Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kompozisyon Örnekleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sabrın İnsan Hayatındaki Yeri

 

Sabrın İnsan Hayatındaki Yeri

 

Sabır, insanların karşılaştıkları zorluklar karşısında sakin ve kararlı olmalarını sağlayan önemli bir erdemdir. Hayatta herkes zaman zaman çeşitli sıkıntılar ve engellerle karşılaşabilir. Bu sıkıntılar karşısında pes etmek yerine sabırlı davranan insanlar, hedeflerine ulaşma konusunda daha başarılı olurlar.


Sabır, insanı olgunlaştırır ve kişiyi arzuladığı hedefe ulaştırır. Çünkü sabırlı insan; beklemeyi bilen, emek veren ve alın teri döken insandır. Her iş hemen çözülecek olsaydı kimsenin çalışmasına, çaba göstermesine ve emek vermesine gerek kalmazdı. Atalarımız da "Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas olur." diyerek sabrın önemini vurgulamıştır. Bu atasözü, sabır ve emek sayesinde zor görünen işlerin bile zamanla başarıya ulaşacağını anlatır. Yine "Sabreden derviş muradına ermiş." sözü de sabrın sonunda insanı istediği sonuca ulaştıracağını ifade eder. Sabırlı insanlara baktığımızda onların genellikle disiplinli, planlı ve programlı kişiler olduğunu görürüz. Bu insanlar azim ve kararlılıkla çalışır, hedeflerine ulaşıncaya kadar emek vermeye devam ederler. Karşılarına çıkan büyük zorluklarla mücadele eder, kolay kolay pes etmezler. Bu azim ve sabrın sonunda başarıya ulaşırlar. Örneğin, derslerine her gün düzenli olarak çalışan bir öğrenci, başlangıçta istediği başarıyı elde edemese bile zamanla eksiklerini giderir ve başarılı olur. Bu örnek de sabrın ve düzenli çalışmanın başarıya giden en önemli yol olduğunu göstermektedir.


İnsan ilişkilerinde de sabrın önemli bir yeri vardır. Aile içinde, arkadaşlıkta ve toplumda sabırlı olmak, insanların birbirini daha iyi anlamasını sağlar. Sabırsız davranışlar ise tartışmalara ve kırgınlıklara yol açabilir. Sonuç olarak sabır, insanın hem kişisel gelişimine hem de toplum içindeki ilişkilerine olumlu katkı sağlar. Bu nedenle sabırlı olmak, zorluklar karşısında umudumuzu kaybetmeden çalışmak ve mücadele etmek hayatımızı daha başarılı ve mutlu hâle getirir.

Doğa Sevgisi

 

Doğa Sevgisi


İçinde yaşadığımız doğa, tüm canlılar için büyük bir nimet ve eşsiz bir hazinedir. Çünkü canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan ihtiyaçlar doğa sayesinde karşılanır. Doğa, insanlara temiz hava, temiz su, besin ve yaşam alanı sağlar. Bu nedenle doğayı korumak, aslında kendi yaşamımızı korumak anlamına gelir.Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren doğa sevgisini ve çevreyi temiz tutma bilincini aşılamalıyız. Çünkü doğa kirlenirse canlıların yaşamı da tehlikeye girer. Bunun yaşanmaması için havayı, suyu ve toprağı temiz tutmalı, çevremizi kirletmemeliyiz.


Doğayı temiz tutmak ve ona olan sevgimizi göstermek için ağaç dikmeli, çiçekleri yerinde sevmeli ve asla koparmamalıyız. Hayvanlara zarar vermemeli, geri dönüşüme katkı sağlamalı ve atıkları doğaya bırakmamalıyız. Bunun yanında suyu ve elektriği gereksiz yere kullanmamak da doğal kaynakların korunmasına yardımcı olur.Doğayı korumalı ve yeşil alanların artması için çaba göstermeliyiz. Örneğin, zeytinliklerimiz kesilmemeli, ormanlarımız yok edilmemelidir. Betonlaşma yerine doğaya değer verilmeli; ihtiyaç dışında sürekli yeni binalar, iş yerleri ve yollar yapılmamalıdır. Doğanın korunması, insanların ve diğer canlıların geleceği için büyük önem taşır.Yaygın olarak Afrika atasözü olarak bilinen şu söz, doğanın değerini çok güzel anlatmaktadır: "Son ağaç yok olduğunda, son nehir kuruduğunda ve son balık öldüğünde, ancak o zaman paranın yenmediğini anlayacağız." Bu söz bize, para ile doğanın yerinin doldurulamayacağını hatırlatmaktadır. Bu nedenle doğaya gereken ilgiyi göstermeli ve onu gelecek nesillere en güzel şekilde bırakmalıyız.


Doğayı seven insanlar çevreye karşı daha duyarlı davranır ve gelecek nesillere daha temiz, daha sağlıklı ve yaşanabilir bir dünya bırakmak için çaba gösterir. Unutmamalıyız ki doğa bize ait değildir; biz doğanın bir parçasıyız. Bu yüzden doğayı korumak ve ona sevgiyle yaklaşmak herkesin ortak sorumluluğudur.

Sosyal Medyanın Hayatımıza Etkileri

 

Sosyal Medyanın Hayatımıza Etkileri

 

Sosyal medya, teknolojinin hızla gelişmesi ve ilerlemesiyle hayatımıza hızlı bir giriş yapmıştır. Çünkü insanlar teknolojiyle iç içe yaşamaya başlamış, bilgiye daha kolay erişim sağlamış ve insanlar arasındaki etkileşim ile iletişim sosyal medya üzerinden de kurulmaya başlanmıştır. Özellikle akıllı telefonlarda saatlerce vakit geçirilmesi, insanları günlük yaşamdan koparmaya başlamış ve kişiler sosyal medya üzerinden iletişim kurmayı tercih eder hâle gelmiştir.

 

Örneğin, eskiden yurt dışında yaşayan bir akrabamızla görüşmek oldukça zorken, günümüzde akıllı telefonlar sayesinde görüntülü konuşmalar yapılabilmekte ve insanlar yakınlarıyla daha sık görüşebilmektedir. Bu açıdan baktığımızda sosyal medya faydalıdır. Ancak sürekli sosyal medyada vakit geçirmek ve zamanla günlük sorumlulukların yerine getirilmemeye başlanması insanlarda tembelliğe neden olabilmektedir. Sosyal medyada yayılan yanlış bilgiler, sahte haberler ve siber zorbalık gibi sorunlar da sıkça karşılaşılan durumlardır. Kişisel bilgilerin paylaşılması ise güvenlik ve gizlilik açısından risk oluşturabilir. Bu yönüyle baktığımızda sosyal medyanın bazı olumsuz sonuçlar doğurduğunu söyleyebiliriz. Bunun yanında sosyal medyanın birçok yararı da vardır. Sosyal medya sayesinde güncel haberleri takip etmek, yeni bilgiler öğrenmek ve eğitim içeriklerine ulaşmak mümkündür. İşletmeler de ürün ve hizmetlerini tanıtmak için sosyal medyayı etkili bir şekilde kullanmaktadır. Böylece hem ticaret gelişmekte hem de insanlar istedikleri ürün ve hizmetlere daha kolay ulaşabilmektedir.

 

Sonuç olarak, sosyal medyayı amacına uygun, bilinçli ve ölçülü bir şekilde kullanırsak daha faydalı sonuçlar elde eder ve daha mutlu bir yaşam sürebiliriz. Ekran süremizi kontrol etmeli, gerçek hayattaki sosyal ilişkilerimize de yeterince zaman ayırmalıyız. Böylece sosyal medyanın faydalarından en iyi şekilde yararlanırken zararlarından da korunabiliriz.

Ailenin Birey Üzerindeki Etkisi

 

Ailenin Birey Üzerindeki Etkisi

 

Bir toplumun temel yapı taşını oluşturan kurum ailedir. Çünkü bir çocuğun kendini en güvende ve en mutlu hissettiği yer ailesidir. Bu nedenle aile içinde sevgi, saygı, empati, sadakat, güven ve dürüstlük gibi değerlerin yaşatılması büyük önem taşır.Çocuk, dünyaya geldiği andan itibaren ailesini örnek alır. Bu yüzden anne ve babaya çok önemli görevler düşmektedir. Anne ve baba, çocuklarını sevgiyle büyütmeli, onlara güzel davranışlarıyla örnek olmalı ve eğitimlerine önem vermelidir. Çünkü çocuğun karakterini ve geleceğini şekillendiren en önemli etken ailesidir. Çocuk ailesinden ne görürse, çevresine de onu yansıtır.


Örneğin, aile içinde baba, anneye argo kelimeler kullanıyor, anne de babaya aynı şekilde kötü sözler söylüyorsa çocuk bunları normal davranışlar olarak görür. Anne ve babasını rol model aldığı için dışarıda arkadaşlarına ve çevresindeki insanlara da aynı şekilde konuşabilir. Bunun sonucunda ise ne söylediğinin anlamını tam olarak bilmeden toplum tarafından tepki görebilir ve dışlanabilir.Oysa aile, sevgi ve saygı temeli üzerine kurulursa, sorumluluklar paylaşılırsa ve herkes birbirine anlayışla yaklaşırsa o ev huzurlu ve güvenli bir yuvaya dönüşür. Böyle bir ortamda yetişen çocuklar da güzel ahlaklı, doğru, dürüst, güvenilir, yardımsever ve saygılı bireyler olarak yetişirler. Bu özellikler onların hem okul hayatında hem de gelecekteki yaşamlarında başarılı ve mutlu olmalarına katkı sağlar.


Sonuç olarak aile, bireyin kişiliğinin oluşmasında en önemli etkendir. Sağlam temeller üzerine kurulan, sevgi ve saygının hâkim olduğu aileler; kendine güvenen, topluma faydalı ve iyi ahlaklı bireyler yetiştirir. Bu nedenle her anne ve baba, çocuklarına sadece sözleriyle değil, davranışlarıyla da örnek olmalı ve onlara sevgi dolu bir aile ortamı sunmalıdır.

Kitap Okumanın Önemi

 

Kitap Okumanın Önemi


Kitaplar dünyamızı aydınlatan, içinde farklı karakterlerin yer aldığı; kimi zaman kendimize kahramanını örnek aldığımız, kimi zaman da en masum ya da en güçlü karakterleri benimsediğimiz, bize hayatı anlatan değerli kaynaklardır. Kitap okumak, insanı kelime hazinesi bakımından zenginleştirir. Çünkü ne kadar çok kitap okursak kelime dağarcığımız o kadar gelişir ve farklı kelimelerin anlamını öğrenerek daha kültürlü ve donanımlı bireyler hâline geliriz.


Kitap okuyan insan, her ne kadar gezip gören bir insan kadar deneyim yaşamasa da, görmediği ve gitmediği yerlerin hayalini kurabilir, zihninde farklı dünyalar oluşturabilir ve hayal gücünü geliştirebilir. Kitap okuyan insan, aynı zamanda büyük yazarlarla adeta sohbet ediyormuş gibi bir his yaşar. Örneğin Tolstoy, Dostoyevski, Yaşar Kemal ve Cengiz Aytmatov gibi yazarları okuyan biri, onların düşünce dünyasına girer, olayları sanki kendisi yaşıyormuş gibi hisseder. Bu da insanın hem empati yeteneğini hem de düşünce gücünü artırır.


İşte bu nedenle kitap okumak; gelişmek, ilerlemek, farklılıkları kabul etmek ve ön yargılardan uzaklaşmak demektir. Kitap okumanın önemi ile ilgili şu söz oldukça anlamlıdır: “Okuyan insan düşünmeyi öğrenir, düşünen insan değişir.” Çünkü okumak insanı medeniyete doğru götürür, kişinin kendisini geliştirmesini sağlar. Kendini geliştiren birey ise hem yaşadığı topluma hem de dünyaya faydalı işler yapabilir.


Sonuç olarak kitap okumak sadece bir alışkanlık değil, aynı zamanda insanı olgunlaştıran ve geleceğe hazırlayan önemli bir değerdir. Bu yüzden her insanın düzenli olarak kitap okuması gerekir.

Yaz Tatilinde Kendimizi Geliştirelim Konulu Kompozisyon

 

Yaz Tatilinde Kendimizi Geliştirelim Konulu Kompozisyon


Yaz tatili; dinlenmek, eğlenmek, güzel anılar biriktirmek ve kendimizi geliştirmek için harika bir fırsattır. Çünkü tatilde okul olmadığı için kişi sevdiği bir alana yönelebilir, o alanda kendini geliştirebilir ve farklı etkinliklerle güzel işler başarabilir.Mesela hiç kitap okuma alışkanlığı olmayan bir kişi, ilk adımı yaz tatilinde atabilir ve okumanın ne kadar keyifli bir uğraş olduğunu fark edebilir. Böylece kelime hazinesi gelişir, konuşması daha akıcı ve etkili hâle gelir. Kitaplar sayesinde yeni bilgiler öğrenir, hayal gücünü zenginleştirir ve farklı bakış açıları kazanır.


Elbette gezmek, eğlenmek ve oyun oynamak çocukların en doğal hakkıdır. Ancak geriye kalan uzun bir zaman da olacaktır. Bu zamanı neden verimli değerlendirmeyelim? Yeni hobiler edinebilir, spor yapabilir, yabancı dil öğrenebilir veya çeşitli kurslara katılarak kendimizi geliştirebiliriz.Ayrıca yaz tatilinde ailemizle daha fazla vakit geçirebilir, büyüklerimizi ziyaret edebilir ve onlardan hayat tecrübeleri dinleyebiliriz. Doğada yürüyüş yapmak, çevremizi keşfetmek ve yeni yerler görmek de hem ruhumuzu dinlendirir hem de bize farklı deneyimler kazandırır. Bir ağacın gölgesinde kitap okumak, arkadaşlarımızla güzel oyunlar oynamak veya yeni beceriler öğrenmek yaz tatilini daha anlamlı kılar.


Unutmamalıyız ki zaman çok değerli bir hazinedir. Geçen her gün bir daha geri gelmez. Bu yüzden yaz tatilini sadece dinlenerek değil, aynı zamanda kendimize yeni şeyler katarak geçirmeliyiz. Böylece okul açıldığında hem dinlenmiş hem de kendini geliştirmiş bireyler olarak yeni eğitim yılına başlayabiliriz.

Kısacası yaz tatili sadece dinlenme zamanı değil, aynı zamanda kendimizi keşfetme ve geliştirme zamanıdır. Bu fırsatı iyi değerlendirirsek hem eğlenir hem de geleceğimiz için önemli kazanımlar elde ederiz.

Savaşın İnsanlar Üzerindeki Etkileri

 

Savaşın İnsanlar Üzerindeki Etkileri


“Savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir.” demiş kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk. Çünkü savaşın getirdiği şeyler; kan, gözyaşı, ayrılık, ağır travmalar ve büyük yıkımlardır. Savaş sadece insanların hayatını değil, doğadaki tüm canlıları da  olumsuz yönde etkiler. Doğa zarar görür, şehirler yıkılır ve hayat bir anda değişir.

 

Savaşın ardından insanların hayata olan umutları ve yaşama sevinçleri azalır. Çünkü savaşı yaşayan insanlar çoğu zaman sevdiklerini kaybeder, evlerini ve memleketlerini terk etmek zorunda kalır. Bir insanın doğup büyüdüğü topraklardan ayrılması, hatıralarını ve geçmişini geride bırakması çok derin bir acıdır. Savaş, insanların kalplerinde büyük yaralar açar. Sevdiklerini kaybeden insanlar uzun süre bu acıyla yaşamak zorunda kalır. Sürekli korku, endişe ve belirsizlik içinde yaşamak insanları hem psikolojik hem de sosyal açıdan olumsuz etkiler. İnsanların kendilerine olan güvenleri azalabilir ve hayata karşı umutları zayıflayabilir.

 

Ayrıca savaş toplumları da derinden sarsar. İnsanlar birbirlerine karşı güvensiz olabilir, toplumda huzur ve güven ortamı kaybolabilir. Oysa insanlar barış içinde yaşadıklarında üretir, gelişir ve mutlu bir toplum oluştururlar. Bu yüzden barış, insanlık için en değerli şeylerden biridir. Çünkü barışın olduğu yerde umut, güven ve mutluluk vardır. Savaş ise sadece acı ve gözyaşı bırakır. İnsanlığın gerçek gücü savaşmakta değil, barış içinde yaşayabilmesindedir. Unutmayalım ki; “Barış bir umut, savaş ise insanlığın en derin yarasıdır.”

Bir Gezgin Mi Yoksa Bir Bilgi Mi Olmak İsterseniz? Nedenleriyle Açıklayınız.


Bir Gezgin Mi Yoksa Bir Bilgi Mi Olmak İsterseniz? Nedenleriyle Açıklayınız.


Gezgin olmak isterdim bilgin olmak istemezdim. Çünkü bilgin olunca sadece çok biliyorsun, çevrendekilere bilgi veriyorsun ve bir süre sonra bilginler bile bilgin olmaktan sıkılır çünkü, hayatın akışına dahil olamıyorlar çünkü  ama gezgin olmak öyle değildir. Çünkü gittiğin yerleri asla unutmuyorsun, oralarda anıların oluyor, oraların gelenek ve görenekleri hakkında bilgi ediniyorsun, farklı yerler görmek kişiyi her açıdan mutlu ediyor ve kişi anın tadını çıkarıyor. Oysa bilgin olmakta anın tadını çıkarmak gibi bir şey yok.


 Sürekli okumaya, ezber yapmaya devam ediyorsun ama gezgin olunca hayatın tadını çıkarıyorsun, anlık olaylar yaşıyorsun ve  bu da insanı çok ama çok mutlu ediyor. Tarihi yerleri ve doğal güzellikleri görmek insanı geçmişe götürüyor. Gezdiğim yerleri asla unutmam. Bir gezgin, farklı ülkeleri ve şehirleri dolaşırken insanların yaşam tarzlarını, geleneklerini, dillerini ve düşünce biçimlerini öğrenir. Bu deneyimler insanın bakış açısını genişletir, hoşgörüsünü artırır ve dünyayı daha iyi anlamasına yardımcı olur. Kitaplardan öğrenilen bilgiler değerlidir; ancak gezerek öğrenilen bilgiler daha kalıcı ve etkilidir. 


Ayrıca gezgin olmak insana özgürlük duygusu kazandırır. Yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak ve farklı deneyimler yaşamak kişiye mutluluk verir. Karşılaşılan zorluklar ise problem çözme becerisini geliştirir ve insanı daha güçlü kılar. İşte tüm bunlar için gezmek, görmek, eğlenmek ve mutlu olmak isterdim.

Kitaplar Taşınacak Kadar Hafiftir Ama Dünyalar Ve Fikirlerle Doludur


Kitaplar Taşınacak Kadar Hafiftir Ama Dünyalar Ve Fikirlerle Doludur


Bu cümle, kitapların fiziksel olarak küçük ve hafif olmasına rağmen içerik bakımından çok zengin olduğunu anlatır. Yani kitaplar elde taşınabilecek kadar basit nesneler gibi görünse de, içlerinde farklı dünyalar, düşünceler, duygular, bilgiler ve bakış açıları barındırır. Bir kitap sayesinde insan başka hayatları tanıyabilir, yeni fikirler öğrenebilir, hayal gücünü geliştirebilir ve kendini zihinsel olarak zenginleştirebilir. 


Kitap çok hafif gibi görünebilirler ve ama içinde taşıdığı fikirler toplumları ileriye götürür ve geliştirir. Toplumlar kitaplar sayesinde cahil kalmaktan kurtulur. Çünkü kitaplar geleceğimize yön veren büyük kurtarıcılardır. Yükte hafif maneviyatta değeri çok yüksek olan araçlardır. Bunun için kitapların değerini bilmeliyiz ve kendimizi geliştirmek için, içinde yaşadığımız topluma faydalı olmak için durmadan okumalı, araştırmalı, gözlem yapmalıyız. 


Kitaplar sayesinde birçok bilgi öğreniriz: Girmediğimiz yerlere gitmiş gibi oluruz, yeni hayaller kurarız, ön yargılardan kurtuluruz, genel kültür sahibi oluruz ve sorgulayıcı oluruz. Empati kurma becerimiz gelişir, analiz ve sentez yapabiliriz ve daha çok sayıda kitapların faydasını görebiliriz.

İnsanın Hayatı Boyunca Kaybetmemesi Gereken Duygular Nelerdir?

 

İnsanın Hayatı Boyunca Kaybetmemesi Gereken Duygular Nelerdir?


Hayatımız boyunca kaybetmememiz gereken duygular vardır. Bu duygular şunlardır:

1) Sevgi Duygusu: İnsan  kendisine Yüce Allah tarafından verilmiş akıl ve irade sayesinde sevgiyi daha iyi öğrenir ve sevgiyi, ait  olmayı, kendini sevgi sayesinde güvende hissetmeyi öğrenir ve hayatı boyunca bunlara sımsıkı sarılır. Çünkü sevgisi duygusu  en özel duygulardan biridir. İnsanı yaşamda güçlü tutan duygu sevgidir.

2) Merhamet Duygusu:
Acı çekebiliyorsan canlısın, başkasının acısını hissedebiliyorsan insansın diye bir söz vardır. Başkasının acılarını hissedersen insansın, yani merhametlisin, zalim değilsin. İşte merhamet duygusu, şefkat duygusu da  insanın kaybetmemesi gereken muhteşem duygulardan biridir.

3) Umut Duygusu: Umuda kelepçe vurulmaz, umutsuz insan olmaz diye sözler vardır. Çünkü başımıza gelen olumsuz olayların üstesinden umudumuzu kaybetmeyerek ve yaşama yeniden bağlanarak  gelebiliriz. Çünkü umut hepimiz için vazgeçilemez duygulardan biridir.


4) Empati Kurma Becerisi:
Karşımızdakinin yerine kendimizi koyabilmek, sağlıklı ilişkilerin temelidir. Empati duygusuna sahip olmak bizi bencillikten kurtarır ve daha iyi insan olma yolunda ilerletir ve bu duygu da asla kaybedilmemesi gereken bir duygudur.

5) Vicdan
Doğruyla yanlışı ayırt etmeyi sağlayan iç ses, insanın ahlaki pusulasıdır. En rahat yastık insanın vicdanıdır çünkü. Vicdanınız rahatsa hayat daha anlamlı olur ve daha mutlu olursunuz.

6) Şükür (Minnettarlık)
Sahip olduklarının farkında olmak, mutluluğu çoğaltır ve huzur verir.

7) Saygı
Hem kendine hem de başkalarına duyulan saygı, toplumsal uyumun anahtarıdır.



8) Dürüstlük
Kendine ve başkalarına karşı açık ve doğru olmak, güvenin temelidir.

9) Sabır
Hayatın zorlukları karşısında sakin kalabilmek ve sürece güvenmek gerekir. Sebat etmek gerekir. Çünkü sabırla  başarı gelir adım adım.

10) ) Merak ve Öğrenme İsteği
İnsanı geliştiren, canlı ve üretken tutan duygudur. Merak duygusu henüz bebekken başlar ve hayat boyu devam eder. Merak olmasa hayatın tadı ve heyecanı olmazdı. Kişi hantal ve uyuşuk olurdu ve hiçbir gelişme de yaşanmazdı.

Sizi Temsil Eden Üç Özelliğinizi Düşününüz Ve Arkadaşlarınızla Paylaşınız

 

Sizi Temsil Eden Üç Özelliğinizi Düşününüz Ve Arkadaşlarınızla Paylaşınız


Beni temsil eden özelliklerim şunlardır:

* Adaletli olmak: Adaletli olmayı çok severim ve haksızlık karşısında asla susmam. Kim haklı ise onun yanında olurum. Zalimin ve zulmün yanında olma.

* Merhametli olmak: Yüce Allah'ın yarattığı her şeye merhamet duyarım. Bu bir insan olabilir, bir hayvan olabilir. Bir insan zor durumduysa ona iyi davranırım ve onun yanında olurum, elimden geleni yaparım.


* Empati kurma becerisine sahip olmak: Başkalarının yerine kendimi koyarak o insanların yerinde olsaydım ben nasıl olurdum  derdim ve ona göre hareket ederdim.

* Sorgulayıcı olmak: Her duyduğuma kolay kolay inanmaz. Okurum, araştırırım ve sorgularım. Körü körüne inanma gibi bir huyum yoktur.

* Yardımsever olmak: Yardımsever ve dayanışma içinde hareket ederim. Bencillikten nefret ederim ve bencillerden uzak dururum.

* Hoşgörülü olmak ve ön yargıdan uzak durmak: İnsanlara karşı ön yargılı olmam ve kimseyi kolay kolay yargılamam. Çünkü insanların ne yaşadığını bilmeden onla hakkında kesin hüküm vermem.

*Dürüst olmak: Yalan söylememeyi çok severim. Yalan söylersem en büyük vicdan azabını kendim çekerim çünkü.


*Güvenilir olmak: Güvenilir olmak en temel prensibimdir.

* Zor zaman dostu olmak.

* Çok kitap okumak:

* Çabuk sinirlenmek.

Kibir İnsanı Neden Yalnızlaştırır?

 

Kibir İnsanı Neden Yalnızlaştırır?


Kibirli insanlar kendilerini diğer insanlardan üstün gören, başkalarına küçümseyici davranan ve mütevazilikten uzak olan kimselerdir. Kibirli insanlarda saygı, anlayışı ve tevazu bulunmaz. Bu değerlere sahip olmadıkları için sağlıklı ilişkiler kuramazlar. Böyle kimseler eleştiriye kapalı kimselerdir. Bunun için insanlar kendilerine tepeden bakan, ne oldum delisi olan kibirli kimselerin  yanında vakit geçirmek istemezler ve kibirli insanları yalnızlığa terk ederler. Kibirli insanlar; kimseyle samimiyet kurmazlar, yapaydırlar, sürekli başkalarını eleştirirler ve kendilerini hiç eleştirmezler. Empati kurmaktan yoksun olan kibirliler bir başlarına kaldıkları zaman hayatın ne kadar çekilmez hale geldiğini görürler. Çünkü hayat insanlarla iç içe olunca, paylaşınca daha anlamlı hale gelir. 


Kibir; insanı geçici bir üstünlük kurma hissi verse de sonuçta insanın yalnız kalmasına neden olur, kalıcı arkadaşlıklar ve dostluklardan mahrum kalınır. Bunların olmaması için kimseye tepeden bakmamalıyız. Ne kendimizi başkasından üstün görmeliyiz ne de başkasını kendimizden üstün görmeliyiz. Her insanı aynı görmeliyiz. Çünkü Yüce Allah'ın yarattığı her insan değerlidir. Kibirli insanlardan olmamak için bencil olmamak gerekir, empati kurmak gerekir. Birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hareket etmek gerekir. Bu şekilde olursak çevremiz olur, sevdiklerimiz olur, kendimizi daha güvende hissederiz ve daha sosyal bir kimse oluruz. 


“Bile deme, bileden inciri karınca.” diye hatırladığım çok güzel bir söz vardır. Bu sözde kimseyi küçümsememek gerektiği vurgulanır. Kibir ile ilgili Mevlana'nın da çok güzel bir sözü vardır: “ Bir kimsede kibir varsa, söz söylediği zaman soğan gibi kokar.” Yani kibirli insanları soğan kokusuna benzer, çürümüş gibi kokarlar.

İnsanlar Aynı Dili Konuştukları Halde Niçin Bazen Anlaşamazlar?

 

İnsanlar Aynı Dili Konuştukları Halde Niçin Bazen Anlaşamazlar?


İnsanlar aynı dili konuştukları halde bazen anlaşamazlar Bunun nedenleri şunlardır:

* Duygu durumu

* Sözcükleri farklı anlamak

* Farklı bakış açısı

*Ön yargılar

* Beden dili ve ses tonu

* Kendini açık ifade edememe

* İyi bir dinleyici ya da iyi bir konuşmacı olamama

* Beden dili ve ses tonu gibi özelliklerdir. Çrneğin; İnsnala rmutlu anlarında değişik bir duygu hali içind eolurlar. Öfkeli anlarında farklı duygula riçind eolurlar. Mutlu olduğumuz anlarda kimseyi çok fazl akafaya tamkayız. Öfkeli anlarda ise en ufak bir sözü bile kişiliğimize söylenmiş bir hakaret gibi algılayabiliriz.


Başka bir örnek olarak da şunu verebiliriz: İş yerine ya da okula yeni biri geldiğinde onu çok sevmiyorsak, onun hakkında ön yargılıysak o kişi ne kadar iyi olursa olsun kafamızdaki kalıplaşmış yargıdan kurtulamayız ve bu da anlaşmayı bozar ve kişiler arasındaki sevgi ve saygı bağı zayıf olur.

Bir başka örnek de şunu verebilirim:


* Bir kişi konuşurken diğer kişi karşıdakini dinlemeden kendi anlatacaklarını düşünmeye başladıysa bu da iyi bir dinleme olmaz ve kişiler arasında iletişim zayıf olur. Onun için önce dinlemeyi öğrenmek ve saygılı olmak gerekir.


*Her insanın yetiştiği çevre, değerleri, deneyimleri farklıdır.
Bu nedenle aynı konuya bakışları da farklı olabilir. Bazı insanlar ne söylemek istediklerini net bir şekilde anlatamaz. Bu durum da anlaşmazlıklara neden olabilir.


*Sözler doğru olsa bile beden dili veya ses tonu yanlış bir izlenim verebilir. Bu durum da karşılıklı atışmalara neden olabilir. Böylece iletişim zayıflar ve sevgi  ve saygı ortamı bir türlü oluşamaz.

Misafir Kısmetiyle Gelir Atasözünden Ne Anlıyorsunuz Bu Atasözü Kültürümüzün Hangi Özelliğine Dikkat Çeker?

 

Misafir Kısmetiyle Gelir Atasözünden Ne Anlıyorsunuz Bu Atasözü Kültürümüzün Hangi Özelliğine Dikkat Çeker?


Toplumların karakterini belirleyen en önemli unsurlardan biri de misafire verdikleri önemdir. Tür kültürü misafirperverliği ile bilinen bir kültürdür Misafir eve yük değil aksine bolluk getirir. Misafir geldiği zaman evin bereketi artar. Evimizde misafir için hazırladığımız gıdalar gözümüze daha çok görünür ve bereket çok olur.


 Misafirin rızkını Yüce Allah verir. Misafire değer verilir ve misafir evin en baş köşesine kurulur ve ona gerekli ikramlar sunulur, hal hatır sorulur, gönül alınır ve misafirin yediği yemek evin hepsine yeter. Çünkü misafir geldiğinde gönül de zengin olur. Onun için eve gelen misafire elimizden gelen en özel ve an nazik davranışları göstermeliyiz. Önemli olan zengin yemekler değil gönül tokluğudur, gönül zenginliği, kalp temizliği ve misafire iyi davranmaktır.


 Bu atasözü kültürümüzde misafirperverliğin, yardımlaşmanın ve dayanışmanın önemi, paylaşma ve cömert olmanın değeri, manevi berekete olan inanç, insan ilişkilerinde samimiyet ve hoşgörü gibi özelliklerine dikkat çeker. Misafirlikle ilgili bu atasözüne yakın şunlar da vardır: Misafir on kısmetiyle gelir, birini yer, dokuzunu bırakır, misafir geldikçe ev bereketlenir.

Güvenme Varlığa Düşersin Darlığa Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Güvenme Varlığa Düşersin Darlığa Atasözü İle İlgili Kompozisyon


Varlıklarına güvenerek aşırı harcama yapanlar sonradan sıkıntı çekebilirler. Bunun atalarımız “Güvenme varlığa, düşersin darlığa “ atasözünü söylemiştir. İnsan sahip olduğu para, mal ve zenginliğine fazla güvenmemelidir. Çünkü elimizdekileri bir anda harcarsak bir gün çok zor bir duruma düşebiliriz ve başkalarına muhtaç kalırız. Bugün evin vardır, araban vardır, paran vardır ama yarın bunlar bir anda yok olabilir. 


Çünkü aklını kullanamadığın zaman, sürekli bol bol harcarsan bir zaman sonra elindekileri de kaybedersin. Onun için sahip olduklarımıza güvenip bol keseden harcamamalıyız. Daha çok çalışıp, daha çok kazanmaya gayret etmeliyiz. İnsan elindeki imkanlara güvenip sorumsuzca davranırsa bir gün çok zor durumda kalabilir. Tasarruflu olmak gerekir. Harcamalarda ölçülü davranmak esastır. Sahip olduğumuz mala güvenip kibirli hallere bürünmemeliyiz. Her zaman tutumlu olmalıyız. Yeri geldiği zaman harcama yapmalıyız, ihtiyacımız dışındaki şeylere fazla harcama yapmamalıyız. Bunu yaparsak ileride sorun yaşamayız ve başka kimselere de muhtaç olmayız. 


Kendi ayaklarımızın üzerinde durmaya devam ederiz ve özgüvenli bir şekilde yaşamımızı idame ettirmeye çalışırız. Bu atasözü insanlara tasarruflu olmanın önemini anlatır ve gösterişten uzak durmak gerektiğini her zaman mantığı harekete geçirmenin önemini vurgular.

Baba Mirası Yanan Mum Gibidir Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

Baba Mirası Yanan Mum Gibidir Atasözü İle İlgili Kompozisyon


Büyüklerden kalan mal, mülk, veya para hazır olduğu, değer, de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır, tez biter. Bu bakımdan kalan mirasa güvenip çalışmamak, bir kazanç yolu tutmamak son derece sakıncalıdır. Bunun için atalarımız “Baba mirası yanan mum gibidir.” sözünü söylemiştir.

 

Babadan miras kalması evlatları için iyi bir şeydir ama o mirası nerede, nasıl kullanacağını bilmek de akıl gerektirir. Babadan kalan mallar hemen biter çünkü hazıra dağ dayanmaz diye de bir atasözü vardır. Hazır olduğu için pek kıymeti olmaz ve çabuk harcanır. Aklını kullanan kimse babasından kalan malı hemen harcamamalıdır, elindeki malın değerini bilmeli, hatta kalan malın üzerine  daha çok koymak için daha çok çalışmalı, ele güne muhtaç olmamalıdır. Hazır malda kişinin kendi emeği, alın teri olmadığı için kişi hemen harcamak, istediklerine bir an önce kavuşmak ister. Eldeki para da çok çabuk tükenir.


 Oysa o paraya ya da he neyse ona sahip çıkmak, onu korumak daha akıllıca olanıdır. Örneğin; Babadan kalan bir tarlayı satmak yerine o tarlayı sürmek, bakımını yapmak ve oraya  verimi yüksek olabilecek ürünler ekmek kişiye daha çok kazanç getirecektir. Bunu yaparsa daha çok kâr eder ve daha da mutlu olur.

İnsan İnsana Lazım Olur (veya muhtaçtır) Atasözü İle İlgili Kompozisyon

 

İnsan İnsana Lazım Olur (veya muhtaçtır) Atasözü İle İlgili Kompozisyon


İnsan, çevresi ile yaşadığı toplum ile bir bütündür. Yeri gelir insan çevresine katkıda bulunur, yeri gelir o kişi sıkıntılı gününde çevresinden yardım veya destek görür. Bunun için atalarımız “insan insana lazım olur, insan insana muhtaç olur.” sözünü söylemiştir.

 

İnsan sosyal bir varlıktır. Başka insanlarla iç içe yaşamayı bilmelidir. Çünkü yalnızlık bir zaman sonra kişide çok sayıda sıkıntılara neden olur. Ben kendime yeterim, yalnızlık daha iyi gibi söylemler ilk başlarda kişi için iyi gibi görünse de kişi bir zaman sonra sıkılmaya başlar ve kendine arkadaş, dost edinmek ister. Çünkü yalnız kalmak kişiyi bir zaman sonra mutsuz eder. Oysa mutluluk kalabalıkla daha anlamlı hale gelir. Örneğin; Bir işte başarılı olduğumuz zaman bunu hemen yakınlarımızla, eşimiz, dostumuzla paylaşmak isteriz. Yani bir başka insan ya da insanlara ihtiyaç duyayız. Tıpkı onların da bize ihtiyaç duyacağı gibi. Onun için en ufak bir sorunda insanlarla hayat boyu küslükler yaşamamalıyız. Burada en büyük cezayı kendimize vermiş oluruz. Onca geçen yalnız yıl, karamsarlıklar, mutsuzluklar… İnsan yalnız kalmamalıdır. Çünkü insan insana muhtaçtır.  Bize yapılan kimi ufak hataları görmezden gelmeliyiz, her şeye verecek bir cevabımız olmamalıdır. Bazen susmasını bilmeliyiz ve insan ilişkilerinde affetmeyi bilmenin ne büyük erdem olduğunu anlamalıyız.

 

Kısacası sosyal olmak iyidir. Yalnızlık Allah’a mahsustur. Elbette kimi zaman kendimize ayıracağız ve yalnız kalmak istediğimiz anlar olacaktır ve bunlar doğaldır da. Önemli olan yalnızlığı sürekli hale getirmemek, insanlarla coşku içinde hayatın tadını çıkarmaya bakmaktır.

Mahallenize Biri Taşındığında Neler Yaparsınız?

 

Mahallenize Biri Taşındığında Neler Yaparsınız?


Mahallemize biri taşındığı zaman ilk olarak taşınan kişiler arasında yaşıtım  olup olmadığını anlamaya çalışırım ve o kişileri gözlemlerim. Eğer yaşıtım bir çocuk varsa hemen onunla konuşurum ve arkadaş olurum ama bu arkadaşlık da zaman içinde gelişir. Çünkü kim olduklarını, ne olduklarını iyice öğrendikten sonra samimi ilişkiler kurmaya başlarım. Yeni gelen komşularımızın eşyasının taşınmasına ailemle yardımcı olurum. Hoş geldiniz demeye gideriz ailemle. Çünkü ailemden izinsiz kimsenin evine girip çıkmam. 


Mahalleye yeni gelen kişiler  belki de iyi niyetli insanlar değildir diye düşünürüm. Onun için akıllı davranırım ve ailemle gider gelirim. Taşınan kişilere annemin hazırladığı çay ve kekten ikram ederim. Belli bir iletişimden sonra mahalleye gelen kişilerin mahalleyi daha iyi tanımlarına yardımcı olurum. Sohbet ortamı geliştiririm. Saygılı davranırım ve siz diye konuşurum. 


Gelen insanlara karşı kibar olurum. Onları sabah yolda  gördüğüm zaman günaydın derim, akşam olduğu zaman iyi akşamlar derim. Gülümserim ve ve tebessüm ederim. Onlar da bana bu şekilde davranırsa daha mutlu olurum. Böylece güzel bir komşuluk, mahalle samimiyeti gelişir gider.

Yüz Güzelliği Hamamdan Eve Huy Güzelliği Urum’dan Şam'a Atasözü İle Kompozisyon

Yüz Güzelliği Hamamdan Eve Huy Güzelliği Urum’dan Şam!a Atasözü İle Kompozisyon


İyi bir bakım ve temizlik yüz güzelliğini sağlayabilir fakat bu kalıcı değildir. Ayrıca bu güzelliği yalnız kişinin yakınındakiler görür. Oysa huy güzelliği ondan daha önemlidir. Huy güzelliğine sahip olan bir kimsenin şanı ve şöhreti her tarafa yayılır ve takdir edilir. Bunun için atalarımız Yüz güzelliği eve , huy güzelliği Urum’dan Şam’a sözünü söylemiştir. 


İnsanı insan yapan en önemli erdemlerden biri de huy güzelliği yani güzel ahlaktır. İnsan güzel huyu sayesinde çok sevilir, sayılır ve el üstünde tutulur. Çünkü huy güzelliği değişmez ve kalıcıdır. Oysa yüz güzelliği geçicidir. Ne kadar yüz güzeli olsanız da gün gelecek yaşlanacaksınız ve  fiziksel değişiklikler meydana gelecektir. Oysa yaptığınız iyilikler, güzel erdemler , iyilikler asla unutulmayacaktır. Yani iyi olan insanı herkes tanır ve o kişi saygın bir konuma ulaşır.


Örneğin; merhametli olmak, küçücük bir çocuğa sarılarak sevginizi hissettirmek, bir yaşlının koluna girip gideceği yere onu götürmek vb. İşte tüm bunların hepsi huy güzelliğidir ve asla değişmez. Onun için her daim huy güzeli olmalıyız, ahlak güzeli olmalıyız.

Medeniyetin Emir ve Talep Ettiğini Yapmak İnsan Olmak İçin Yeterlidir

 

Medeniyetin Emir ve Talep Ettiğini Yapmak İnsan Olmak İçin Yeterlidir


Medeniyetin emir ve talepleri demek toplumun ortak değerleri, ahlak kuralları, sosyal düzeni ve bilimsel ilerlemeleri demektir. Medeni bir toplumda yaşayan insanlardan beklenilen şey; doğru, dürüst ve güvenilir insan olmak, empati kurma becerisine sahip olmak, adalete önem vermek, birlik, beraberlik, yardımlaşma ve dayanışma içinde olmak, dünya barışına önem vermek, vatanını ve milletini seven, sorumluluk sahibi insanlar olmak, çalışkan olmak, bilim ve sanatla ilgilenmektir. Bunlar yapıldığı zaman kişi medeni olur ve içinde yaşadığı topluma ve dünyaya faydalı bir insan olur. 


Mustafa Kemal Atatürk’ün Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için yeterlidir demesi bu saydıklarımla ilgili şeylerdir. Yani evrensel insani sorumlulukları yerine getirmek ve insana yakışan erdemleri hayatta uygulayabilmek için insan olmak yeterlidir. İnsanlar yukarıda saydığım değerleri yerine getiriyorsa  zaten insan olmuş, iyi insan olmuş demektir. Unutmayalım ki gerçek insanlık medeniyetin bizden beklediği bu değerleri yerine getirmekle mümkün olur. Bunu yerine getirdiğimiz zaman insanlar arasında sevgi artar, saygı artar, medeni bir toplum düzeni, medeni bir dünya düzeni ortaya çıkar. 


Savaşlar yok olur, birlik, beraberlik ve dayanışma artar, insanlar bilim yolunda ilerlemeye devam eder, sanat anlayışı gelişir ve insanlık yaşamaya devam eder. Yani haksızlık karşısında susmamak gerekir bu adaletle ilgilidir. dürüst ve güvenilir olmak, kimsenin malına göz koymamak insan olmak için büyük bir erdemdir. Mesela Filistin zulme uğrarken buna ses çıkarmak ve İsrail’e gereken yaptırımları uygulamak bir insanlık örneğidir.  Zulme dur demek, zalime haddini bildirmek medeni insanların insan olduğunun kanıtıdır.