Kompozisyon Örnekleri: Kısa Hikayeler

Popüler Yayınlar

Kısa Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kısa Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

İçinde Kırık Şişe , Yaşlı Adam Ve Sararmış Yapraklar Geçen Bir Hikaye Yazınız .


İçinde Kırık Şişe , Yaşlı Adam Ve Sararmış Yapraklar  Geçen Bir Hikaye  Yazınız .

Yaşlı adam eşini kaybettikten sonra içine kapanmıştı . Dışarı çıkmıyor , insanlar ile iletişim kurmuyordu . Herkesten kaçıyordu . Çünkü en sevdiğini , 55 yıllık hayat arkadaşını kaybetmişti .  Sonbaharda eşini kaybettiği için  sonbahar artık onun için olumsuzluk çağrıştırıyordu . Sadece ekmek  ihtiyaçlarını karşılamak için dışarı çıkıyor ve onun dışında tüm gün evde kalıyordu .

Yine bir gün ihtiyaçlarını karşılamak için çıkmış ve  marketten eve dönmüştü . Eve  geldiğinde  biraz dinlenmiş daha sonra mutfağa doğru yönelmişti . Mutfağa girdiğinde mutfak dolabının en tepesinde bir   bir kutu gözüne çarpıverdi . Bu kutu ne olabilirdi ? Merak etti ve hemen kutuya doğru yöneldi . Tam kutuyu eline alacakken kutu hızlı bir şekilde yere düştü  ve içindekiler de yere  dağıldı . Kutunun içinde küçük bir şişenin içinde küçük kağıtlara yazılmış olan sevgi sözcükleri vardı . Bunları karısı ölmeden önce yazmış ve oraya saklamıştı. Adam kırık şişenin içindeki tüm kağıtları çıkardı ve okumaya başladı . Kağıtların hepsinde seni çok seviyorum, seni seviyorum,  hayat yoldaşım  gibi sevgi sözcükleri yazıyordu. Adamın gözleri nemlendi ve  ağlamaya başladı.

Pencereye doğru yöneldi ve ağaçlardan dökülen sararmış yaprakları izledi. Tıpkı eşi de  bu sararmış yapraklar gibi hayattan kopmuş ve adamı bırakıp gitmişti.  Yaşlı adam hayatının geri kalanını ise hep iyilik etmek için yaşadı. Eşi için  mevlütler okuttu,  fakir olanlara yardım etti ve eşinden 15 yıl sonra da kendisi bu dünyaya veda etti .

Devamını Oku
    0

"Yalnızlık, Sonbahar, Müjde, Sokak, Umut, Üzül- , Dökül-" Kelimelerinin Bulunduğu Bir Hikaye Yazınız.


"Yalnızlık, Sonbahar, Müjde, Sokak,  Umut, Üzül- ,  Dökül-"  Kelimelerinin Bulunduğu Bir Hikaye Yazınız.

 Yine bir sonbahar sabahıydı . Sonbaharın getirdiği hafif soğukluk yüzüme vurmaya başlamış ve bense bu soğukluğa aldırmadan okula gitmeye çalışıyordum. Okula giderken  ağaçların sararan yapraklarını izlemek  beni mutlu ediyor ama artık yeşili belli bir süre görememek de  hüzünlendiriyordu.  Bu sonbahar aylarında hep annem aklıma gelirdi. Onu çok özlerdim . Çünkü ben  daha 9 yaşındayken annemi veremden kaybetmiş , onun yokluğunun verdiği büyü acı beni derin bir üzüntüye sürüklemişti. Bunun  için sonbahar ayları aslında benim için matem aylarıydı. Evimin t ek çocuğu olduğum için  kendimi çok yalnız hissediyordum. Babamsa annem hayatını kaybettikten sonra hayata küsmüş, başka bir kadınla ise evlenmemişti. Çünkü  annem onun için hep değerli kalacak ve hep onu sevecekti.

Annem benim hep iyi doktor olmamız ister ve ileride  doktor üniforması ile beni görmek istediğini söylerdi. Ben de doktorluk mesleğini çok istiyordum. Çünkü annem  gibi hastaları iyileştirmek istiyordum. Ama ne yazık ki annemi yıllar önce kaybetmiştim.   Ona verdiğim sözü ise asla unutmamıştım. Çalışıp doktor olacaktım ve insanlığa, dünyaya faydalı iyi bir doktor, iyi bir insan olacaktım. Çünkü sadece doktor olmakla yetinemez insan derdi , annem. İnsanlığa umut olacaksın, insanlara iyi müjdeler vereceksin, onlara umut olacaksın derdi. Öyle de olmayı istiyordum. Çünkü benim  annemin kızıydım. Öksüz de olsam , yalnız da olsam hep içimde hayata dair bir umut vardı. O umutlarımız asla yitirmeyecektim.  Ağaçlardan dökülen yaprakları izlerken ve tüm bunları düşünürken okula gelmiştim.  Bir hafta sonra üniversite sınavı vardı. Çok iyi hazırlanmıştım ve başarılı bir öğrenciydim. Babam  ve bize veda eden annem için iyi bir doktor, iyi bir insan olacaktım.  Bir hafta sonra sınava girdim. Sınav sonuçları bir ay sonra açıklandı. Babam eve girerek müjdemi ver dedi. Ne oldu dediğimde 500 üzerinden tam olarak 489 puan almışım. O gün mutluluktan göz yaşlarımıza hakim olamadım. Keşke annem de bugünleri görseydi dedim ve sonra kader ama ne yapalım diye geçirdim içimden . Sıra tercih yapmadaydı.

Tercihimi yaptım ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım. 7 yıl boyunca okudum ve doktor oldum, iyi insan olup olmadığım ise insanların takdirine bağlı.  Artık sokaklarda dolaşırken daha umutla bakıyorum hayata.  Sevdiğim adamla evlendim ve iki oğlum oldu. Artık yalnız değilim. Babamı da her zaman eşimle ziyaret ediyorum  ve insanlığa faydalı olmak için çalışıyorum.

Devamını Oku
    0

Gök , Göz , Dağ Ve Pencere Kelimelerinden Yola Çıkarak Bir Hikaye Yazınız .


Gök , Göz , Dağ Ve Pencere Kelimelerinden Yola Çıkarak Bir Hikaye Yazınız .

Ben her hafta sonları  köye dedemlerin yanına giderim . Çünkü köy havası çok güzel olur . Sabah uyandığımda gökyüzüne baktığımda gördüğüm o pırıl pırıl hava bana mutluluk hissi verirdi . Günlerden bir gün yine dedemlere gittik . Dedem  biz geleceğiz diye babaannem ile birlikte  dağdan bize kenger , yemlik , dağ yemişi toplamıştı . Bunların tadına bayılırdım . Doğal oldukları ve lezzetli oldukları için annem de severdi .  Köye vardığımızda hemen dedemlerin evine gittik .  Kahvaltıda  köy yumurtası , köy tereyağı ,  sıcacık pişmiş kokusuna bir tülü doyamadığım köy ekmeği vardı .

Ninem çayı demlemiş , annem de hemen ona yardım etmeye başlamıştı.  Güzel bir kahvaltı yaptık. Dedeme hemen eşeğe binip dağlara çıkmak istediğimi söyledim. Dedem ise pencereden dışarı bakarak Ali oğlum bugün gökyüzü bulutlu yağmur yağabilir. Hemen çıkmayalım biraz bekleyelim dedim. Ben ise dedeme ağlayarak hayır ben hemen çıkmak istiyorum çünkü bıktım şehrin  havasından dedim. Dedem beni kırmayarak elimden tuttu, beni öptü ve dışarı çıktık. Karakaçan adlı eşeğimize binerek dağlara çıktık. Dağlara geldiğimizde Karakaçan yorulmuştu. Ona yiyecek verdik. Daha sonra dedem dağlarda gezerken ben ise ondan uzaklaşmıştım. Bir anda bir köpek sesi duydum , köpek bana doğru yaklaşıyordu. Sürekli havlıyor ve ben ise ağlıyordum. Hemen "dedeeeeh" diye bağırdım, arkamı döndüm ve dedem koşarak köpeğe  yanımdan uzaklaştırdı. Çok korkmuştum. Bir daha demin yanından uzaklaşmayacaktım. O anda dedemin kucağına yatarak gök yüzüne baktım. Bir anda yağmur yağmaya başladı. Dedem gözlerime bakarak kurban olurum bu zeytin karası gözlere diyerek beni öptü. Gök gürlemeye , şimşekler çakmaya başladı. Hemen eşeğe binip dağdan uzaklaştık. Eve doğru geldiğimde annem ve babaannem endişeli gözler ile bizi pencere kenarında bekliyorlardı.

Eve girdim hemen üstümü değiştirdim. Annem ban sarıldı ve güzel bir uyku çektim. Daha sonra annem beni uyandırdı ve artık gitme zamanımızın geldiğini söyledi. Üzüldüm ama haftaya yine geleceğim diyerek ağlamadım ve dedemlere veda ederek evin yolunu tuttuk.

Devamını Oku
    0

Çevreyi Temiz Tutmak İle İlgili Hikaye Yazınız .


Çevreyi Temiz Tutmak İle İlgili Hikaye Yazınız .

Karneler günü yaklaşmıştı .  Artık yazılılar bitmiş ve okul kapanmak üzereydi . Yıl boyunca çalışmıştık ve yorulmuştuk .  Öğretmenimizi sınıfta bizimle sohbet ederken  birden kapı vuruldu . İçeri giren müdürümüzdü . Bizleri selamladıktan sonra bizler ile konuşmaya başladı . Çocuklar çok yoruldunuz ve artık dinlenme zamanınız geldi . Hafta sonu okul ile birlikte piknik yapacağız dedi . Hiç kimse evden bir şey getirmesin dedi . Herkes kıyafetini giysin gelsin dedi .  Erzakları okul karşılayacaktı . Çok sevinmiştim .

Ailemin maddi durumu iyi olmadığı için , annem evde hasta yattığı için hiçbir şey de yapamazdı zaten. Müdürümüz çok anlayışlı davranmıştı . Derken piknik günü geldi . Arkadaşlarım ile birlikte Aladağlara gidecektik . Otobüsü beklerken sevinçten gözlerimiz parlıyordu . Derken otobüs geldi ve bizi Aladağlara götürdü .  Aladağlara geldiğimizde  hemen otobüsten fırladık ve temiz havanın kokusunu içimize çekmeye başladık . Tam mutlu anda yürüyecektik ki yerlere bir baktığımızda hep çöp vardı . Bir kısım insanlar yedikleri yemeğin atıklarını , çöplerini bu güzel yaylaya atmış ve çevreyi temiz tutmamışlardı  . Öğretmenlerimiz mangalı yakmışlar ve ben de arkadaşlarımızla birlikte hemen yerdeki tüm çöpleri toplamıştık . O çöpleri büyük bir torbaya topladık ve gideceğimiz zaman otobüse koyacak ve ilk gördüğümüz çöp kutusuna bu atıkları atacaktık . Öğretmenimiz bizim bu anlamlı davranışımız karşısında hepimize teşekkür etti . Müdürümüz ve diğer öğretmenler, arkadaşlar, hizmetliler ile birlikte çok güzel oyunlar oynadık ve o gün harika bir gün geçti .

Aladağlar çok güzeldi ve mis gibi havası vardı. Bizler asla  oraya çöp etmedik. Yemekler yendi, içecekler içildi . Atıklarımızı poşetlere koyduk ve daha sonra yola koyulduk . Yolda gördüğümüz çöp kutusuna çöpleri attık ve çok güzel bir gün geçirmiş olduk .

Devamını Oku
    0

Ormanda Piknik İle İlgili Uzun Hikaye Yazınız .


 Ormanda Piknik İle İlgili Uzun Hikaye Yazınız .

Okulların kapanmasına bir hafta kala öğretmenimiz Ayşe Hanım bizi pikniğe götüreceğini söylemişti . Arkadaşlarımla birlikte hepimiz çok sevinmiştik ve mutlu olmuştuk .  Bu pikniği okul düzenlediği için biz evden hiçbir şey getirmeyecektik . Çünkü öğretmenlerimiz bize mangal yapacaktı .  Piknik zamanı geldiğinde hepimiz yola koyulduk . Ormana pikniğe gidecektik . Bizi götürmek için önceden ayarlanmış olan otobüs geldi . Hepimiz öğretmen gözetiminde otobüse bindik . Otobüse bindikten sonra şoför amca bize müzik açtı ,  güle eğlene yola koyulduk . Bir bir buçuk saat sonra ormana vardık . Hepimiz büyük bir mutluluk ve heyecan içindeydik .  Ormana geldik .

Öğretmenimiz bize uyarılarda bulundu. Ondan izin alınmadığı sürece ormanda başka yerlere gidilmeyecekti . Ben ve arkadaşım Elif ise ormanda baş başa gezmek, koşmak istiyorduk.  Daha sonra mangallar yapıldı, oyunlar oynandı. Elif ile birlikte  oyun oynanırken kalabalığı fırsat bilip başka yerlere gittik. Elif ve ben ormandan uzaklaşmaya başladık ve daha da ilerileri merak ediyorduk.  Korkmamıza rağmen yürümeye devam ettik.  Ağaçların çok olduğu yüksek yerlere çıkmaya başladık. En sonunda yorulduk ve oturduk biraz.  Hava  kararmaya başlamıştı ve bunu fark etmemiştik. Elif bana Fatma hadi artık dönelim yoksa öğretmenimiz çok korkar dedi. Ben ise Elif'e tamam Elif dedi. Daha sonra yola koyulduk. Hava karardığı için hangi yoldan geldiğimizi göremiyorduk. Hava da serinlemeye başlamıştı ve biz korkudan ağlamaya başlamıştık. İkimiz birbirimize sarıldık ve ağlamaya devam ettik. Öğretmenin diyerek bağırmaya başladık.  O arada korkudan uyuyakalmıştık. Öğretmen ise sabahtan beri bizi arıyormuş. Biraz sonra bir ses ile irkildik. Bu otobüs şoförünün sesiydi. Çocuklar korkmayın geldik diyordu. Hemen bu sesle uyandık ve bağırmaya başladık.

Ayşe Öğretmen ve Mete Öğretmen bize korku dolu gözler ile baktı ve sarıldı. Sakın bir daha böyle bir şey yapmayın dediler. Daha sonra diğer arkadaşlarımızın yanına gittik. Daha sonra otobüse binip evlerimize dağıldık. Bir daha  asla öğretmenimden ve arkadaşlarımdan uzaklaşmayacaktık. Bir daha böyle bir hata yapmayacaktık .

Devamını Oku
    0

Ummadığın Taş Baş Yarar Atasözü İle İlgili Hikaye Yazınız .


Ummadığın Taş Baş Yarar Atasözü İle İlgili Hikaye Yazınız .

Hüsne Hanım  evine bağlı , eşine sadık iyi bir ev hanımıydı . Eşi Mehmet Bey ise devlet memuru olarak görev yapmaktaydı . Hüsne Hanım  çok genç yaşta evlenmiş , uzun boylu , yemyeşil gözleri olan alıcı bir güzelliğe sahip olan bir bayandı . 20 yaşında olan Hüsne Hanım  Mehmet Bey ile görücü usulü olarak evlenmiş fakat daha sonra eşi ile bir birlerini sevmişlerdi . Fakat Hüsne Hanım  çalışmadığı için  eşi onu bazen kırabiliyor ve onu bilgisiz olarak görebiliyordu . Hüsne Hanım  bu duruma çok üzülüyordu . Ama onun küçüklükten beri içinde okuma arzusu olmuş fakat bazı nedenlerden dolayı okuyamamıştı . Mehmet Bey bir gün eve geldiğinde  Hüsne Hanım eşine bana üniversiteye hazırlık kitapları alır mısın ? dedi . Mehmet Bey şaşkın bir şekilde hayırdır kim üniversite sınavına girecek diyerek güldü . Hüsne Hanım ben dediğinde Ahmet Bey şaka yapıyorsun herhalde diyerek onu pek önemsemedi . Hüsne Hanım da hayır ben çalışacağım diyerek ciddi bir şekilde cevap verdi . Mehmet Bey Hüsne Hanım'ın kendinden bu kadar emin olmasından onun ciddi olduğunu anlamıştı . Daha sonra Mehmet Bey " tamam alırız" dedi .

Hüsne Hanım lise mezunuydu . Hüsne Hanım çok büyük bir karar almış ve okumak istiyor ,  öğretmen olmak istiyordu . Görsel Sanatlar öğretmeni olmak istiyordu . Çünkü onun mükemmel el yeteneği vardı ve bu yetenek ancak eğitimle  daha da gelişebilirdi . Hüsne Hanım ertesi günü kitap almaya gidecekleri için heyecandan gece uyuyamadı . Hayal kurdu , umutluydu , azim sahibiydi . Kesinlikle pes etmeyecekti ve bu işi sonuna kadar götürecekti . Sabah olduğunda kahvaltılar yapıldı ve hemen en yakın kırtasiyeye gidildi . Kırtasiyeci de  kitapları yeğenine mi alıyorsun diyerek sorduğunda Hüsne Hanım  hayır ben sınava gireceğim diyerek kırtasiyeciye cevap verdi . Kırtasiyeci hafif gülerek bir de dalga geçer gibi bakarak Hüsne Hanım'a kitapların yerini gösterdi . Hüsne Hanım oradan istediği kitapları aldı ve kalem , defter vb. de aldı . Daha sonra eve geldi . Yemekler yendi , ev işleri bitti . Henüz bebekleri de olmadığı için hemen ders çalışmaya koyuldu . Hüsne Hanım o kadar azimliydi ki başaracağına inanıyordu . Her gün sabah ezanı kalkıyor namazını kılıp Rabbine dua ettikten sonra ders başına geçiyordu . Başaracağım Allah'ım , bana kimse inanmıyor ama başaracağım diyordu . Günler geçtikçe Mehmet Bey eşinin gerçekten azimli olduğunu görüyor ve ona hayran kalıyordu .  Ona elinden geldiğince destek olmaya çalışıyordu . Aylar  geçti ve sınavlar yapıldı . Hüsne Hanım ilk yıl kazanamadı ama pes etmedi , ikinci yıl kazanamadı ama yine pes etmedi , üçüncü yılda da başaramadı . Eşi artık tamam Hüsne olmuyor üzme kendini dese de o bu işin peşini bırakmıyordu . 4. yılında daha çok çalıştı ve en sonunda sınavı kazandı . Herkes onun sınavı kazandığına şaşırmış fakat bir o kadar da imrenmişti . Mehmet Bey başlarda ona inanmadığı için ondan özür diledi , yakınları ona hayran kaldı ve tebrikler devam etti .

Hüsne Hanım  4 yıl boyunca Görsel Sanatlar Bölümü'nü okudu ve bitirdi . Bölümünü birincilikle bitirdi . KPSS'den 88 puan alarak Kayseri merkeze atandı . Henüz  28 yaşında olduğu için bebeklerinin olma vakti de geç değildi . Derken cüce Mevla'm onlara nur topu gibi kara gözlü kara kaşlı çok güzel bir kız çocuğu verdi. Hayatlarına güzel bir şekilde devam ettiler . Unutmayın ki insanlara inanın , insanları küçümsemeyin . Bakın yukarıda da gördüğümüz gibi '' Ummadığın taş baş yarar.''

Devamını Oku
    0

Arkadaşlığın Önemi İle İlgili Hikaye Yazınız .

Arkadaşlığın Önemi İle İlgili Hikaye Yazınız .

Günlerden saklıydı. Elif arkadaşı  Özlem ile birlikte yola  çıkmış ve okula gidiyordu . Okula giderken dertleşen arkadaşlar   biribirleri ile konuşuyor, şakalaşıyor ve  okula yaklaşıyorlardı . Elif arkadaşı Özlem’le konuşmaya dalmıştı ki bir anda kırmızı ışıkta hızla bir araba  Özlem'e çarpmış ve Özlem ağır yaralanmıştı. Elif ise hafif sıyrıklar ile kazayı atlatmıştı . 

Özlem yoğun bakıma alınmış daha sonra  yoğun bakımdan çıkmıştı . Fakat bir sorun vardı . Özlem  bu kazadan dolayı bir daha asla yürüyemeyecekti .Elif’te ise herhangi bir şey olmamıştı . Özlem hayata  küsmüş ve içine kapanmıştı . Kimseyle konuşmak istemiyor ve  içinden sürekli ağlıyordu . Elif ise arkadaşının , can yoldaşının bu durumuna çok üzülüyor fakat elinden bir şey gelmiyordu . Ama arkadaşının her zaman yanında olacaktı ve onu asla yalnız bırakmayacaktı . Elif her gün Özlem'i ziyaret ediyor ve ona moral veriyor onu hayata geri kazandırmaya çalışıyordu . Doktorlar Özlem'in yürümesinin çok zor olacağını söylemişlerdi . Gel zaman git zaman  iki arkadaş dostluklarını hep devam ettirdi . Elif  arkadaşını asla bırakmadı ve onu hep mutlu etti . Ona asla kötü davranmadı . 

İşte gerçek arkadaş böyle olmalıydı . Elif de kara gün dostu , kara gün arkadaşıydı . Özlem ile birlikte uzun yıllar arkadaşlıklarına devam ettiler ve Özlem yürüyemese bile böyle bir arkadaşa sahip olduğu çin her gece Allah'a şükrediyordu . Vefalı arkadaşlar asla unutmaz ve unutulmaz .

Devamını Oku
    0

Yüreği Ağzına Gelmek Deyimi İle İlgili Kısa Hikaye Yazınız .


Yüreği  Ağzına Gelmek Deyimi İle İlgili Kısa Hikaye Yazınız .

Meryem sabah kahvaltısını yapmış ve annesi ile vedalaştıktan sonra okulun yolunu tutmuştu . Okul biraz uzak olduğu için Meryem okula yürüyerek gitmek  zorundaydı . Çünkü  servise verecek paraları olmadığı için  yürümek zorundaydı . Meryem okulunu , annesini ve kardeşlerini çok seviyordu . Babasını ise  küçük yaşta kaybettiği için hiç bilmiyordu .  Meryem okuluna gelmiş ve derslerine girmişti .  Öğretmen Meryem'i çok seviyordu . Çünkü Meryem bu zorluklarda  okula gelmeye devam ediyor ve derslerini hiç aksatmıyordu . 

Ders bittikten sonra okuldan çıkan Meryem emin adımlar ile evin yolunu tuttu .  Eve daha vardır.  Yolda düşünceli düşünceli yürüyor ve ilerde hayal ettiği meslek olan doktorluğu  düşünüyordu . Zeynep iyi bir doktor olacağım ve herkese faydalı bir insan olacağım  diyordu içinden . Bunları düşünürken  yanından hızla bir araba geçti ve arabanın içindeki siyah  kabanlı bir adam Zeynep'e öyle  bir bakış attı ki  Zeynep'in yüreği ağzına gelmişti .  Kimdi bu adam Neden Zeynep'e öyle bakmıştı . Belli ki Zeynep'i ve ailesini tanıyordu . Ertesi gün aynı adam bu defa yürüyerek Zeynep'i takip etti . Zeynep başını eğmiş eve doğru giderken adam birden bire Zeynep'in karşısına dikilmiş ve yine Zeynep'in yüreği ağzına gelmiş , çok korkmuş , benzi sararmıştı . Adam Zeynep ile konuşmaya başladı . Babasının kendisine çok borcu olduğunu ve bu borcu ödemezlerse oturdukları evi kendilerinden alacağını söyledi . Zeynep hemen  olanları annesine anlattı . Annesi ise adamın haklı olduğunu ve babasının gerçekten yüklü miktarda o adama borcu olduğunu söyledi . Evi satmaktan başka çareleri kalmadığını  söyledi annesi . Ama böyle olmamalıydı . Evsiz kalacaktı Zeynep .

Hemen  bulunduğu ilin valiliğine giderek valilikten yardım istedi. Valilik Zeynep'in ailesine her türlü maddi  yardımı yaptı ve o adama borç ödendi. Böylece Zeynep'in yüreği ağzına gelmiyordu artık çünkü kurtulmuştu o  adamdan ve babasının borçlarından.

Devamını Oku
    0

Zaman İle İlgili Hikaye Yazınız .


Zaman İle İlgili Hikaye Yazınız .

Şirin  ailesinin  göz bebeğiydi . O dünyaya geldiğinde annesi ve babası çok mutlu olmuştu . Çünkü o yıllar sonra gelen bir mucizeydi . Şirin  artık kocaman bir kız olmuş ve okul çağına gelmişti . Yıllar su gibi akıp gidiyor ve Şirin her geçen gün  büyüyor ve güzelleşiyordu . Güzel olduğu kadar zekiydi de . Şirin zekiyim diyerek fazla ders çalışmıyor ve ne de olsa ben her şeyi başarabilirim diye düşünüyordu . Tabi ki başarıda zeki olmak önemlidir ama çalışmak da gerekiyordu . O da bunun farkındaydı ama çalışmak istemiyordu .

Sekiz ay sonra sınava girecek fakat o hala çalışmıyor , eğlenmeye devam ediyordu . Zamanın kıymetini bilmiyor ve zamanını boş işlerle geçiriyordu . Her gün dışarıda geziyor , babasının verdiği harçlığın hepsini harcıyor ve  çalışmayı da hiç istemiyordu . Derken zaman geçti ve sınav günü geldi . Şirin ders çalışmamasına rağmen heyecanlıydı .  Sınav saati geldi ve sınav başlamıştı . Şirin zekiyim diyerek ders çalışmamış , zamanını hep boşa harcamıştı . Sınavda sorulara bakıyor ve  soruların  cevaplarını  bilmiyordu . Sınav anında içinden bir "ahhhh"  çekti . Keşke giden zamanı geri getirebilseydim , zekiyim diyerek boş boş vakit öldürmeseydim dedi . Ama iş işten geçmişti . Sınav bitti ve  diğer öğrenciler ile birlikte Şirin de sınav salonundan ayrıldı . Arkadaşı Eyşan anne ve babasına sınavın çok güzel geçtiğini , sınavdaki soruların çalıştığı yerlerden çıktığını söyledi . Şirin ise sinirli bir şekilde hadi anne, baba eve gidelim dedi . Eve geldiklerinde hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyordu .

Çünkü anne ve babası da biliyordu ki Şirin çalışmamış ve zamanını boşa harcamıştı . Ne yazık ki giden zaman geri gelmiyor. İşte tüm bunlar için her şeyi zamanında yapalım ve mutlu olalım .

Devamını Oku
    0

Sabır İle İlgili Bir Öykü Yazınız .


Sabır İle İlgili Bir Öykü Yazınız .

Günlerden bir kış günüydü .  Erdem Bey   bu kış gününde aileme işten çıkarıldığımı nasıl söyleyeceğim diyerek üzülmeye başlamış ve yola koyulmuştu . Akşam araba ile eve geldiğinde Erdem Bey'in eşi Makbule Hanım  kendisine ne olduğunu sormuş o da biraz hasta olduğunu söyleyerek eşini üzmek istememişti . Erdem Bey  patronun hiç bir suçu ve günahı olmadan kendisine iftira attığını ve işten attığını düşündükçe  içten içe ağlamaya başlamıştı . Patron herkesin içinde Erdem Bey'e iftira atmış, onunla bir de dalga geçmiş ve onu işten atmıştı . Diğer iş arkadaşları da Erdem Bey'e atılan bu iftira karşısında sessiz kalmış ve  işlerinden atılmamak için susmuşlardı . Oysa bilmezler miydi Erdem Bey'i hiç ?

Erdem Bey hiç  hırsızlık yapar mıydı ?  Hiç para çalar mıydı ? O öyle biri değildi . Onu iş arkadaşları bile her zaman dürüst ve güvenilir olarak bilirdi . Ama o an hepsi sessiz kalmışlar ve haksızlık karşısında susarak büyük bir erdemsizlik yapmışlardı . Ama  Erdem Bey asıl hırsızın patronun oğlu Murat olduğunu biliyor ve bunu patrona söylediği halde patron ona inanmamıştı . Çünkü kendi oğlunu savunuyordu . Patron Erdem Bey'e aşağılayıcı bir şekilde konuşma yapmış ve ona herkesin içinde büyük bir kahkaha atarak defol diyerek bağırmış ve onu kovmuştu . Erdem Bey bunları düşünürken bir anda ağlamaya başladı ve gözlerinden damla damla inen yaşa hakim olamıyordu .  Ama sabredecekti . Çünkü o bugünlerin geçeceğini biliyor ve iyi günlerin geleceğini umuyordu . Çünkü sabırla koruk helva olurdu . Sabredecek ve mutluluğu yakalayacaktı .Derken içeri eşi Makbule Hanım  girdi . Sevdiği adamın , o dürüst  , o güvenilir o masum yüzlü koca adamın bir çocuk gibi ağladığını duyunca hemen yanına geldi ve ona neden ağladığını sordu . Erdem  Bey olan biten her şeyi eşine anlattı ve kış ortasında işsiz kaldık dedi . Eşi Makbule Hanım onu teselli etti ve ondan başka hiçbir şeyin değerli olmadığını söyleyerek eşine destek oldu .

Gel zaman git zaman Erdem Bey yeni bir iş buldu ve işinde yükselerek müdür oldu . Sabretmişti çünkü ve başarıya ulaşmıştı . Bir gün gazete okurken eski iş yeri sahibinin fabrikasının iflas ettiğini okudu ve yıllar önceki o yaşadığı anlar aklına geldi .  Kendisine iftira attığını bir de durumuna gülerek onu kovduğu anları hatırladı . Bak  Allah'ın işine sen dedi içinden . Derken iki saat sonra iş yerine bir adam geldi ve Erdem Bey'den iş istedi. Erdem Bey bu kişinin patronu olduğunu anladı ama onun yaptığının aynısını yapmadı . Ona çay ısmarladı ve iş verdi . Erdem Bey git gide daha da yükseldi ve  çalıştığı iş yerinin ortağı oldu . İleride mutlu bir hayatı oldu . Sabır ile her şey başarıya ulaşmıştı ve Erdem Bey mutlu olmuştu .

Devamını Oku
    0

Engelliymiş Gibi Olduğunuzu Düşünerek Bir Hikaye Yazınız .


Engelliymiş  Gibi Olduğunuzu  Düşünerek  Bir  Hikaye Yazınız .

Ben küçük bir  şehrin küçük bir kasabasında dünyaya gelmiş bir  çocuğuyum  . Adım Mehmet Akif . Babamı küçük yaşta kaybettiğim için annem ve ablam ile birlikte yaşamaya devam ediyoruz . Babam ben  daha 9  aylık bir  bebekken  trafik  kazasında  hayatını  kaybetmiş ,  ben de o kazada gözlerimi kaybetmişim .  Annem  ve ablam çok acılar çekmiş ve hem babama hem de bana çok üzülmüşler . Bebekken gözlerim görüyormuş ama neleri gördüğümü ben hiç hatırlamıyorum . Şu anda göremiyorum .  Aslında o kadar merak ediyorum ki her şeyi .  Annem , babamı , ablamı bir kere hatırlayabilseydim  keşke ama olsun yaşıyorum ve onlar yanım da ya yine de şükrediyorum Allah'a .  En çok  da baharın gelişini görmek isterdim .  Yeşil ağaçları , ağaçların açan çiçeklerini görmek ve onları mis  gibi koklamak isterdim .  Kokluyorum ama göremiyorum değişik renklerin güzelliğini .

Şu anda üniversite sınavına hazırlıyorum ve amacım iyi bir tarih öğretmeni olmak . Akrabalarım anneme gözleri  görmüyor nasıl tarih öğretmeni olacakmış , zor demişler . Annem ise bana bunu başarıp başaramayacağımı sordu . Anneme şu cevabı verdim : Anneciğim  belki gözlerim görmüyor ama konuşabiliyorum , düşünebiliyorum dedim .  Çalışacağım ve çok iyi bir tarih öğretmeni olacağım dedim .  Ablamın mesleği de avukatlıktı .  Avukat olmayı isterdim ama ben daha çok tarihi seviyordum .  Her gün çalışıyordum ve amacıma ulaşmak için  mücadele ediyordum .  Günler yaklaşıyor ve beni sınav heyecanı sarıyordu . Akşam olduğunda çok fazla geç vakte kalmadan hemen yatağımı yaptım ve sınavı düşünerek uyuyakaldım .   Sabah olduğunda annem uyandırdı ve kahvaltımı yaptıktan sonra annem ile birlikte otobüse binerek sına yerine vardık .  Bize özel olan soru kitapçıkları ve yanımıza bir de soruları cevaplayabilmemiz için , kağıda şıkların cevabını doldurması için yardımcı verdiler . O bana soruları okuyor ve ben de cevaplıyordum  . Derken sınav bitti .  Sınavım güzel geçmişti .  Hemen anneme sarıldım ve o da benim görmeyen gözlerimden öptü .  O kadar mutlu olmuştum ki buna . Çünkü görmesem bile beni gören ve beni koşulsuz seven canım annem vardı . Anneme sınavımın iyi geçtiğini söyledim .  Günler sonra puanlar açıklandı ve ben tercih yaparak tarih öğretmenliğini kazandım . Atatürk Üniversitesi tarih öğretmenliğini kazanmıştım .  Benim için yeni bir dönem başlıyordu .  Annem de beni yalnız bırakmayacak ve oraya gelecekti .  Oradan kiralık bir ev tuttuk ve kaydımı yaptırdıktan sonra okumaya başladım . Sınıf arkadaşlarım benim gözüm görmediği için bana karşı her zaman yardımcı oldular ve hep iyi davrandılar . Ben de onlara hep iyi davrandım ve onları kıracak sözler söylemedim . Derslerime sürekli çalıştım ve tarih öğretmenliğin bölümünü bitirerek görevime başladım .  Devlet engelliler için sınav yapmadığı için Niğde'ye atandım ve orada öğretmenlik yapıyorum .

 Şu anda gözlerim  görmüyor ama ben öğretmenim çünkü gönül gözümün  gördüğüne inanıyorum  . Öğrencilerimi anlıyorum ve onlara tarihi sevdirmeye çalışıyorum .  Onları çok seviyorum . Sınıfımda iki tane de gözleri görmeyen çocuk var . Onları iyi anlamaya çalışıyorum .  Hayat böyle akıp gidiyor umarım bir gün gözlerimiz  görür ve öğrencilerim ile birlikte kırlarda koşarak eğleniriz . Gözleri gören insanlar bunun değerini bilsinler lütfen ve şükretsinler  . Engelli olmak başarıya engel değildir yeter ki  isteyin , başarın ve şükredin .


Devamını Oku
    0

Misafirperverlik Konulu Bir Hikaye Yazınız .


Misafirperverlik Konulu Bir Hikaye Yazınız .

Ali Asaf  ailenin tek çocuğuydu . Bunun için sıkılıyor ve devamlı arkadaşlarının olmasını istiyordu , eve birilerinin gelmesini ve onlar ile hoş vakit geçirmek istiyordu . 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı da yaklaşmış ve Ali Asaf farklı ülkeden çocuklar geleceği için , onlar ile iletişim kuracağı için çok mutlu olmuştu . 23 Nisan günü gelip çatmış Ali Asaf  ailesi ile birlikte 23 Nisan şenliklerini izlemek için, dünya çocuklarını görebilmek için mutlu bir şekilde şenlik alanına doğru gitmişlerdir . Ali Asaf meydana geldiğinde binlerce çocuğun elinde bayrakları görmüş , onların giydiği değişik kıyafetleri görmüş ve çok mutlu olmuştu . Ali Asaf'ın annesi hemen orada bulunan , kendisi bir İngiltereli olan Maria Hanım ile tanışmış ve çoktan muhabbet bile kurmaya başlamışlardı . Ali Asaf, annesi ve babası çok iyi İngilizce öğrenmiş ve kendilerini bu anlamda geliştirmişlerdi .

Maria Hanım'ın kızı Victoria da  çok tatlı ,  sarışın ve mavi gözlü bir kızdı . Şenlikler yapılmış, eğlence bitmiş ve herkes evine gidecekti artık . Ali Asaf'ın annesi Maria Hanımı ve kızını evlerine davet etti . Onlar bunun  çok nazik bir teklif olduğunu söyleyerek kabul etti . Ali Asaf'ın annesi ve hemen evde yemekler yapmaya, pasta ve börekler yapmaya başladı. Daha sonra eve Ali'nin babası geldi . Ali o gün çok mutlu olmuştu  çünkü evlerine misafir gelmiş ve onları çok mutlu etmişler , kendileri de çok mutlu olmuşlardı . Maria Hanım ile birlikte Ali Asaf'ın annesi Zeynep Hanım bahçeye çıkıp yeşil alanda çay içerken, Ali ile Victoria da koşarak eğleniyorlar ve güneşli havanın tadını çıkarıyorlardı . Maria Hanım bizim ülkemizde böyle misafirpervelikler yok ve  ilk defa bu kadar bana kıymet veren bir kişi ile karşılaştım dedi ve gözleri doldu.

Zeynep Hanım da Türk toplumunun çok misafirperver olduğunu ve bu özelliğimizin bizim kültürümüzün bir parçası olduğu söyledi . Ertesi gün Ali Asaflar misafirlerini Konya'da bulunan Mevlana türbesine götürdüler, Meram bağlarına gitttiler, alışveriş yaptılar. O gün  çok güzel bir gün geçti. Ertesi gün ise Aliler misafirlerini uçağa bindirerek uğurladılar. Bu iki ailenin iletişimi  her zaman devam etti.

Devamını Oku
    0

Müzik Dünyanın Evrensel Dilidir Konulu Hikaye Yazınız .


Müzik Dünyanın Evrensel Dilidir Konulu Hikaye Yazınız .

Zeynep sabah okula gitmek için kalkmış ve kahvaltısını yapmıştı . Annesi  Fatma Hanım Zeynep'e neden bu kadar heyecanlı olduğunu sormuştu . Zeynep ise bugün okulda  savaş içinde olan çocuklar ile ilgili yazdığı bir şiiri okuyacağını söylemişti . Annesi ise ona  aferin demişti. Zeynep evden çıkıp okula geldi.  Zil çaldı ve tüm öğrenciler  içeri girdi. Öğretmen geldi ve tüm öğrenciler öğretmeni selamladı. Öğretmen hadi bakalım çocuklar şiirlerinizi okuyun dediğinde Zeynep'in gözleri parlamış ve çok sevinmişti.

Arkadaşları şiirlerini okumuş ve sıra Zeynep'e gelmişti. Zeynep yazdığı şiirini duygu bir dolu bir dille okumuş ve arkadaşları ve öğretmeni ağlamıştı. Zeynep de şiiri okuduktan sonra çok duygulanmıştı . Öğretmen daha sonra  sınıftaki diğer öğrenciler ile birlikte en güzel şiirin Zeynep'e ait olduğunu söylediler ve Zeynep mutluluktan havalar uçmuştu. Daha sonra öğretmen  23 Nisan'da yapılacak olan etkinlikler ile ilgili konuşmaya başladı. Bu arada Zeynep'in aklına güzel bir fikir geldi ve bunu öğretmenine teneffüs arasında söyledi. Zeynep öğretmenine öğretmenim bu şiiri şarkı olarak da söyleyebilir ve 23 Nisan'da tüm dünya çocuklarını mutlu edebilirim demişti. Öğretmen de bunun harika bir fikir olduğunu söyleyip Zeynep'e aferin dedi. Daha sonra 23 Nisan günü yaklaştı ve Zeynep o gün şiirini şarkı şeklinde söyledi . Tüm çocuklar duygulandı ve alkışlar içinde Zeynep'e güzel güzel baktılar. Daha sonra Zeynep'in bu şiirini bir İngiliz çocuk ben de bunu İngilizce olarak söyleyebilir miyim diyerek Zeynep'ten rica etti.

Zeynep de elbette dedi ve çok mutlu oldu . Daha sonra o yabancı çocuk şiiri bu defa şarkı olarak İngilizce söyledi ve çocuklar bu İngiliz çocuğu da alkışladı. Böylece duyguların aslında evrensel olduğu , insanlığın, sevginin, müziğin evrensel olduğu ortaya çıktı . O gün herkes çok mutlu oldu ve o günün en utlu olanı ise Zeynep ve öğretmeniydi .

Devamını Oku
    0

Gök , Göz , Dağ , Pencere İle İlgili Uzun Anlamlı Hikaye Yazınız .


Gök , Göz , Dağ , Pencere İle İlgili Uzun Anlamlı Hikaye Yazınız .

Küçük bir köyde yaşayan fakir bir ailenin  kız çocuğu olarak dünyaya gelmiştim .  Yaşadığım köyde gökyüzü daha bir güzel ve daha bir mavi olurdu . Köyümüze yağmurlar yağar , çocuklar yağmur sırasında dışarıda koşar ve eğlenirdi . Ben de dışarıda arkadaşlarımla göğe doğru bakar ve bir an önce gökyüzünün maviye dönüşmesini beklerdim . Annem ev hanımı , babam ise çiftçiydi . Bağımız ve bahçemiz olduğu için genelde dışarıda olurdum ve toprakla vakit geçirirdim . Köyümün o güzel insanları benim gök rengindeki mavi gözlerime bakar ve gözlerimin çok güzel olduğunu söylerlerdi . Ben de  bu duruma çok sevinirdim . Baba ise ben kız olduğum için , diğer kardeşlerim de kız olduğu için bizden pek haz almazdı . Çünkü o hep bir erkek çocuğunun olmasını ister , onunla dağlarda gezmek isterdi . Çünkü erkek çocuğu onun için üstünlük , kız çocuğunun olması ise eziklikti .

Ben ve kardeşlerim bu duruma çok üzülürdük ama bu durumu babama söylemezdik . Yıllar geçti ve annem yeniden hamile olmuştu . Annemin erkek çocuğu doğurması için Allah'a dua ediyordum çünkü yine kız olursa babam yine mutsuz olacak ve bizi asla sevmeyecekti . Ağlayarak dua ediyordum . Nihayet annemin sancısı tutmuş ve köy ebesi annemin evde doğum yapmasını sağlamıştı . Dört beş saat aradan sonra bir bebek sesi duyduk durmadan ağlayan. İçim ürperdi birden . Ebe pencereden beni yanına çağırdı ve bir annemin bir erkek çocuğu dünyaya getirdiğini söyledi ve bunu hemen babama iletmem gerektiğini söyledİ . Ben koşarak babama annemin bir erkek çocuğu dünyaya getirdiğini söyledim . Babam sevinç çığlığı içinde eve geldi ve bebeği kucağına aldı , içine çekti ve kokladı . Keşke bizi de böyle sevse ve içine çekse diye bir köşede sessizce ağladım . Kardeşim çok tatlı bir bebekti . Yıllar sonra büyüdü ve  onunla kırlara , dağlara çıktık . Yağmurlu anlarda gökyüzünü seyrettik . Daha sonra eve geldik . Babam cuma namazından gelmiş ve ağlayan gözlerle bana ve diğer kardeşlerime  sarılmıştı . Babam ilk defa bize büyük bir sevgi ile sarılmıştı , neye uğradığımı şaşırmış bir şekilde ona sarıldım ve ben ve kardeşlerim ağlamaya başladık . Babam bize çok büyük yanlışlar yaptığını söyledi ve özür diledi . Yavrularım dedi . Kız çocuk erkek çocuk olarak ayırdım sizi . Ben çok pişmanın hoca bugün cuma vaazında çocuklar arasında ayrım yapmanın çok büyük günah olduğunu söyledi . Sevgili Peygamber Efendimiz de şunu söylemiş :

'' Çocuklarınızı öperken bile onlar arasında adil davranınız ." demiştir . Babam ise bunları bilmediğini, hiç okuyup yazmadığını söyledi . Ailem hep erkek çocuğu isterdi ben de büyük cahillik ettim dedi . Bize de babam artık bizi çok sev baba biz sana muhtacız diyerek yine ağladık . Babam bize bir daha asla eskisi gibi davranmadı . Bir daha pencere kenarlarında gökyüzüne bakarak ağlamadım , hep güldüm . Çünkü hayat gülünce güzel oluyordu .

Devamını Oku
    0

Bayrak , Bayram , Atatürk Ve Çocuk Kelimelerinden Oluşan Bir Hikaye Yazınız .


Bayrak , Bayram , Atatürk Ve Çocuk Kelimelerinden Oluşan Bir Hikaye Yazınız .

Ben ve kardeşlerim  sabah erkenden kalkıp okula gittik . Okulda öğretmen bizlere haftaya 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olduğunu söyledi . Bu bayramı Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk biz çocuklara hediye etmiş . Öğretmen " Bu bayram sizin çocuklar " dediğinde dünyalar benim olmuştu . Bayramdı ya hani .  Haftaya  olacak bayramımız için çeşitli hazırlıklara şimdiden başlamıştık okulca . Okul çıkışı eve gittim ve anneme şunu söyledim : Anneciğim haftaya bizim bayramımız var dediğimde annem de gülerek evet tabi ki bizler geleceğiz bayramınıza yavrum diyerek başımı okşadı ve beni öptü . 23 Nisan günü geldiğinde arkadaşlarımla birlikte çok heyecanlıydık . Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen çocuklar ile tanışacağız ve onlarla da arkadaş olacaktık . Böylece ülkelerimiz hakkında da bilgi sahibi olunacaktı .

O gün geldiğinde ilk olarak Ulu Önderimize saygı duruşu için bir dakika saygı duruşunda bulunduk . Daha sonra İstiklal Marşı okundu ve biz elimizdeki ay yıldızlı Türk bayrağı ile bu coşkulu günü kutlamaya başladık . Önce öğretmenlerimiz konuşma yaptı daha sonra şiirler okundu ve gösteriler düzenlendi . Daha sonra çeşitli ülkelerden gelen çocukların gösterilerini izledik ve şarkılar söylendi , Ulu Öndere yazılan övgü dolu şiirler okundu ve çok mutlu bir bayram geçirdik . Bayram bittikten sonra evlerimize dağılmaya başladık . Ailem ile birlikte eve doğru giderken yolda ben yaşlarındaki bir çocuk bir köşeye oturmuş ağlıyordu . Bu çocuk Suriyeli bir çocuktu . Neden ağlıyorsun diye  hemen yanına koştum . Bizim bayramımız yok , sizin ne güzel bayramınız var. Sizin Mustafa Kemal'iniz var dedi . Çok duygulandım ve iyi ki de bu dünyaya Mustafa Kemal gibi büyük bir lider gelmiş diye geçirdim o an içimden . Daha sonra çocuğa yaklaştım ve bu bayram tüm dünya çocuklarının sakın üzülme dedim ve ona sarıldım . Ona sarılır sarılmaz çocuk ağlamaya başladı ve babamı, dedemi, ve diğer yakınlarımı Suriye'deki savaşta kaybettim dedi . Ben de ona üzülme  zalimler cezasını elbet bir gün çekecek dedim . Daha sonra çocuk bana şunu söyledi. Ülkenizin, Mustafa Kemal'in değerini bilin . Bayrağınız değerini bilin ve her zaman  güçlü bir ülke olun ki mazlum milletleri koruyun dedi . Ben de büyük bir gururla ona sarıldım .

Daha sonra ailem ile birlikte o çocuğun ailesini de alarak lokantaya gittik ve orada yemek yedik. Babam Suriyeli çocuğa 23 Nisan hakkında kısa bir bilgi verdi . Bu bayramı bize armağan eden Mustafa Kemal'in çok büyük bir lider, komutan olduğunu söyledi . O gün çok güzel geçti . Yaşasın Mustafa Kemal , hiç bitmesin çocukların çocuk bayramı . 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun .

Devamını Oku
    0

Yardımseverlik İle İlgili Hikaye Yazınız .


Yardımseverlik İle İlgili Hikaye Yazınız .

 Öğretmen içeri girdiğinde tüm öğrenciler ayağa kalkmış  ve öğretmene selam vermişlerdi . Öğretmen çok cana yakın , hoşgörülü aynı zamanda öğrenciler ile arasındaki masefesini koruyabilen bir kişiydi . Öğretmen sınıfta öğrencilere ders anlatırken içeriye müdür gelmiş ve öğretmen hanım iki dakika dışarı gelin diyerek öğretmeni çağırmıştı . Öğretmen dışarıda müdürle konuşmuş ve müdür ona sınıfta maddi durumu iyi olmayan öğrencilere her gün yemek verilecek , bunun için maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin kim olduğunu öğrenin ve onları bana getirin demişti .

Çocuklar heyecanla ne olduğunu beklerken öğretmen içeri girdi ve çocuklara maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin ders çıkışı  müdür odasına gelmeleri gerektiğini söyledi . Zil çaldı ve sekiz dokuz öğrenci koşarak müdür odasına geldi ve müdüre ve öğretmene maddi durumunun iyi olmadığını ve her gün yemek yemek istediğini söylediler . Öğretmen ve müdür de bu çocukları bir  kağıda yazdı fakat öğretmenin aklına takılan  bir öğrencisi vardı . O neden gelmemişti .  Sınıfta maddi durumu iyi olmayan , annesini küçük yaşta çok ağır bir hastalık yüzünden  kaybeden o çocuk gelmemişti . Oysa babası da hiçbir işte çalışmıyor çünkü evde bakılmayı bekleyen beş erkek çocuğu daha vardı . Öğretmen  bu duruma çok üzülmüştü . O çocuk ne kadar da utangaç ve yardıma muhtaç olduğu halde diğer arkadaşları gibi bu durumu dile getirmemişti . Daha sonra ders çıkışı öğretmen o öğrencisini yanına çağırdı ve neden ücretsiz yemek yeme  talebinde bulunmadığını sordu . O ise  başını yere eğerek gerek yok öğretmenin dedi ve o güzel yüzü, o minik elleri öğretmende  büyük bir şefkat ve merhamet uyandırmıştı . Onu yanına çağırdı ve sarıldı . Öğretmen sarılınca çocuk ağlamaya başladı . Niye ağlıyorsun yavrum deyince çocuk şunu söyledi : Öğretmenim  aslında çok ihtiyacım var ama  utanıyorum ücretsiz yemek yemeye dedi. Öğretmen ise bunun asla utanılacak bir şey olmadığını kendisi çocukken ailesinin de fakir olduğunu ve okulda ücretsiz yemek yediğini söyledi . Bunu duyan o  masum yavru gerçekten mi öğretmenim dedi . Öğretmen de evet tabi ki dedi . Daha sonra çocuk da yemek yemeye başladı. Öğretmen  o çocuk için  ve diğer çocuklar için elinden gelen her türlü fedakarlığı yaptı. O öğrenci  her gün derslerine çok çalıştı ve sınıf birincisi oldu. Daha sonra ileriki yıllarda iyi bir üniversite bitirdi. Öğretmeni o okurken ona devamlı  burs yatırdı ve her türlü maddi ve manevi desteği sağladı.  Farklı şehirlere gidildiği için daha sonra uzun yıllar görüşemediler . O çocuk okuyup çok iyi bir doktor oldu. 

Bir gün  hastaneye yaşlı bir teyze gelmişti . O kadar  yorgun ve bitkin duruyor du ki  doktor ne oldu teyze sana deyince oğlum ben dolandırıldım bütün birikimimi çaldılar dedi. Şu anda da  çok hastayım ve ilaç alacak param yok dedi. Doktor teyzenin yüzüne bakınca bu kişinin öğretmeni olduğunu anladı ve hemen eline sarılarak öğretmenim diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Öğretmen ne olduğunu anlayamamıştı, çünkü artık çok yaşlıydı . Daha sonra doktor kendini tanıttı ve zamanında kendisine yardım edenin kendisi olduğunu söyledi. Öğretmen duygulandı ve karşılıklı sarıldılar ve ağlamaya başladılar. Doktor olan çocuk tüm tedavi masraflarını karşıladı ve öğretmene elinden gelen her türlü yardımı yapmaya devam etti. Öğretmenin zamanında yaptığı iyilikler, yardımseverlikler artık karşılığını bulmuş ve insanlığa örnek bir olay yaşanmış oldu.

Devamını Oku
    0

Sevgi İle İlgili Öykü Yazınız .


Sevgi İle İlgili Öykü Yazınız .

Aynur  evin tek kızıydı . Ailesi onu çok seviyor ve onun çok iyi bir evlat olduğunu söylüyordu . Aynur'un ailesinin maddi durumu  iyi olmadığı için Aynur her gün okul çıkışı ek bir işe gidiyor ve ailesini geçindirmeye çalışıyordu . Babası eskiden çok kuvvetli , maddi gücü olan bir adamdı . Aynur'un babası genç yaşta bir trafik kazası geçirmiş ve  konuşamaz , yürüyemez hale gelmişti . Annesi ise  eşine üzüldüğü için amansız bir hastalığa yakalanmıştı .

Aynur tek başına hayat ile mücadele ediyor ve ailesini hiç de yük olarak görmüyordu . Çünkü Aynur ailesini koşulsuz seviyor ve eğer onlar sağlıklı olsaydı benim için canlarını bile feda ederdi , çünkü onlar benim canlarım diyordu . Aynur her gün okuluna gidiyor , oradan da işe gidiyordu . Hem okul hem okul çıkışı iş onu biraz yorsa da günler böyle geçiyordu . Gel zaman git zaman Aynur bu zorluklar içinde okulunu birincilikle bitirdi ve üniversite sınavında iyi bir puan aldı . Aynur'un hayali hep iyi bir doktor olmak ve anne ve babasına faydalı , iyi bir evlat olabilmekti . Aynur doktor oldu ve o artık çok iyi bir doktordu . İlk işi çok sevdiği annesini ve babasını iyileştirmekti . Çünkü onları çok ama çok seviyordu . İlk olarak babası için  tedavi yöntemleri buldu , kendini geliştirdi ve babasının konuşmasını sağladı ama babası hala yürüyemedi  çünkü kaza çok acı olmuştu . Annesi ise artık bu amansız hastalığa daha fazla dayanamıyor ve bir an önce iyileşmek istiyordu .

Aynur daha sonra annesinin hastalığına yeni bir tedavi yöntemi buldu ve annesi de iyileşti . Sevginin gücünü, çalışmanın , azmin gücünü hiç kimse durduramazdı . Yeter ki inanalım ve çok sevelim .

Devamını Oku
    0

Deprem İle İlgili Hikaye


 Deprem İle İlgili Hikaye

Konya'da doğmuştum , Konya'da 3 yıl kalmış fakat daha sonra babamın işi dolayısı ile   Adapazarı'na taşınmıştık . Babam özel bir şirkette , müdür olarak çalışıyordu . Adapazarı güzel bir yerdi . Hayatımızı burada geçirmeye başlamıştık . Bir gün okuldan eve gelmiştim . Annem temizlik yapıyor, babam ise hala işten gelmemişti . Daha sonra annem ev işini bitirdi ve yemekleri hazırladı. Yemekler mis gibi kokuyordu. Biraz sonra zil çaldı ve eve babam geldi . Babamın da gelmesi ile yemeğe oturmuştuk .

Yarın pazardı hepimiz de bir güzel uykumuzu alıp dinlenecektik . Yemeği yedik,  çayı içtik ve biraz sonra herkes yatmaya gitmişti. Ben de odama gidip biraz kitap okuduktan sonra uykuya dalmıştım.   Gece saat biri beş geçe evimizin ortasından koca bir aslan geçiyor gibi büyük bir gürültü ile uyandım. Uyanır uyanmaz hemen odamdan çıkacaktım , çıkmaya fırsat kalmadan şiddetli deprem olduğunu anladım ve ağlamaya ve bağırmaya başladım . Babam ve annem de kalkmış ve bağırışlar çoğalmıştı . Biraz sonra bir büyük gürültü daha duyuldu ve ondan sonrasını hatırlamıyorum .  Daha sonra uyandığımda daracık bir enkazın içinde   buldum kendimi .  Bağırmaya başladım ve fakat alan o kadar dardı ki kimse beni duymuyordu . Annem ve babamı merak ediyordum ve benim durumum iyiydi fakat galiba bacağımızın üzerine düşen eşyalar yüzünden yerimden kalkamıyordum ve vücudumda kırıklar oluşmuştu . Daha sonra tekrar bağırdım ve bu defa dışarıdakiler sesimi duymuş ve beni kurtarmak için çalışmaya başlamışlardı . Anne ve babamın hayatını kaybetmemesi için Allah'a dua ediyordum .  Beni kurtaran abilere anne ve babamı sordum hemen .  Onlar ise bana cevap vermiyor susuyorlardı. Daha kurtarılmayı bekleyen birçok kişi vardı . Binalar yıkılmış , direkler yıkılmış , dışarısı adeta cehennem yeri gibiydi . İnsanlar sokağa dökülmüş , bağrışmalar ağlamalar yükseliyordu . Biraz sonra enkazdan iki cansız insan çıkmıştı . Onlar kim diye sorduğumda çocuk olduğum için kimse bana bir şey demiyordu fakat içim bir tuhaf olmuş, sanki ciğerim yanmıştı .

Sürekli ailem gelecek umudu içindeydim fakat en sonunda anne ve babamın bu depremde hayatını kaybettiğini öğrendiğimde bağırarak kendimden geçtim. Sürekli ağlıyordum  ve üzüntüden orada bayılmışım . Gözlerimi hastanede açtım , hala iyi değildim . Konya'dan akrabalarım geldi ve ben artık amcamın yanında büyüyecektim . Ailem artık yoktu ve ben büyük bir üzüntü yaşamıştım . Annemi ve babamı asla unutmadım , onları çok seviyorum . Biliyorum ki onlara bir gün kavuşacağım . Allahım onları cennetine koymuştur inşallah .

Devamını Oku
    0

Azim Ve Kararlılık İle İle İlgili Hikaye Yazınız .


Azim Ve Kararlılık İle İle İlgili Hikaye Yazınız .

Ayşe , iyi bir ev hanımı , aynı zamanda iyi  bir anneydi . Küçük yaşta ailesi onu okutmadığı için içinde hep okuma hevesi kalmış  fakat bu okuma hevesi hiç sönmemişti .  Çocukları da belli bir yaşa getiren Ayşe Hanım aklına gelen bir düşünce ile gece uyumamış ve çok heyecanlanmıştır . Her ne kadar ortaokul mezunu da olsa o hep üniversite bitirmek ve  sevdiği meslek olan öğretmenliği yapmak istemiştir . Gel zaman git zaman Ayşe Hanım bu düşüncesini eşine açıklamış ve eşi bunun imkansız olduğunu ona söylemiştir .

Ayşe Hanımın eşinin olumsuz konuşması Ayşe Hanımı hiç üzmemiş tam aksine Ayşe inat etmiş ve bunu herkese kanıtlayacağını da  günü geldiğinde göstereceğini söylemiştir . İlk olarak açık öğretimden liseyi bitirmiş , daha sonra üniversite sınavlarına hazırlanmıştır . Her gün gece üçe kadar çalışan Ayşe Hanım çalışmaktan büyük zevk alıyor ve ilerlemeye devam ediyormuş . Tarih, coğrafya, matematik, Türkçe vb. dersleri önce çalışıyor , sonra sorularını çözüyormuş . Her ne kadar çalışsa da bu dersleri anlaması epey bir zaman olmuş .  Gel zaman , git  zaman sınav günü yaklaşmış ve sınava girmiş . O yıl sınavda barajı bile geçememiş . Eşi Mehmet Bey bu duruma şaşırmadığını , öğretmenliği kazanmasının imkansız olduğunu , hafif alaycı bir şekilde Ayşe Hanıma söylemiş . Ama Ayşe Hanım bu , hiç pes eder mi? Daha sonra ikinci yıl sınava girmiş yine çok çalışmış ve yine kazanammış . Pes etmemeye devam ediyormuş . Daha sonra el işi yaparak kazandığı paralar sayesinde kendisi özel bir kursa gitmiş . Kursa gittiğinde anlamadığı soruları öğretmenlere çözdürüyor , sınavda yanlış yaptığı soruları neden yanlış yaptığını anlıyormuş . Ayşe Hanım gittiği kurs sayesinde daha da başarılı olmaya başlıyormuş. O yıl sınava girmiş, sınavdan aldığı puan ise 500 üzerinden 400 olmuş. Eşi ve ailesi bu duruma çok şaşırmış fakat azmin ve kararlılığın karşısında hiç bir başarı imkansız değildir. Ayşe Hanım iyi bir matematik öğretmeni olmayı istemiş . Tercihini yapmış ve yaşadığı şehir olan  Erciyes Üniversitesi ilköğretim matematik öğretmenliği bölümünü tercih etmiş .

Ayşe Hanım üniverisiteyi de bölüm birincisi olarak bitirmiş , KPSS'den 95 puan alarak kendi yaşadığı şehirde matematik öğretmenliği yapmış ve herkese de örnek olmuştur . Azmin ve kararlılığın simgesidir  Ayşe Hanım. Öğrenmenin de yaşı yoktur elbette .

Devamını Oku
    0

Hata Yapabilirim Fakat gerektiğinde Özür Dileyecek Cesaretim Var Sözü İle İlgili Bir Hikaye Yazınız .

Hata Yapabilirim Fakat gerektiğinde  Özür Dileyecek Cesaretim Var  Sözü  İle İlgili Bir Hikaye Yazınız .

Havalar iyice soğumaya başlamış ,  Erzurum'un da soğuk kış geceleri başlamıştı . Hava günden güne soğuyor ve kar yağışı da artmaya başlıyordu .   Doğan okuldan gelmiş ve hemen  babasına yardım etmek için  ahıra inmesi gerekiyordu . Çünkü  Doğan'ın babasının mesleği hayvancılıktı . Yazın ise babası çobanlık yapıyor , kışın da kendi hayvanları ile uğraşıyordu . Doğan  hemen aşağıya inip , hızlı bir şekilde geç kaldım baba kusura bakma dedi . Doğan  okuldan yeni gelmiş, yorulmuş, hiç dinlenmeden  hemen babasının yanına koşmuştu . Gencecik, yüreği kıpır kıpır , hayat dolu bir çocuktu Doğan. Hem babasının işlerine yardım ediyor, hem de okula gidiyor ve derslerini de ihmal etmiyordu bu deniz mavisi gözlü yakışıklı çocuk. Gözleri vardı masmavi, çevresine ışık saçıyordu bu mavi , güzel gözler. Bir güldü mü yüreğinin de tüm içtenlikle güldüğünü hissederdiniz Doğan'ın. Çevresine gülüşü ile ışık saçardı Doğan. Çünkü o adından belli olduğu gibi Doğan'dı. Babası Doğan'a seslenerek; Oğlum biraz dinlenip öyle gelseydin, yemeğini yeseydin bari dedi.

Doğan ise yok baba sonra birlikte yeriz. Tek yemeyi hiç sevmiyorum zaten dedi . Babasının yüzünde bir tebessüm beliriverdi. Ne güzeldi insanın böyle düşünceli bir evlada sahip olması diye içinden geçirdi Haydar Bey. Sonra birlikte ahır işlerini görmeye başladılar , iş bitince de yukarı çıkıp  evin hanımının yaptığı yemeği yediler. Evin hanımı olan, Mevlüde Hanım da  çok iyi bir insandı. Doğan  o güzel mavi gözleri annesinden almıştı. Çünkü annesi de gülünce çok güzel olur ve  etrafına mutluluk saçardı. Geç olmuştu ama Doğan'ın ödevleri vardı. Onları yapması gerekiyordu. Hemen dersin başına geçip çalıştı daha sonra ise  yatağına yatıp, sobanın sıcaklığını hissederek uyudu. Sabah olur olmaz hemen erkenden kalktı. Annesi Mevlüde Hanım kahvaltıyı hazırlamıştı. Mis gibi  doğal bal, tereyağı, yumurta, sıcacık kokan Erzurum ekmeği kokuyordu ev. Doğan hemen bu güzel şeylerin tadına baktı ve anne geç kalıyorum gitmem gerek dedi ve çıktı. Okula geldi . Öğretmen verilen ödevleri kontrol etti ve aferin Doğan o kadar işin içinde ödevini çok iyi yapmışsın dedi. Daha sonra günler günleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. Artık Doğan koca bir delikanlı olmuş ve üniversite sınavına girecekti çok heyecanlıydı  çünkü yarın sınavı vardı. Tek istediği meslek  hakim olmak  ve  adaleti sağlayabilmekti. Bu hayaller ile yatağın sokulup yattı. Sabah erkenden kalktı ve sınava gitti. Gözetmenler sınav  kağıtlarını verdi ve sınav başlamıştı. Soruları çözmeye başlayan Doğan'a bu sorular çok kolay geliyordu. Çünkü o kadar zor yaptığı işlerin karşısında bu sorular neydi ki, hemen çözmeye başladı ve soruların hepsini yaptı. Zil çaldı ve sınav süresi bitti. Dışarıda Haydar Bey oğlunu heyecanla bekliyordu. Bu kez çok heyecanlı olan Mevlüde Hanım ve Haydar Bey'di. İkisi de Doğan'a baktılar. Doğan ise onlara baktı. Yalandan çok üzgün görünüyormuş gibi mimikler ile anne babasını gözlemlemeye çalıştı. Annesi ve babası ise ne oldu oğlum nasıl geçti, niye öyle bakıyorsun dediği zaman Doğan da şaka yapıyorum dedi. Çok güzel geçti benim canım ailem deyip ana ve babasına sarıldı. Yine günler geçti, sınav sonuçları açıklandı ve Doğan 500 tam puan üzerinden 488 puan almıştı ve  bu puan hakimlik  için yeter de artardı bile. Daha sonra tercihler geldi ve Doğan  çok iyi bir üniversiteyi kazandı ve  istediği mesleği okuyup bitirdi. Artık o bir hakimdi.  Hakim olduktan sonra Doğan çok değişmiş başka biri olmuştu. İnsanlara havadan bakıyor, ailesinin  yetiştiği yeri artık içine sindiremiyor ve ben adaleti sağlıyorum diye havalanmıştı. Köyüne geldiğinde babasına ve anasına olan tavırları değişmiş, çok bilmiş edası ile  hiçbir şeyi beğenmiyor ve her şeyi eleştiriyordu. Babası Doğan'a neden böyle olduğunu söylüyor o da ısrarla bir şey olmadım ben ya aynıyım işte deyip tersliyordu. Doğan babasına artık burada yaşamak istemediğini ve kendisinin İstanbul'da yaşamak istediğini söylüyordu. Ailesine de sizi yanımda götüremem siz burada kalın diyordu. Doğan artık o eski Doğan değildi. Yeni arkadaşları olmalı, yeni çevresi olmuş ve artık ailesini hiç arayıp sormuyordu.Yıllar geçti ve Doğan bir gün  yolda giderken büyük bir kaza geçirdi.  Kaza geçirdikten sonra bir bacağını kaybeden doğanın imdadına ise ilk olarak ana ve babası yetişmişti. Çevresinden hiç kimse yanına gelmemişti. Çünkü onlar gerçek dost değildi.


Doğan pişmanlıklar içinde kavruluyor ve onların yüzüne nasıl bakacağını bilemiyordu. Yüzü yerde bir şekilde olarak ağlamaya başladı. Özür dilerim baba, özür ,dilerim ana diye hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ben çok büyük bir hata yaptım, sizi , köyümü terk ettim, mevki, makama aldandım. Kendimi, kültürel değerlerimi kaybettim. Beni affedin diye yalvarmaya başladı. Anne ve babasının gözleri dolmuştu. Bırakırlar mıydı hiç onu, zaten hasret kalmışlardı yıllarca evlatlarına. Hemen bağrına bastı annesi, Doğan'ı, babası da sarıldı Doğan'a . Üzülme evlat dedi babası. Doğan ailesine sarılmıştı, bağlanmıştı. Bir daha bırakır mıydı onları. Ana baba kokusunu içine çekti. Hep birlikte Erzurum' döndü ve mesleğini de orada devam ettirdi. Daha sonra Doğan evlendi ve iki tane kız çocuğu oldu. Şu anda çok mutlu ve huzurlu bir yaşamı var. 
Devamını Oku
    0
© 2014 Kompozisyon Örnekleri. Designed by Bloggertheme9
Powered by Blogger.