Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Gezgin Mi Yoksa Bir Bilgi Mi Olmak İsterseniz? Nedenleriyle Açıklayınız.


Bir Gezgin Mi Yoksa Bir Bilgi Mi Olmak İsterseniz? Nedenleriyle Açıklayınız.


Gezgin olmak isterdim bilgin olmak istemezdim. Çünkü bilgin olunca sadece çok biliyorsun, çevrendekilere bilgi veriyorsun ve bir süre sonra bilginler bile bilgin olmaktan sıkılır çünkü, hayatın akışına dahil olamıyorlar çünkü  ama gezgin olmak öyle değildir. Çünkü gittiğin yerleri asla unutmuyorsun, oralarda anıların oluyor, oraların gelenek ve görenekleri hakkında bilgi ediniyorsun, farklı yerler görmek kişiyi her açıdan mutlu ediyor ve kişi anın tadını çıkarıyor. Oysa bilgin olmakta anın tadını çıkarmak gibi bir şey yok.


 Sürekli okumaya, ezber yapmaya devam ediyorsun ama gezgin olunca hayatın tadını çıkarıyorsun, anlık olaylar yaşıyorsun ve  bu da insanı çok ama çok mutlu ediyor. Tarihi yerleri ve doğal güzellikleri görmek insanı geçmişe götürüyor. Gezdiğim yerleri asla unutmam. Bir gezgin, farklı ülkeleri ve şehirleri dolaşırken insanların yaşam tarzlarını, geleneklerini, dillerini ve düşünce biçimlerini öğrenir. Bu deneyimler insanın bakış açısını genişletir, hoşgörüsünü artırır ve dünyayı daha iyi anlamasına yardımcı olur. Kitaplardan öğrenilen bilgiler değerlidir; ancak gezerek öğrenilen bilgiler daha kalıcı ve etkilidir. 


Ayrıca gezgin olmak insana özgürlük duygusu kazandırır. Yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak ve farklı deneyimler yaşamak kişiye mutluluk verir. Karşılaşılan zorluklar ise problem çözme becerisini geliştirir ve insanı daha güçlü kılar. İşte tüm bunlar için gezmek, görmek, eğlenmek ve mutlu olmak isterdim.

Kitaplar Taşınacak Kadar Hafiftir Ama Dünyalar Ve Fikirlerle Doludur


Kitaplar Taşınacak Kadar Hafiftir Ama Dünyalar Ve Fikirlerle Doludur


Bu cümle, kitapların fiziksel olarak küçük ve hafif olmasına rağmen içerik bakımından çok zengin olduğunu anlatır. Yani kitaplar elde taşınabilecek kadar basit nesneler gibi görünse de, içlerinde farklı dünyalar, düşünceler, duygular, bilgiler ve bakış açıları barındırır. Bir kitap sayesinde insan başka hayatları tanıyabilir, yeni fikirler öğrenebilir, hayal gücünü geliştirebilir ve kendini zihinsel olarak zenginleştirebilir. 


Kitap çok hafif gibi görünebilirler ve ama içinde taşıdığı fikirler toplumları ileriye götürür ve geliştirir. Toplumlar kitaplar sayesinde cahil kalmaktan kurtulur. Çünkü kitaplar geleceğimize yön veren büyük kurtarıcılardır. Yükte hafif maneviyatta değeri çok yüksek olan araçlardır. Bunun için kitapların değerini bilmeliyiz ve kendimizi geliştirmek için, içinde yaşadığımız topluma faydalı olmak için durmadan okumalı, araştırmalı, gözlem yapmalıyız. 


Kitaplar sayesinde birçok bilgi öğreniriz: Girmediğimiz yerlere gitmiş gibi oluruz, yeni hayaller kurarız, ön yargılardan kurtuluruz, genel kültür sahibi oluruz ve sorgulayıcı oluruz. Empati kurma becerimiz gelişir, analiz ve sentez yapabiliriz ve daha çok sayıda kitapların faydasını görebiliriz.

İnsanın Hayatı Boyunca Kaybetmemesi Gereken Duygular Nelerdir?

 

İnsanın Hayatı Boyunca Kaybetmemesi Gereken Duygular Nelerdir?


Hayatımız boyunca kaybetmememiz gereken duygular vardır. Bu duygular şunlardır:

1) Sevgi Duygusu: İnsan  kendisine Yüce Allah tarafından verilmiş akıl ve irade sayesinde sevgiyi daha iyi öğrenir ve sevgiyi, ait  olmayı, kendini sevgi sayesinde güvende hissetmeyi öğrenir ve hayatı boyunca bunlara sımsıkı sarılır. Çünkü sevgisi duygusu  en özel duygulardan biridir. İnsanı yaşamda güçlü tutan duygu sevgidir.

2) Merhamet Duygusu:
Acı çekebiliyorsan canlısın, başkasının acısını hissedebiliyorsan insansın diye bir söz vardır. Başkasının acılarını hissedersen insansın, yani merhametlisin, zalim değilsin. İşte merhamet duygusu, şefkat duygusu da  insanın kaybetmemesi gereken muhteşem duygulardan biridir.

3) Umut Duygusu: Umuda kelepçe vurulmaz, umutsuz insan olmaz diye sözler vardır. Çünkü başımıza gelen olumsuz olayların üstesinden umudumuzu kaybetmeyerek ve yaşama yeniden bağlanarak  gelebiliriz. Çünkü umut hepimiz için vazgeçilemez duygulardan biridir.


4) Empati Kurma Becerisi:
Karşımızdakinin yerine kendimizi koyabilmek, sağlıklı ilişkilerin temelidir. Empati duygusuna sahip olmak bizi bencillikten kurtarır ve daha iyi insan olma yolunda ilerletir ve bu duygu da asla kaybedilmemesi gereken bir duygudur.

5) Vicdan
Doğruyla yanlışı ayırt etmeyi sağlayan iç ses, insanın ahlaki pusulasıdır. En rahat yastık insanın vicdanıdır çünkü. Vicdanınız rahatsa hayat daha anlamlı olur ve daha mutlu olursunuz.

6) Şükür (Minnettarlık)
Sahip olduklarının farkında olmak, mutluluğu çoğaltır ve huzur verir.

7) Saygı
Hem kendine hem de başkalarına duyulan saygı, toplumsal uyumun anahtarıdır.



8) Dürüstlük
Kendine ve başkalarına karşı açık ve doğru olmak, güvenin temelidir.

9) Sabır
Hayatın zorlukları karşısında sakin kalabilmek ve sürece güvenmek gerekir. Sebat etmek gerekir. Çünkü sabırla  başarı gelir adım adım.

10) ) Merak ve Öğrenme İsteği
İnsanı geliştiren, canlı ve üretken tutan duygudur. Merak duygusu henüz bebekken başlar ve hayat boyu devam eder. Merak olmasa hayatın tadı ve heyecanı olmazdı. Kişi hantal ve uyuşuk olurdu ve hiçbir gelişme de yaşanmazdı.

Sizi Temsil Eden Üç Özelliğinizi Düşününüz Ve Arkadaşlarınızla Paylaşınız

 

Sizi Temsil Eden Üç Özelliğinizi Düşününüz Ve Arkadaşlarınızla Paylaşınız


Beni temsil eden özelliklerim şunlardır:

* Adaletli olmak: Adaletli olmayı çok severim ve haksızlık karşısında asla susmam. Kim haklı ise onun yanında olurum. Zalimin ve zulmün yanında olma.

* Merhametli olmak: Yüce Allah'ın yarattığı her şeye merhamet duyarım. Bu bir insan olabilir, bir hayvan olabilir. Bir insan zor durumduysa ona iyi davranırım ve onun yanında olurum, elimden geleni yaparım.


* Empati kurma becerisine sahip olmak: Başkalarının yerine kendimi koyarak o insanların yerinde olsaydım ben nasıl olurdum  derdim ve ona göre hareket ederdim.

* Sorgulayıcı olmak: Her duyduğuma kolay kolay inanmaz. Okurum, araştırırım ve sorgularım. Körü körüne inanma gibi bir huyum yoktur.

* Yardımsever olmak: Yardımsever ve dayanışma içinde hareket ederim. Bencillikten nefret ederim ve bencillerden uzak dururum.

* Hoşgörülü olmak ve ön yargıdan uzak durmak: İnsanlara karşı ön yargılı olmam ve kimseyi kolay kolay yargılamam. Çünkü insanların ne yaşadığını bilmeden onla hakkında kesin hüküm vermem.

*Dürüst olmak: Yalan söylememeyi çok severim. Yalan söylersem en büyük vicdan azabını kendim çekerim çünkü.


*Güvenilir olmak: Güvenilir olmak en temel prensibimdir.

* Zor zaman dostu olmak.

* Çok kitap okumak:

* Çabuk sinirlenmek.

Kibir İnsanı Neden Yalnızlaştırır?

 

Kibir İnsanı Neden Yalnızlaştırır?


Kibirli insanlar kendilerini diğer insanlardan üstün gören, başkalarına küçümseyici davranan ve mütevazilikten uzak olan kimselerdir. Kibirli insanlarda saygı, anlayışı ve tevazu bulunmaz. Bu değerlere sahip olmadıkları için sağlıklı ilişkiler kuramazlar. Böyle kimseler eleştiriye kapalı kimselerdir. Bunun için insanlar kendilerine tepeden bakan, ne oldum delisi olan kibirli kimselerin  yanında vakit geçirmek istemezler ve kibirli insanları yalnızlığa terk ederler. Kibirli insanlar; kimseyle samimiyet kurmazlar, yapaydırlar, sürekli başkalarını eleştirirler ve kendilerini hiç eleştirmezler. Empati kurmaktan yoksun olan kibirliler bir başlarına kaldıkları zaman hayatın ne kadar çekilmez hale geldiğini görürler. Çünkü hayat insanlarla iç içe olunca, paylaşınca daha anlamlı hale gelir. 


Kibir; insanı geçici bir üstünlük kurma hissi verse de sonuçta insanın yalnız kalmasına neden olur, kalıcı arkadaşlıklar ve dostluklardan mahrum kalınır. Bunların olmaması için kimseye tepeden bakmamalıyız. Ne kendimizi başkasından üstün görmeliyiz ne de başkasını kendimizden üstün görmeliyiz. Her insanı aynı görmeliyiz. Çünkü Yüce Allah'ın yarattığı her insan değerlidir. Kibirli insanlardan olmamak için bencil olmamak gerekir, empati kurmak gerekir. Birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hareket etmek gerekir. Bu şekilde olursak çevremiz olur, sevdiklerimiz olur, kendimizi daha güvende hissederiz ve daha sosyal bir kimse oluruz. 


“Bile deme, bileden inciri karınca.” diye hatırladığım çok güzel bir söz vardır. Bu sözde kimseyi küçümsememek gerektiği vurgulanır. Kibir ile ilgili Mevlana'nın da çok güzel bir sözü vardır: “ Bir kimsede kibir varsa, söz söylediği zaman soğan gibi kokar.” Yani kibirli insanları soğan kokusuna benzer, çürümüş gibi kokarlar.

İnsanlar Aynı Dili Konuştukları Halde Niçin Bazen Anlaşamazlar?

 

İnsanlar Aynı Dili Konuştukları Halde Niçin Bazen Anlaşamazlar?


İnsanlar aynı dili konuştukları halde bazen anlaşamazlar Bunun nedenleri şunlardır:

* Duygu durumu

* Sözcükleri farklı anlamak

* Farklı bakış açısı

*Ön yargılar

* Beden dili ve ses tonu

* Kendini açık ifade edememe

* İyi bir dinleyici ya da iyi bir konuşmacı olamama

* Beden dili ve ses tonu gibi özelliklerdir. Çrneğin; İnsnala rmutlu anlarında değişik bir duygu hali içind eolurlar. Öfkeli anlarında farklı duygula riçind eolurlar. Mutlu olduğumuz anlarda kimseyi çok fazl akafaya tamkayız. Öfkeli anlarda ise en ufak bir sözü bile kişiliğimize söylenmiş bir hakaret gibi algılayabiliriz.


Başka bir örnek olarak da şunu verebiliriz: İş yerine ya da okula yeni biri geldiğinde onu çok sevmiyorsak, onun hakkında ön yargılıysak o kişi ne kadar iyi olursa olsun kafamızdaki kalıplaşmış yargıdan kurtulamayız ve bu da anlaşmayı bozar ve kişiler arasındaki sevgi ve saygı bağı zayıf olur.

Bir başka örnek de şunu verebilirim:


* Bir kişi konuşurken diğer kişi karşıdakini dinlemeden kendi anlatacaklarını düşünmeye başladıysa bu da iyi bir dinleme olmaz ve kişiler arasında iletişim zayıf olur. Onun için önce dinlemeyi öğrenmek ve saygılı olmak gerekir.


*Her insanın yetiştiği çevre, değerleri, deneyimleri farklıdır.
Bu nedenle aynı konuya bakışları da farklı olabilir. Bazı insanlar ne söylemek istediklerini net bir şekilde anlatamaz. Bu durum da anlaşmazlıklara neden olabilir.


*Sözler doğru olsa bile beden dili veya ses tonu yanlış bir izlenim verebilir. Bu durum da karşılıklı atışmalara neden olabilir. Böylece iletişim zayıflar ve sevgi  ve saygı ortamı bir türlü oluşamaz.

Misafir Kısmetiyle Gelir Atasözünden Ne Anlıyorsunuz Bu Atasözü Kültürümüzün Hangi Özelliğine Dikkat Çeker?

 

Misafir Kısmetiyle Gelir Atasözünden Ne Anlıyorsunuz Bu Atasözü Kültürümüzün Hangi Özelliğine Dikkat Çeker?


Toplumların karakterini belirleyen en önemli unsurlardan biri de misafire verdikleri önemdir. Tür kültürü misafirperverliği ile bilinen bir kültürdür Misafir eve yük değil aksine bolluk getirir. Misafir geldiği zaman evin bereketi artar. Evimizde misafir için hazırladığımız gıdalar gözümüze daha çok görünür ve bereket çok olur.


 Misafirin rızkını Yüce Allah verir. Misafire değer verilir ve misafir evin en baş köşesine kurulur ve ona gerekli ikramlar sunulur, hal hatır sorulur, gönül alınır ve misafirin yediği yemek evin hepsine yeter. Çünkü misafir geldiğinde gönül de zengin olur. Onun için eve gelen misafire elimizden gelen en özel ve an nazik davranışları göstermeliyiz. Önemli olan zengin yemekler değil gönül tokluğudur, gönül zenginliği, kalp temizliği ve misafire iyi davranmaktır.


 Bu atasözü kültürümüzde misafirperverliğin, yardımlaşmanın ve dayanışmanın önemi, paylaşma ve cömert olmanın değeri, manevi berekete olan inanç, insan ilişkilerinde samimiyet ve hoşgörü gibi özelliklerine dikkat çeker. Misafirlikle ilgili bu atasözüne yakın şunlar da vardır: Misafir on kısmetiyle gelir, birini yer, dokuzunu bırakır, misafir geldikçe ev bereketlenir.

Güvenme Varlığa Düşersin Darlığa Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Güvenme Varlığa Düşersin Darlığa Atasözü İle İlgili Kompozisyon


Varlıklarına güvenerek aşırı harcama yapanlar sonradan sıkıntı çekebilirler. Bunun atalarımız “Güvenme varlığa, düşersin darlığa “ atasözünü söylemiştir. İnsan sahip olduğu para, mal ve zenginliğine fazla güvenmemelidir. Çünkü elimizdekileri bir anda harcarsak bir gün çok zor bir duruma düşebiliriz ve başkalarına muhtaç kalırız. Bugün evin vardır, araban vardır, paran vardır ama yarın bunlar bir anda yok olabilir. 


Çünkü aklını kullanamadığın zaman, sürekli bol bol harcarsan bir zaman sonra elindekileri de kaybedersin. Onun için sahip olduklarımıza güvenip bol keseden harcamamalıyız. Daha çok çalışıp, daha çok kazanmaya gayret etmeliyiz. İnsan elindeki imkanlara güvenip sorumsuzca davranırsa bir gün çok zor durumda kalabilir. Tasarruflu olmak gerekir. Harcamalarda ölçülü davranmak esastır. Sahip olduğumuz mala güvenip kibirli hallere bürünmemeliyiz. Her zaman tutumlu olmalıyız. Yeri geldiği zaman harcama yapmalıyız, ihtiyacımız dışındaki şeylere fazla harcama yapmamalıyız. Bunu yaparsak ileride sorun yaşamayız ve başka kimselere de muhtaç olmayız. 


Kendi ayaklarımızın üzerinde durmaya devam ederiz ve özgüvenli bir şekilde yaşamımızı idame ettirmeye çalışırız. Bu atasözü insanlara tasarruflu olmanın önemini anlatır ve gösterişten uzak durmak gerektiğini her zaman mantığı harekete geçirmenin önemini vurgular.

Baba Mirası Yanan Mum Gibidir Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Baba Mirası Yanan Mum Gibidir Atasözü İle İlgili Kompozisyon


Büyüklerden kalan mal, mülk, veya para hazır olduğu, değer, de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır, tez biter. Bu bakımdan kalan mirasa güvenip çalışmamak, bir kazanç yolu tutmamak son derece sakıncalıdır. Bunun için atalarımız “Baba mirası yanan mum gibidir.” sözünü söylemiştir.

 

Babadan miras kalması evlatları için iyi bir şeydir ama o mirası nerede, nasıl kullanacağını bilmek de akıl gerektirir. Babadan kalan mallar hemen biter çünkü hazıra dağ dayanmaz diye de bir atasözü vardır. Hazır olduğu için pek kıymeti olmaz ve çabuk harcanır. Aklını kullanan kimse babasından kalan malı hemen harcamamalıdır, elindeki malın değerini bilmeli, hatta kalan malın üzerine  daha çok koymak için daha çok çalışmalı, ele güne muhtaç olmamalıdır. Hazır malda kişinin kendi emeği, alın teri olmadığı için kişi hemen harcamak, istediklerine bir an önce kavuşmak ister. Eldeki para da çok çabuk tükenir.


 Oysa o paraya ya da he neyse ona sahip çıkmak, onu korumak daha akıllıca olanıdır. Örneğin; Babadan kalan bir tarlayı satmak yerine o tarlayı sürmek, bakımını yapmak ve oraya  verimi yüksek olabilecek ürünler ekmek kişiye daha çok kazanç getirecektir. Bunu yaparsa daha çok kâr eder ve daha da mutlu olur.

İnsan İnsana Lazım Olur (veya muhtaçtır) Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İnsan İnsana Lazım Olur (veya muhtaçtır) Atasözü İle İlgili Kompozisyon


İnsan, çevresi ile yaşadığı toplum ile bir bütündür. Yeri gelir insan çevresine katkıda bulunur, yeri gelir o kişi sıkıntılı gününde çevresinden yardım veya destek görür. Bunun için atalarımız “insan insana lazım olur, insan insana muhtaç olur.” sözünü söylemiştir.

 

İnsan sosyal bir varlıktır. Başka insanlarla iç içe yaşamayı bilmelidir. Çünkü yalnızlık bir zaman sonra kişide çok sayıda sıkıntılara neden olur. Ben kendime yeterim, yalnızlık daha iyi gibi söylemler ilk başlarda kişi için iyi gibi görünse de kişi bir zaman sonra sıkılmaya başlar ve kendine arkadaş, dost edinmek ister. Çünkü yalnız kalmak kişiyi bir zaman sonra mutsuz eder. Oysa mutluluk kalabalıkla daha anlamlı hale gelir. Örneğin; Bir işte başarılı olduğumuz zaman bunu hemen yakınlarımızla, eşimiz, dostumuzla paylaşmak isteriz. Yani bir başka insan ya da insanlara ihtiyaç duyayız. Tıpkı onların da bize ihtiyaç duyacağı gibi. Onun için en ufak bir sorunda insanlarla hayat boyu küslükler yaşamamalıyız. Burada en büyük cezayı kendimize vermiş oluruz. Onca geçen yalnız yıl, karamsarlıklar, mutsuzluklar… İnsan yalnız kalmamalıdır. Çünkü insan insana muhtaçtır.  Bize yapılan kimi ufak hataları görmezden gelmeliyiz, her şeye verecek bir cevabımız olmamalıdır. Bazen susmasını bilmeliyiz ve insan ilişkilerinde affetmeyi bilmenin ne büyük erdem olduğunu anlamalıyız.

 

Kısacası sosyal olmak iyidir. Yalnızlık Allah’a mahsustur. Elbette kimi zaman kendimize ayıracağız ve yalnız kalmak istediğimiz anlar olacaktır ve bunlar doğaldır da. Önemli olan yalnızlığı sürekli hale getirmemek, insanlarla coşku içinde hayatın tadını çıkarmaya bakmaktır.

Mahallenize Biri Taşındığında Neler Yaparsınız?

 

Mahallenize Biri Taşındığında Neler Yaparsınız?


Mahallemize biri taşındığı zaman ilk olarak taşınan kişiler arasında yaşıtım  olup olmadığını anlamaya çalışırım ve o kişileri gözlemlerim. Eğer yaşıtım bir çocuk varsa hemen onunla konuşurum ve arkadaş olurum ama bu arkadaşlık da zaman içinde gelişir. Çünkü kim olduklarını, ne olduklarını iyice öğrendikten sonra samimi ilişkiler kurmaya başlarım. Yeni gelen komşularımızın eşyasının taşınmasına ailemle yardımcı olurum. Hoş geldiniz demeye gideriz ailemle. Çünkü ailemden izinsiz kimsenin evine girip çıkmam. 


Mahalleye yeni gelen kişiler  belki de iyi niyetli insanlar değildir diye düşünürüm. Onun için akıllı davranırım ve ailemle gider gelirim. Taşınan kişilere annemin hazırladığı çay ve kekten ikram ederim. Belli bir iletişimden sonra mahalleye gelen kişilerin mahalleyi daha iyi tanımlarına yardımcı olurum. Sohbet ortamı geliştiririm. Saygılı davranırım ve siz diye konuşurum. 


Gelen insanlara karşı kibar olurum. Onları sabah yolda  gördüğüm zaman günaydın derim, akşam olduğu zaman iyi akşamlar derim. Gülümserim ve ve tebessüm ederim. Onlar da bana bu şekilde davranırsa daha mutlu olurum. Böylece güzel bir komşuluk, mahalle samimiyeti gelişir gider.

Yüz Güzelliği Hamamdan Eve Huy Güzelliği Urum’dan Şam'a Atasözü İle Kompozisyon

Yüz Güzelliği Hamamdan Eve Huy Güzelliği Urum’dan Şam!a Atasözü İle Kompozisyon


İyi bir bakım ve temizlik yüz güzelliğini sağlayabilir fakat bu kalıcı değildir. Ayrıca bu güzelliği yalnız kişinin yakınındakiler görür. Oysa huy güzelliği ondan daha önemlidir. Huy güzelliğine sahip olan bir kimsenin şanı ve şöhreti her tarafa yayılır ve takdir edilir. Bunun için atalarımız Yüz güzelliği eve , huy güzelliği Urum’dan Şam’a sözünü söylemiştir. 


İnsanı insan yapan en önemli erdemlerden biri de huy güzelliği yani güzel ahlaktır. İnsan güzel huyu sayesinde çok sevilir, sayılır ve el üstünde tutulur. Çünkü huy güzelliği değişmez ve kalıcıdır. Oysa yüz güzelliği geçicidir. Ne kadar yüz güzeli olsanız da gün gelecek yaşlanacaksınız ve  fiziksel değişiklikler meydana gelecektir. Oysa yaptığınız iyilikler, güzel erdemler , iyilikler asla unutulmayacaktır. Yani iyi olan insanı herkes tanır ve o kişi saygın bir konuma ulaşır.


Örneğin; merhametli olmak, küçücük bir çocuğa sarılarak sevginizi hissettirmek, bir yaşlının koluna girip gideceği yere onu götürmek vb. İşte tüm bunların hepsi huy güzelliğidir ve asla değişmez. Onun için her daim huy güzeli olmalıyız, ahlak güzeli olmalıyız.

Medeniyetin Emir ve Talep Ettiğini Yapmak İnsan Olmak İçin Yeterlidir

 

Medeniyetin Emir ve Talep Ettiğini Yapmak İnsan Olmak İçin Yeterlidir


Medeniyetin emir ve talepleri demek toplumun ortak değerleri, ahlak kuralları, sosyal düzeni ve bilimsel ilerlemeleri demektir. Medeni bir toplumda yaşayan insanlardan beklenilen şey; doğru, dürüst ve güvenilir insan olmak, empati kurma becerisine sahip olmak, adalete önem vermek, birlik, beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmak, dünya barışına önem vermek, vatanını ve milletini seven, sorumluluk sahibi insanlar olmak, çalışkan olmak, bilim ve sanatla ilgilenmektir. Bunlar yapıldığı zaman kişi medeni olur ve içinde yaşadığı topluma ve dünyaya faydalı bir insan olur. 


Mustafa Kemal Atatürk’ün Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir demesi bu saydıklarımla ilgili şeylerdir. Yani evrensel insani sorumlulukları yerine getirmek ve insana yakışan erdemleri hayatta uygulayabilmek için insan olmak yeterlidir. İnsanlar yukarıda saydığım değerleri yerine getiriyorsa  zaten insan olmuş, iyi insan olmuş demektir. Unutmayalım ki gerçek insanlık medeniyetin bizden beklediği bu değerleri yerine getirmekle mümkün olur. Bunu yerine getirdiğimiz zaman insanlar arasında sevgi artar, saygı artar, medeni bir toplum düzeni, medeni bir dünya düzeni ortaya çıkar. 


Savaşlar yok olur, birlik, beraberlik ve dayanışma artar, insanlar bilim yolunda ilerlemeye devam eder, sanat anlayışı gelişir ve insanlık yaşamaya devam eder. Yani haksızlık karşısında susmamak gerekir bu adaletle ilgilidir. dürüst ve güvenilir olmak, kimsenin malına göz koymamak insan olmak için büyük bir erdemdir. Mesela Filistin zulme uğrarken buna ses çıkarmak ve İsrail’e gereken yaptırımları uygulamak bir insanlık örneğidir.  Zulme dur demek, zalime haddini bildirmek medeni insanların insan olduğunun kanıtıdır.

Sevgiden Acılar Tatlı Olur , Sevgiden Bakırlar Altın Olur, Sevgiden Tortullar Berrak Olur…

 


Sevgiden Acılar Tatlı Olur Sevgiden Bakırlar Altın Olur,  Sevgiden Tortullar Berrak Olur…

 

Mevlana sevgiden acılar tatlı olur, sevgiden bakırlar altın olur, sevgiden tortular berrak olur, sevgiden dertler şifa olur, sevgiden ölüler dirilir, sevgiden padişah köle olur, bu sevgi de bilginin sonucudur dizelerinden ve bu temada edindiğiniz bilgilerden yararlanarak insan sevgisi konulu metnimizi okuyabilirsiniz.


Sevgi insana sabır ve güç verir. Çünkü koşulsuz sevginin önünde hiç bir güç duramaz. Bunun için sevgiler acıdan tatlıya dönüşür.. Kişiye en büyük sıkıntılar bile hoş gelir çünkü sevgi vardır ortada. Ham işlenmemiş olan, değersiz görünen şeyler bile sevgiyle kıymet kazanır. Bulanıklıklar, anlaşmazlıklar sevgi sayesinde arınır. Sevgi insanın yaralarına merhem olur ve insanları birleştiren büyük bir hazineye dönüşür. Ruhen ölmüş insanlara sevgi ilaç gibi gelir, umudunu kaybetmiş insan yeniden hayata dört elle sarılmaya başlar.


 Sevgi en yüce kişiyi bile yani padişah gibi kişileri bile alçakgönüllü kılar ve padişahın bile o tepeden bakışları yok oluverir. Gerçek bilgelik insanın sevgiyi gerçek anlamda kavraması ile ortaya çıkar. Mevlana burada sevginin önemini anlatmıştır. Sevgi ile çözülemeyecek sorunlar yoktur ama sevgi de öğrenilir. Çünkü okumak, öğrenmek kişinin empati kurma becerisini geliştirir ve kişi sevmeyi de bir başkasından ve kitaplardan öğrenebilir. 


Sevgi bir çok aşılamaz sorunların üstesinden gelir. Sevgi insanın kalbini yumuşatır ve insanları birbirine daha çok yaklaştırır. En büyük akıllılık kibirli olmaktır. En büyük akıllık insanları

Atatürk’ün Okuma Sevgisini Yansıtan Anılardan Birini Arkadaşlarınızla Paylaşınız

 

Atatürk’ün Okuma Sevgisini Yansıtan Anılardan Birini Arkadaşlarınızla  Paylaşınız


Mustafa Kemal Atatürk savaşta, sofrada yemek yerken, boş zamanlarında her zaman okurmuş. En zor koşullarda bile okumayı ihmal etmemiş. Kendi kütüphanesi olan Çanakkale Köşkü’nde ve Selanik’te binlerce kitapları vardır. Falih Rıfkı’nın anlattığına göre; Mustafa Kemal bir gün Nutuk üzerinde çalışırken sabaha kadar uyumamış ve okumaya ve yazmaya devam etmiş. Benim en büyük mirasım fikirlerimdir diye okumanın ve yazmanın önemini vurgulamıştır. Cephede bile okumaya devam etmiş  savaş sadece silahla kazanılmaz. Bilgi, akıl ve sabır da ez az top kadar gereklidir. Okumak bana güç veriyor demiştir.


 Atatürk’ün yaverlerinden biri anlatır. Bir akşam Çankaya köşkünde sofrada yemek yiyorduk Mustafa Kemal Atatürk, elinde bir kitapla içeri girdi. Hepimiz ona merakla baktık. Masaya oturur oturmaz kitabın sayfalarını açtı, birkaç satır yüksek sesle okudu. Sonra başını kaldırarak: “Bakınız arkadaşlar, burada çok önemli bir fikir var. Siz ne düşünüyorsunuz” diye bize sordu? Biz de kitap hakkında fikrimizi tartışmaya başladık ve tartışma saatlerce sürdü ama Mustafa Kemal asla yorulmuyordu.


 En sonunda kitabı kapattı ve  gülümseyerek şöyle dedi: Okumak, öğrenmek bitmeyen bir ihtiyaçtır. İnsan ancak gerçek bilgiye gerçek özgürlüğüne kavuşur.” dedi. İşte bu anılardan Mustafa Kemal Atatürk’ün ne kadar okuma heveslisi olduğunu, eğitime önem verdiğini anlayabiliriz.

Kitap En İyi Arkadaştır

 

Kitap En İyi Arkadaştır


Kitap en iyi arkadaştır çünkü kitaplar insanlara faydalı bilgiler sunar. Okuduğumuz kitaplar sayesinde çok farklı bilgiler öğreniriz ve bu bilgileri hayatımızda uygularız. Yeri geldiğinde en yakın arkadaşlarımızla küseriz ve onunla bir zaman konuşmayız. Küs olduğumuz mutsuz oluruz. Oysa kitaplar bize hiçbir zaman küsmezler, onlar bizim her daim en yakın arkadaşımız, dostumuz olurlar. 


Okuduğumuz kitapların kahramanları ile arkadaşlık kurarız, kendimizi oradaki karakterlerin yerine koyarız ve farklı rollere bürünürüz. İnsan yalnız kaldığı zaman, mutlu olduğu zaman, başarılı olduğu zaman kitap okursa daha da mutlu olur. Hele hele bir de akşam yemeğinin ardından sevdiğimiz bir kitabı bir bardak sıcak çay ya da bir fincan kahve ile okursak o okuduğumuz kitap daha da lezzetli hale gelecektir. 


Kitaplar size asla sırt çevirmezler, size yanlış yapmazlar ve sizi asla yalnız bırakmazlar. Onun için her zaman kitaplarla iç içe olmalıyız. Onların dünyasında kendi yerimizi bulmalıyız ve böylece hayal gücümüzü geliştirmeli, kelime hazinemizi de çoğaltmalıyız. Çünkü kitap en iyi ve en vefalı arkadaş, sadık dosttur.

Bir Dokun Bin Ah İşit Kâseifağfurdan

 


Bir Dokun Bin Ah İşit Kâseifağfurdan

 

“Bir dokun bin ah işit kâseifağfurdan” atasözü ile anlatılmak istenen şudur: Toplumda bazı kişiler vardır ki kendi dertlerini anlatmaya bayılırlar. Karşısındaki kişi nasılsın diye soruverse saatlerce konuşup soru soranı da bıktırırlar. Genelde geveze kişilerin ve kendine acındırmak isteyen  zavallıların başvurduğu bu yol hiç de hoş bir durum değildir.

 

Çünkü kişi kendini küçük düşürür ve onu dinleyen kişi de kişiye gereken değeri vermez. Herkesin bir sıkıntısı, bir derdi olduğu akıldan çıkmamalıdır. Anlatan değil daha çok dinleyen olmaya çalışılmalıdır. Elbette anlatan kişinin sıkıntıları büyük de olabilir ama bunu öyle ballandıra ballandıra anlatmaları, karşıdaki kişiye hiç konuşma fırsatı vermemeleri çirkin bir davranış olarak kabul edilir. Çünkü her insanın kendine göre özel durumları vardır.

 

 Kimi insanlar o kadar sabırlıdır ki dertleri bile olsa bunu başka insanlara anlatıp kafa ütülemek istemezler. Genel ve kısa konuşurlar ve başkalarının da dertleri olduğunu unutmazlar. Onun için de onları da dinlemeyi tercih ederler. Böyle olunca kişi daha saygın  bir yere sahip olur.

İyi Ki Varsın Cumhuriyet

 

İyi Ki Varsın Cumhuriyet

Türk Milletinin büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923 tarihinde büyük bir işe, büyük bir yeniliğe adım atmış ve cumhuriyeti ilan etmiştir. Yüce Türk milletinin özgürlüğünün ve bağımsızlığının sembolü cumhuriyet olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Cumhuriyet halkın kendi kendisini yönetmesi, halkın yönetime ortak olmasıdır. 


Millet artık kendi geleceğini kendi belirlemeye başlamıştır. Çünkü cumhuriyette seçim vardır, özgür irade vardır, zorlama yoktur. Cumhuriyet yalnız bşr yönetim şekli olmayıp aynı zamanda eşitlik, adalet ve özgürlüğün de güvencesi olmuştur. Cumhuriyet  ile her birey eşit haklara sahip olmuştur. Halk kendi temsilcisini seçmiş ve düşüncelerini özgürce ifade etmeye başlamıştır. Bu da halkın kendi geleceğini kendi belirlemesini sağlamıştır.


Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyet ile ilgili şu sözü söylemiştir: “Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum.” demiştir. Bizler de gençler olarak cumhuriyeti korumalı ve ona sonsuza kadar sahip çıkmalıyız. Cumhuriyet bize Atamızın emanetidir.

Teknolojinin İnsan Hayatındaki Yeri

 

Teknolojinin İnsan Hayatındaki Yeri

 

Teknolojinin insan hayatındaki yeri son zamanlarda daha da çok artmıştır. Yapay zekanın hayatımıza girmesi ile, teknolojik ürünlerin daha da artması ile teknoloji hayatımızın en önemli parçası haline gelmeye başlamıştır. Cep telefonları, tabletler, elektrikli aletler ve daha çok sayıda teknolojik alet hayatımızı kolaylaştırmış, zamandan ve ekonomiden tasarruf sağlanmaya başlanmıştır. Teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak daha kolay hale gelmiştir.

 

 Örneğin;  Telefonlar, tabletler olmadan önce insanlar mektupla haberleşiyordu. Bu haberleşmede hemen sağlanmıyordu. Günleri hatta haftaları alabiliyordu. Oysa şimdi elinizdeki bir cep telefonu ile dünyanın bir ucundaki sevdiğiniz ile görüntülü konuşma yapabiliyorsunuz, ailece gruplar kurabiliyorsunuz ve daha çok sayıda telefonun faydasını görebiliyorsunuz. Eskiden elle yıkanan bulaşıklar şimdi bulaşık makinesi sayesinde daha hızlı ve daha az su ile yıkanarak ekonomiden de tasaarruf ediliyor. Bu ve bunun gibi çok sayıda örnekleri çoğaltabiliriz. Elbette teknoloji hayatımızda olmalıdır ama bunun da bir ölçüsü olmalıdır. Mesela bir cep telefonu çocuğun eline verilip saatlerce onda kalması sağlanmamalıdır.

 

Her şeyde ölçü olduğu gibi bunda da ölçü olmalıdır. Saatlerdir ekrana bağlılık olmamalıdır. Her işi de teknolojiye bırakmamak gerekir. Yoksa sosyal yaşamdan koparız ve bu defa hayat enerjimiz düşer. İnsanlarla iletişim halinde olmaya, yüz yüze iletişim kurmaya da devam etmeliyiz. Yani teknolojiyi doğru ve bilinçli bir şekilde kullanırsak bunun faydasını görebiliriz.

Kitap Okumanın Önemi

 

Kitap Okumanın Önemi


 Kitap okumak için ilk olarak okumaya meraklı ve istekli olmak gerekir. Yani içinde azim olmalı, kararlılık olmalıdır. Okuduğunuz her kitap size bir katkı olarak bir şekilde geri dönecektir. Çünkü okumak hayatımızı ,değiştirir, yaşadığımız olaylara daha farklı pencereden bakabilmeyi sunar bize. Kitap okumak insanın kelime hazinesini geliştirir, ana dilini daha doğru konuşmasını sağlar ve kitap okuyarak hayal gücümüz gelişir. 


Daha fazla sayıda kelime öğreniriz ve daha güzel konuşmaya, duygu ve düşüncelerimizi anlatmaya başlarız. Okuyarak ruhumuzu beslemiş oluruz. Okumayan bir toplum aydınlanamaz ve geri kalmaya devam eder. “Okuma ihtiyacı barut gibidir. Bir kere tutuşunca artık sönmez.” der Victor Hugo. Yani okumak insanı geliştirir, değiştirir, olgunlaştırır ve daha tevazu sahibi biri yapar. Elbette okuduklarımızı ve öğrendiklerimizi benimsemek şartıyla. Okumanın tadına bir kere vardıktan sonra bir daha elimizden kitabı bırakamayız.  Ayrıca kitap okumak insanı unutkanlıktan kurtarır. İnsana sabırlı olmayı öğretir ve odaklanmayı sağlar.


Toplum içinde konuşmaların daha güzel ve anlamlı olduğu için toplum tarafından gözde kişi olursun. Kişi kitap okuyarak zihnini geliştirir, empati kurma becerisine sahip olur, hayal gücü ve yaratıcılık gelişir, stres azalır ve hata sımsıkı sarılmaya başlarız, hayat boyu öğrenmeye devam ederiz ve öğrendiklerimizi başkalarına aktararak diğer insanların da bizden faydalanmasını sağlarız. Kitap okumak işte bu kadar önemlidir.