatanın kurtulması gerekirdi. Vatan deyince akan sular dururdu onun için. Hemen silahını aldığı gibi koştu askerlerin bulunduğu bölgeye. Varı  yoğu vatanıydı.

 

 Vatan elden giderse ne namus kalırdı ne  onur. Onun için çarpışacaktı düşman askerleri ile hem de yılmadan, korkmadan, usanmadan. Savaş başlamıştı. Düşman askerlerinin topu, silahı daha çoktu. Bizimkilerin ise çok az silahı vardı. Ama içlerindeki iman sevgisi , vatan sevgisi biter miydi hiç. Ali Bey hemen namluya sarıldı ve düşman askerlerini hedef aldı.. Kendilerini yok etmek isteyen üç düşman askerini  vurduktan sonra arkadaşlarının olduğu tabyaya geçti. Karadan saldıran düşman bu defa da denizden saldırmaya başlamıştı.  Vapurla gelmişti düşman askerleri. Dümenlerini bizim askerlerin olduğu yere doğru çevirmişti.

 

 Belli ki amaçları kötüydü ve bizi yok etmek istiyorlardı. Korkmadı Ali Bey ve diğer kahramanlar. Düşmanı hedef alarak ateş etmeye devam ettiler. Topçularımız düşman bataryalarına göz açtırmadı o gün. Düşman neye uğradığını şaşırmıştı.  Ali Bey ve askerler o gece sabaha kadar uyumadı. Düşman da uyumadı elbette. Ali Bey o kadar yorulmuştu ki en sonunda dayanamayarak sabaha doğru uyudu. Uyandığında silah sesleri çoktan başlamıştı. Hemen silahına sarıldı ama silahında mermi kalmamıştı. Onbaşı Mehmet Bey ona elindeki mermilerden iki tanesini verdi ve şunu söyledi. Sen bir çiftçiydin ve yaşamını çiftçilikle devam ettiriyordun.  

 

İşini gücünü bırakıp vatan için geldin dedi. Sen çok vatansever birisin Ali Bey senin de bir rütbe alman gerekir diyerek ona sen de Onbaşısın benim gözümde diyerek Ali Bey’i mutlu etti. Ali Bey ise Mehmet Onbaşı’ya beni mazur gören ama ben Onbaşılığı hak edecek bir şey yapmadım diyerek yüzünü yere eğdi.  O gün çatışmalar gece yarısına kadar devam etti. Çok yorulan Ali Bey’in hiç hali kalmamıştı. Tam uyumak üzereyken arkasından bir kurşunla vuruldu ve şehit oldu. Onu gören Onbaşı Mehmet Bey bu duruma çok üzüldü ve silahında ne kadar mermi varsa düşmanın üstüne indirdi. 





Bebeğini görmeden şehitlik mertebesine ulaşan Ali Bey’in Kurtuluş Savaşı sona erdikten sonra şehir meydanına bir büstü yapıldı ve o memleketinin (Sakarya) , vatanın insanları tarafından asla unutulmadı. Çünkü o vatan için şehit olmuş büyük bir kahramandı. Onca çarpışmadan sonra vatan kurtulmuş ve elbette ki  askerlerimizde vatanın kurtulması ile mükafatını almış, topraklarımız düşmana verilmemişti.

“Eserinin Üzerinde İmzası Olmayan Yegâne Sanatkâr Öğretmendir.” Özdeyişinden Yola Çıkarak Atatürk’ün Öğretmenler Hakkındaki Fikirlerini Açıklayınız.

 “Eserinin Üzerinde İmzası  Olmayan  Yegâne Sanatkâr  Öğretmendir.” Özdeyişinden Yola Çıkarak Atatürk’ün Öğretmenler Hakkındaki Fikirlerini Açıklayınız.


 Eserinin üzerinde imzası olan kimselerin kim olduğu bellidir. Bu bir ressam olabilir, bir yazar olabilir ya da bir senarist olabilir. Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Öğretmen ise imzası olmayan ama topluma bir kişi değil yüzbinlerce kişi kazandıran en büyük sanatkârdır. He ne kadar onun imzası olmasa da bugün o imzası olan sanatçıların, yazarların, doktorların, avukatların bile baş mimari kıymetli, emektar öğretmenlerimizdir.


 Yetiştirdiği onca öğrenciye topluma kazandıran, insanların cahil olmaktan kurtulup aydınlanmasını sağlayan ve bunun için de kendi aydınlığından öğrencilere veren koca yürekli değerlerdir öğretmenlerimiz. Mustafa Kemal eğitime, öğretime ve eğitim ve öğretimin başı olan öğretmenlere her zaman çok kıymet vermiştir.  Öğretmeni başının üstünde taşımıştır o koca yürekli lider.  Gençliği yetiştiren, onlara ilim ve irfanı öğreten, gençliğin geleceğinin aydınlık olması için gece gündüz çalışan kişiler öğretmenlerdir.  Atatürk’ün öğretmenler ile ilgili güzel fikirlerini şu sözünden de anlayabiliriz:


"Herkesin kendine göre bir zevki vardır. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır." İşte öğretmenler de insan yetiştiren sanatçılardır.


 Aslında dünyadaki herkes ne öğreniyor, ne biliyorsa bunu öğretmenlere borçludur. Öğretmenin tek bir kişi üzerinde imzası olmayabilir ama öğretmenlerimizin dünyada üzerinde koca bir imzası vardır ve o da insan yetiştirmek, insan şekillendirmek ve insanı insan yapan değerleri ona göstermek. İşte öğretmenler bu kadar çalışkan, üretici ve fedakar kimselerdir. Onlar büyük usta büyük sanatçıdır.





Ben bugün bu yazıyı  yazabiliyorsam bunu tüm öğretmenlerime borçluyum. Çünkü kimisi okuma yazma öğretti bana, kimisi okuduğum bir şeyi yorumlamayı, kimisi çok kitap okumanın faydalarını göreceksin dedi ve daha bir çok öğretmenimiz çok şey öğretti bana. Ben kalfa oldum, çırak oldum. Onlar usta oldu , yol gösterdi bana. Ülkemiz için, geleceğimiz için , dünya için emek eden tüm öğretmenlerimizin ellerinden öper, hepsine selam ederim. Hayatını kaybeden öğretmenlerin de mekanı cennet olsun.

Atatürk’ün Türk Milleti İçin Yaptığı Fedakarlıklar Nelerdir? Konulu Kompozisyon Yazınız.

 Atatürk’ün Türk Milleti İçin Yaptığı Fedakarlıklar Nelerdir? Konulu Kompozisyon Yazınız.


Vatan ve millet tehlike altındaydı. Düşman askerleri vatanımızda cirit atıyordu. Anadolu köyleri yakılıp yıkılıyor, işgal kuvvetleri  acımasızca zulmüne devam ediyordu. Anadolu insanı, yurdum insanı elinden geldiği kadar örgütlense de, işgale karşı gelse de bu yeterli olmuyordu. Bir lidere ihtiyaç vardı. Onları yönlendirecek, planlı ve programlı hareket edilecekti. İşte o lider de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tü. Mustafa Kemal henüz küçük yaşlarda askerlik mesleğine yatkın olduğu için, askerliği ve vatanını çok sevdiği için, ayrıca zeki biri de olduğu için milletini arkasına almaya başaracaktı.

 

 Milleti ile bu zulme son verdi Mustafa Kemal. Ülkemizi küçük gören, bizi yok etmeye çalışan düşman kuvvetleri,  milletimiz ve Mustafa Kemal sayesinde vatan topraklarını yok edemeyeceklerini anlamıştır. Çok fedakarlıklar göstermiştir Gazi Mustafa Kemal. Vatansever  olduğu için, ülkesinin topraklarının  başka ülkeler tarafından yok edilmemesi için işgalci kuvvetlere karşı silah arkadaşları ile birlikte direnişe geçmiştir. İşgali hazmetmemiş, kolaycılığa kaçmamıştır. İsteseydi başka ülkelere kaçar  ve savaşla da ilgili olmazdı. Mustafa Kemal zor olanı seçti. Vatanına ihanet etmedi. Onurlu davrandı,  yeri geldi savaştı, yeri geldi yaralandı ama asla pes etmedi.

 

Vatan kurtulana kadar azimle, kararlılıkla hareket etti. Kahraman Mehmetçikle  el ele oldu Mustafa Kemal.  Her ne kadar  ülke vatan işgalinden kurtulduktan sonra Mustafa Kemal’in o dönemde yaptığı bazı işler eleştirilse de kabul edilmese onun da bir insan olduğunu, yanlışlar yapacağını aklımızdan çıkarmamalıyız. Elbette hatalar biz insanlar içindir ve hiç kimse  mükemmel olamaz. İşte Atatürk de  her ne kadar mükemmel olmasa da o zor şartlarda vatanını terk edip gitmemiş, bağımsızlığımız ve özgürlüğümüz için mücadele etmiş, cumhuriyeti ilan etmiş, demokrasiyi önemsemiştir.

 

Halkın iradesine önem vermiş, halk için çalışmıştır. Hayatının son zamanlarında bile hasta yatağında bile ülke sorunları ile ilgilenmeye devam etmiş ve vatansever olmaktan asla vazgeçmemiştir. Vatanı için çalışmış, alın teri dökmüştür. Vatan düşmandan temizlendikten sonra sıra ülkenin kalkınmasına gelmiştir. Bunun için de çok sayıda yenilikler yapmıştır. Eğitime, sanata, spora, ekonomiye vb çok önem vermiş ve bir ülkenin ancak eğitimle kalkınabileceğini savunarak savaş sırasında bile eğitim kongresini toplamış ve gerekli konuşmayı yapmıştır. Eğitime çok önem veren büyük başöğretmendir Mustafa Kemal. O iyi bir lider, ikna kabiliyeti yüksek bir komutan ve iyi bir insandır. 





Onun vatanımız için yaptığı onca fedakarlıklar aklımızdan hiçbir zaman çıkmayacaktır. Bizler de gençler olarak ülkemizi kalkındırmak için var gücümüzle çalışmalıyız. Sürekli Atatürkçüyüz, Atatürk’ü çok seviyoruz laflarını kullanmak yerine onun ilke ve ,inkılaplarını yaşatmaya devam etmeliyiz. Bunun için de durmadan çalışmalı, ilim ve irfan yolunda ilerlenmelidir. Çalıştığımız yolda ilerlerken de bizim ilerlememizi istemeyenlere karşı Mustafa Kemal’in  liderlik ile ilgili şu sözünü hatırlayarak vatan için çalışmaya devam etmeliyiz:

“Büyük olmak için kimseye iltifat  etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Ülken için gerçek amaç ne ise onu görecek ve o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna karşı direneceksin, önüne sonsuz engeller de yığacaklardır; kendini büyük değil küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.”

“Adamın Adı Çıkacağına Canı Çıksın.” Atasözü İle İlgili Hikaye Yazınız.

 “Adamın Adı Çıkacağına Canı Çıksın.” Atasözü İle  İlgili Hikaye Yazınız.


Okuldan çıkmış eve doğru giderken komşumuz Halime Hanım’ın ağladığını duydum. Komşular da Halime Teyzenin yanına gelmişlerdi.        Olayı merak ettiğim için ben de hemen oraya gittim. Annem de oradaydı. Anneme ne olduğunu sorduğumda Halime Hanım’ın evinin önündeki el arabasının çalındığını söyledi. O el arabası ile bahçesinin  işlerini görürdü. El arabası onun sağ kolu gibi olmuştu. Çalındığı için çok üzüldü dedi annem. Ertesi gün okula gittiğimizde konumuz hırsızlık konusuydu. 


Öğretmenimiz hırsızlığın çok yanlış olduğunu söyleyince sınıftaki bir arkadaşımızın yüzü birden değişti ve kıpkırmızı oldu. Daha sonra öğretmenimize ve sınıfa iki gün önceki olayı anlattı. Ben bir hata yaptım öğretmenim dedi. Öğretmen de ona sevgi ile yaklaştı ve hiç yargılamadan nasıl bir hata yaptın oğlum dedi. Hepimiz arkadaşımızın sözüne dikkat kesilmiştik. O da komşumuz Halime Teyzenin el arabasını çaldığını itiraf etti. Bu itiraftan sonra sınıf buz kesti. Arkadaşımın adını burada anlatmak istemem ama bu yaptığından dolayı çok pişman ve üzgün görünüyordu.  


Çaldığı el arabasını da sahibine teslim etti, üzülerek ve pişmanlık içinde olarak. Onun pişmanlığına ve samimiyetine çok inanmıştım. O olaydan sonra sınıftaki çoğu kişi onunla arkadaşlık kurmadı. Ben ise ona böyle bir ceza vermenin onun daha da kötü biri olmasına neden olacağını düşünerek onunla iyi geçindim. Arkadaşım sınıfta bir gün bana dönerek şunu dedi: Hasan ben hırsızlık yaptım ve artık bana hiç kimse inanmıyor, sen de inanmıyorsun değil mi? Dedi. Ben ona dönerek şunu söyledim.






Ben sana inanıyorum arkadaşım, insanın adı çıkacağına canı çıksın demiş atalarımız, toplumumuz da işte böyle dedim. Bir kere adın kötüye çıksın, seni hep öyle hatırlamak isterler, değişeceğine inanmazlar, boş ver üzülme ben sana inanıyorum dedim. O günden sonra o arkadaşımız daha iyi bir insan oldu ve bir daha asla hırsızlık yapmamasına rağmen kimse ona güvenmedi. Çünkü adı çıkmıştı bir kere.