İlber Ortaylı’nın İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı Kitabı İle İlgili Ayrıntılı Hazırlanmış Klasik Sorular Ve Cevapları

İlber Ortaylı’nın İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı Kitabı İle İlgili Ayrıntılı Hazırlanmış Klasik Sorular Ve Cevapları


1. İlber Ortaylı'nın "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı" adlı eseri hangi döneme odaklanmaktadır ve bu dönem neden "en uzun yüzyıl" olarak nitelendirilmektedir?
Cevap:Eser, Osmanlı İmparatorluğu'nun 19. yüzyıldaki hayatını çeşitli yönleriyle anlamayı amaçlamaktadır. Bu dönemin "en uzun yüzyıl" olarak nitelendirilmesi, modernleşme sancıları, çöküş ve ilerleyişin bir arada yaşandığı, tarihin ağır ağır ilerlediği trajik bir çözülmezlik dönemi olmasından kaynaklanmaktadır.

2. 19. yüzyıldaki Osmanlı modernleşmesine karşı bilimsel ilginin geç kalmasının ve bu dönemin genellikle "kötümser bir üslup ve yorumla" ele alınmasının nedenleri nelerdir?
Cevap:Metne göre, Türk tarihçiler uzun bir süre imparatorluk tarihinin görkemli dönemiyle (15-17. yüzyıllar) yoğun bir biçimde ilgilenmişlerdir. 19. yüzyıldaki modernleşmeye karşı bilimsel ilgi gecikmiştir çünkü o dönemde Türk demokrasisinin tarihi, siyasal ve hukuki kurumların analizi gibi güç görevler Prof. Tarık Zafer Tunaya gibi isimler tarafından üstlenilmiş, ancak genel ilgi geç uyanmıştır. Yazar, bu dönemin dünyasının çok az tanınmasından dolayı kötümser yorumların yapıldığını belirtmektedir.

3. Osmanlı modernleşmesi neden sadece Osmanlı Türkiyesi'ni kapsayan bir gelişme olarak görülemez?
Cevap:Metne göre, Osmanlı modernleşmesi sadece Osmanlı Türkiyesi'ni kapsayan bir gelişme değildir; diğer Müslüman toplumları da kapsayan bir olgudur. Din dışı bir hayat ve düşünce tarzı, Avrupa dillerinin ve biliminin etkinliği gibi değişimler, Osmanlı Türkiyesi'nden önce Rusya çarlığındaki Müslümanlar arasında ve sonrasında Hindistan Müslümanlarının gündeminde de görülmüştür. Ayrıca, modernleşme Müslümanlar kadar Hristiyanları ve diğer din üyelerini de kapsayan ortak bir yüzüydü.

4. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı dünyasında Avrupa'ya karşı gelişen bilinç ve gözlem yeteneğini hangi örnekler üzerinden açıklayabiliriz?
Cevap:18. yüzyıldan itibaren Osmanlı dünyası, Avrupa'yı ve Rusya'yı bazen naif, bazen ustaca gözlemlemiştir. Mehmed Ağa'nın Büyük Petro dönemindeki Rusya elçiliği sırasında Çar'ın törenlerini "maskaralık" olarak nitelemesi, Mustafa Rasih Paşa'nın II. Katerina Rusyası'nı takdirkar bir ifadeyle tasvir etmesi, Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin Fransa'ya bakışı ve Ahmed Resmi Efendi'nin ordu, bilimler ve devlet düzeni üzerine olumlu betimlemeleri bu gelişen bilincin örnekleridir. Bu dönemde okuryazar Osmanlılar arasında Latince öğrenen aydın zümre de ortaya çıkmıştır.

5. "İslam medeniyeti" kavramının ortaya çıkışı ve bu kavramın Batılı oryantalistler ile Doğulu düşünürler tarafından benimsenme süreci hakkında metin ne gibi bilgiler vermektedir?
Cevap:Metne göre "İslam medeniyeti" kavramı düpedüz 19. yüzyılın bir icadıdır. Bu kavramı Batılı oryantalistlerden çok Doğulular benimsemiştir. Joseph Hammer gibi önceki Batılı düşünürler bu kavramı kullanmazken, sonraları Gibb ve Brockelmann gibi isimler bu kavrama değinmeye başlamıştır. Doğulular tarafından benimsenmesi ise, İslam'a olan hayranlıktan çok, Arap ulusçuluğu öncülerinin Arapçaya olan bağlılığıyla ortaya çıkan ve laik içerikli bir kavram olarak değerlendirilmektedir.

6. Japonya'nın Batılılaşma süreci, Osmanlı aydınları için neden çarpıcı bir örnek olmuştur ve bu görüşün temelindeki yanlış anlama nedir?
Cevap:Japonya, Batılılaşma ve Avrupa ile problemi olanlar için çok çarpıcıydı, hatta heyecan vericiydi. Bazı gözlere göre Japonya, Batı'nın hiçbir şeyini almayıp sadece tekniğini alarak kalkınıp güçlenen bir toplum olarak görünüyordu. Ancak metin, bu görüşün bilgisizlikten kaynaklandığını, Japonya'nın 17. yüzyıldan beri Avrupa tıbbını, tekniğini ve düşüncesini izlediğini ve Avrupa dinine de yakınlık duyduğunu belirtmektedir.

7. Osmanlı modernleşmesinin başlangıcını kesin bir tarihe ve coğrafyaya bağlamanın güçlüğünü metin nasıl açıklamaktadır?
Cevtin:Metin, Osmanlı modernleşmesinin başlangıcını Nevşehirli İbrahim Paşa'nın sadrazamlığı döneminde matbaanın kurulması, II. Mahmud'un reformları veya Gülhane Hatt-ı Hümayunu gibi tek bir olaya bağlamanın güç olduğunu belirtir. Hatta Osman II'nin başarısız reform isteklerine kadar indirenler de vardır. Dimitri Cantimir'in Eflak'taki yönetimi veya Sırbistan'daki rahiplerin 18. yüzyıl başlarına uzanan eğitim reformları gibi bölgesel gelişmeler de başlangıç noktası olarak gösterilebilir. Bu da modernleşmenin eşzamanlı ve eşdeğerli yaşanmadığını, farklı zaman kesitlerinde ele alınması gerektiğini vurgular.




8. Alemdar Mustafa Paşa'nın İstanbul'a geliş amacı neydi ve bu olayın Sultan III. Selim ile Sultan II. Mahmud üzerindeki etkileri neler oldu?
Cevap:Alemdar Mustafa Paşa, 1808 Temmuz'unda İstanbul'a gelerek IV. Mustafa'yı yeniçeri zorbaların elinden kurtarmayı ve reformcu padişah III. Selim'i tekrar tahta çıkarmayı, Nizam-ı Cedid'in yeniden kurulmasını sağlamayı amaçlıyordu. Ancak IV. Mustafa, tahtını kurtarmak için III. Selim'i ve veliaht Şehzade Mahmud'u idam ettirdi. III. Selim katledilirken, Şehzade Mahmud Harem'deki fedakâr kadınlar tarafından kurtarıldı ve Alemdar'ın saraya girmesiyle ona biat edilerek II. Mahmud adıyla tahta çıktı. Bu olay, II. Mahmud'un hayatını ve saltanatını Alemdar'a borçlu olmasına yol açtı.

9. Sened-i İttifak'ın imzalanmasının arka planında yatan nedenler ve bu belgenin Osmanlı siyasal tarihinde ifade ettiği anlam nedir?
Cevap:Sened-i İttifak'ın imzalanmasının arka planında, Alemdar Mustafa Paşa'nın merkezi otoriteyi güçlendirmek amacıyla Rumeli ve Anadolu'nun güçlü ayanlarıyla anlaşma yapma isteği yatmaktadır. 18. yüzyıldan beri Rumeli'de zenginleşen ve kendi ordularıyla idari otoriteyi ele geçiren ayanlar, padişahın ve merkezi devletin otoritesine karşı gelenleri birlikte bastırmayı taahhüt etmişlerdir. Bu belge, mutlak otoriteye ilk defa gem vuran bir "Magna Carta" olarak nitelendirilerek anayasal gelişmemizin milat noktası kabul edilmiştir, ancak modern devlet yapısıyla uyuşmaz olduğu ve Sultan II. Mahmud tarafından güçlenince yok edildiği belirtilmektedir.

10. Sultan II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı ortadan kaldırma süreci ve Vaka-i Hayriye olayının sonuçları nelerdir?
Cevap:Sultan II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmayı başlangıçta ertelemiş, 1821 Yunan ayaklanmasında yeniçerilerin beceriksizliğinin ortaya çıkması ve halkın nefretiyle uygun bir zemin oluşmuştur. 1825'te "Eşkinci Ocağı"nı kurması yeniçerilerin ayaklanmasına neden olmuştur. 1826 Haziranı ortalarında "Vaka-i Hayriye" adı verilen olayda, Sultan II. Mahmud Sancak-ı Şerif'i çıkararak Eşkinci Ocağı askerleri, ulema ve İstanbul halkının desteğiyle yeniçerilere saldırmış, binlerce yeniçeri öldürülmüş veya tevkif edilmiştir. Bu olay, Sultan II. Mahmud'un terörüyle birlikte imparatorlukta radikal askeri reformların önünü açmıştır.

11. Osmanlı İmparatorluğu'nda modern askeri reformların yaygınlaşması, hangi alanlarda zorunlu değişiklikleri beraberinde getirmiştir?
Cevap:Modern askeri reformlar sadece ordunun içinde kalmamış, beraberinde matematik, tıp, mühendislik gibi dallarda medrese dışı bir eğitim düzenini zorunlu kılmıştır. Ayrıca, matbaanın kültür hayatına girişi ve bu okullara öğrenci yetiştirecek ilköğretim kurumlarının düzenlenmesi de bu reformların sonucudur. Askeri reformlar, idarenin, maliyenin ve tüm idari sistemin yeniden düzenlenmesiyle paralel olarak ele alınmış, edebiyata, mimariye ve günlük hayata da sıçramıştır.

12. Osmanlı İmparatorluğu'nda matbaanın kültürel hayata girişi ve Türkçe eserlerin basımı konusundaki gecikmenin nedenleri nelerdir?
Cevap:Matbaa, imparatorluğun kültür hayatına en geç Türkçe yapıtların basımı için kullanılmıştır. Yunanca, Ermenice, İbranice, Ladino ve hatta Bulgarca kitaplar daha önceden matbaalarda basılmıştır. Türkçe eserlerin basımındaki bu gecikme, muhtemelen matbaanın tek başına bir yenilik ve aydınlanma getiremeyeceği düşüncesi ve dini içerikli yayınlara verilen öncelik nedeniyledir, ancak metinde doğrudan bir sebep belirtilmemektedir. Metin, matbaanın Rusya'da da 16. yüzyıldan beri var olmasına rağmen asıl basım faaliyetinin Büyük Petro'nun yeni Rusyası'nda başladığını vurgulamaktadır.

13. Sultan II. Mahmud döneminde devletin kamuoyunu biçimlendirmek için kullandığı yeni araçlar nelerdi ve bunların geleneksel yöntemlerden farkı neydi?
Cevap:Sultan II. Mahmud döneminde devlet, kamuoyunu biçimlendirmek için Avrupaî yöntemlere başvurmuştur. Geleneksel olarak şehir meydanlarında okunan fermanlar, yasaknameler veya camilerde verilen vaazlar, duagular ve şeyhlerin yerine gazete kullanılmaya başlanmıştır. 1831 sonbaharından itibaren çıkarılan "Takvim-i Vekayi" adlı resmi gazete, Türkçe, Fransızca ve zaman zaman Ermenice, Rumca, Arapça nüshalarıyla hem resmi tebliğleri yayınlamış hem de propaganda yaparak kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlamıştır.

14. Tanzimat dönemi öncesinde ve sırasında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki dış ticaret ilişkileri ve kapitülasyonların evrimi nasıl açıklanmaktadır?
Cevap:Osmanlı İmparatorluğu, Yeniçağın büyük güçlerinden biri olmasına rağmen, iktisadi yapısı eskiydi. Yabancı tüccarlara imtiyaz verilmesi (kapitülasyonlar) Kanuni Süleyman döneminde başlamayıp Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır'daki tüccar devletlerin imtiyazlarının onaylanmasıyla başlamıştır. 18. yüzyılda bu imtiyazlar devamlılık kazanmış ve imparatorluk yabancı tüccarların kurduğu ağın içine girmiştir. 19. yüzyıl başında ülkenin tarımsal zenginliği iç pazara değil, dış pazara akmaktaydı ve bu ticareti yabancılar yürütüyordu. 1838 Baltalimanı Ticaret Sözleşmesi ile İngiltere'nin ticari üstünlüğü pekişmiş, bu anlaşma mevcut kaçak ticaret düzenini kağıda dökmekten başka bir şey değildi ve Osmanlı ekonomisi zaten Avrupa ticaretinin etkinlik alanı içine girmişti.




15. Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın 1830-1839 yılları arasındaki isyanı (savaşı) Osmanlı İmparatorluğu için neden önemlidir ve bu isyanın modern Arap devleti kurma amacı taşıyıp taşımadığı hakkında ne söylenebilir?
Cevap:Mehmed Ali Paşa'nın isyanı, Osmanlı İmparatorluğu'nda ulusçuluk değil, modern merkeziyetçi devlete geçiş açısından önemlidir. Bu isyan sonucunda Mısır özerk bir statü kazanmış, Mehmed Ali Paşa orduda, maliyede, tarım ve sanayide II. Mahmud'dan daha başarılı reformlara girişmiştir. Ancak metin, Mehmed Ali Paşa'nın kesinlikle Arap ulusçuluğunu temsil etmediğini ve modern bir Arap devletinin temellerini atmadığını belirtmektedir. O, kozmopolit ve sadece hükümranlık düşünen bir valiydi, yönetim anlayışı modern bir devletin hak ve kanun düzeniyle bağdaşmazdı.

16. Tanzimat döneminde "Bab-ı Ali Asrı" olarak adlandırılan bürokratik hegemonyanın temel özellikleri nelerdi ve önceki dönemlerden farkı neydi?
Cevap:"Bab-ı Ali Asrı", Tanzimat döneminde sadece sadrazamın değil, sadrazamla birlikte etrafındaki bürokrat kadronun da yönetime egemen olduğu dönemi ifade eder. Bu dönemde Osmanlı bürokrasisi modernleşerek güçlenmiş, merkeziyetçilik kurulmuştur. Önceki dönemlerde hanedana veya tek bir güçlü hükümdara dayalı otorite varken, Tanzimat ile bürokrasinin içinde yetişen, yaratıcı ve becerikli devlet memurları yönetime hakim olmuştur. Bu durum, otoritenin tek elden çeşitli odaklara kaymaya başlamasıyla siyasal modernleşmenin ilk adımlarını atmıştır.

17. Tanzimat döneminin "aydın mutlakiyetçileri" olarak adlandırılan yöneticilerin siyasi idealleri ve demokratik yönetim anlayışına yaklaşımları nasıldı?
Cevap:Tanzimat döneminin devlet adamları, otoriter bir yönetimin temsilcileriydi ve demokrasi gibi bir ideolojiye veya demokratik yönetime uzak durmuşlardır. Ancak başlattıkları ve kısmen başardıkları reformlar, Osmanlı toplumunda siyasal modernleşmeyi hazırlamıştır. Otoritenin padişah ve sadrazamdan, hariciye nazırı, serasker gibi farklı şubelere kayması ve toplumda ideoloji üreten yeni merkezlerin (basın, okullar) ortaya çıkması bu sürecin önemli adımlarıydı. Onların amacı, kanuni ve adil bir idarenin kurulmasıydı, Metternich Avusturyası gibi merkeziyetçi bir modeli benimsemişlerdi.

18. Tanzimat Fermanı'nın köleliğin kaldırılması ve Müslim-gayrimüslim eşitliği konularındaki hükümleri ve bu hükümlerin toplumdaki yankıları nelerdi?
Cevap:Tanzimat Fermanı, 1830'da Hristiyan kölelerin özgürlüğünü veren bir fermanla başlamış, asıl önemli hukuki belge ise 1857'de çıkan ve zenci köle ticaretini yasaklayan fermandır. Bu, köleliğin kaldırılmasına yönelik önemli bir adımdır, ancak uygulamada kesinlik sağlanamamıştır. Müslim ve gayrimüslim teba arasında eşitliği sağlama ilkesi ise o zamanki toplumda büyük yankı uyandırmıştır. Mutaassıp Müslümanlar ve hatta Rum-Ortodoks Kilisesi bu ilkeye tepki göstermiştir. Müslümanlar fetvalarla Tanzimat bürokrasisini küfürle suçlarken, Kilise kendi imtiyazlarını kaybetme endişesiyle karşı çıkmıştır.

19. Tanzimat döneminde Osmanlı maliyesinin karşılaştığı temel güçlükler nelerdi ve bu güçlükler karşısında alınan reform tedbirlerinin etkinliği ne düzeydeydi?
Cevap:Tanzimat maliyesinin en büyük güçlüğü, tarımsal ekonomiye dayalı imparatorlukta toprak gelirlerinin düzensizliği ve büyüyen bürokrasi ile ordunun artan giderlerini karşılamak için mali kaynak arayışıdır. İltizam sistemi kaldırılamadı, vergi kaynakları gerçek miktarıyla tespit edilemedi ve düzenli toplanamadı. 1863'e kadar düzgün ve sistemli bir bütçe yoktu. Maliye memurları da uzmanlaşmada geride kalmıştı. Duyun-u Umumiye'nin kurulmasıyla ancak modern mali tekniklerle tanışılmıştır. Bu durum, Tanzimatçıların mali alanda başarılı bir yapı kuramadıklarını göstermektedir.

20. Osmanlı İmparatorluğu'nda posta ve telgraf hizmetlerinin kurulması ve yabancı postaların faaliyetleri, merkeziyetçi yönetimin güçlenmesine nasıl etki etmiştir?
Cevap:Tanzimat dönemi merkeziyetçiliğinin imdadına telgraf yetişmiştir. İlk telgraf bağlantısı 1853'te İstanbul-Edirne arasında kurulmuş ve imparatorluğun her yerine yayılmıştır. Posta örgütü de geliştirilmiş, ancak yabancı devletler (Fransa, Britanya, Yunanistan, Almanya) ülkede kendi posta ofislerini kurarak kaçak postacılık yapmaya başlamışlardır. Osmanlı hükümeti, telgraf ve posta konusunda yabancı postalara ülke içinde taşıma ve haberleşme hakkı vermeyerek kıskanç davranmıştır. Bu durum, Kurtuluş Savaşı sırasında posta-telgraf örgütünün başarılı yardımında etkili olmuştur. Bu teknik altyapı, merkezi yönetimin ülkenin her yerini daha hızlı ve etkin bir şekilde kontrol etmesini sağlamıştır.




21. Osmanlı İmparatorluğu'nda demiryolu inşaatları neden yabancı sermayenin ilgi odağı olmuştu ve bu yatırımların Osmanlı ekonomisine etkileri nasıldı?
Cevap:Demiryolu inşaatları, yabancı sermayenin Osmanlı İmparatorluğu'na olan ilgisini çekti çünkü 1856 Paris Kongresi'nden sonra Islahat Fermanı yabancı yatırımlara olanak tanımıştı. Yabancılar, asker sevkiyatı, tarım ürünlerinin değerlendirilmesi ve ülkenin denetlenmesi gibi nedenlerle demiryollarına ilgi duyuyordu. Ancak metin, döşenen demiryollarının yabancı sermayenin isteği doğrultusunda, limanlardan iç bölgelerdeki verimli tarım topraklarının zenginliğini "emmek için uzanan vantuzlar gibi" olduğunu belirtir. Hükümet güzergahı saptamakta söz sahibi olamadığı gibi, kilometre garantisi ödemek zorunda kalmış, bu da Duyun-u Umumiye'nin aşar gelirlerine el koymasına yol açmıştır. Bu durum, Osmanlı maliyesinin iflasıyla paralel gelişmiştir.

22. Maarif-i Umumiye Nizamnamesi (1869) ile Osmanlı eğitim sisteminde hedeflenen temel değişiklikler nelerdi ve bu hedeflere ulaşmada karşılaşılan sorunlar neydi?
Cevap:Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile bütün eğitim sisteminin bir düzene konması amaçlanıyordu. Genel öğrenim üç dereceye (Sıbyan mektepleri ve Rüşdiyeler; İdadi ve Sultaniler; Mekatib-i Aliye) ayrılıyor ve ilköğrenim mecburi kılınıyordu. Ayrıca, Osmanlıcılık politikası gereği ilköğretim Türkçe olarak düzenleniyor, gayrimüslim okullarında Türkçe dersi ve öğretmeni bulunduruluyordu. Ancak ilköğretim için devletin mali bir yükümlülük altına girmemesi, okul açma ve giderlerin halka yüklenmesi gibi nedenlerle hedeflere ulaşılamamıştır. Yerine aceleyle yüksek dereceli okulların kurulmasına önem verilmiştir, bu da eğitimdeki çarpıklığı devam ettirmiştir.

23. Tanzimat döneminde Osmanlı toplumunda kadının sosyal hayata katılımı ve aile yapısındaki değişimler nasıl özetlenebilir?
Cevap:Tanzimat döneminde Osmanlı kadınının hayatında kayda değer gelişmeler başlamış, hayatı ayrı bir renge bürünmüştür. Kadınlar eğitim görüyor, gazete ve dergi okunuyor, roman okunuyordu. Yüksek sınıfın kadını toplum hayatına giriyordu; gezinti yerlerinde kadın-erkek flörtü başlamıştı. Eczane ve doktorun yanında eski gelenekler de sürüyordu. Çok karı evliliğinin sınırlanması, başlık ödeme gibi adetlerin yasaklanması gibi reformlar, şehirli nüfus arasında eski geleneklerin gerilemesine yol açmıştır. Kırsal kesimde ise arazi kanunnamesi ve monokültürel tarım gibi yapısal değişiklikler aile yapısını etkilemiştir.

24. 19. yüzyıldaki Osmanlı aydını, Batı kültürüne ve Batılılaşmaya nasıl bir yaklaşım sergilemekteydi?
Cevap:19. yüzyıl Osmanlı aydınları, Batı hayat tarzına ve Batı kültürüne belirli bir rahatlıkla yaklaşabiliyorlardı. Bu yaklaşım, kültürü temeline inmeden pragmatik bir tutumla uygulamanın ve ülkenin bağımsızlığının bir rolü olduğu gibi, yabancı düşmanı bir tepki yaratmasına rağmen gerçekleşmiştir. Metinde, Tanzimat adamlarının Metternich zihniyetiyle Batı politikasını ve yönetimin modernleşmesini benimsediği, İslamcılığın bile Batı kurumlarına karşı Hindistan ve Rusya Müslümanları kadar şüpheci olmadığı belirtilmiştir. Onlar, Batı'yı Osmanlı düşün hayatına getiren ve tartışan öncüler olmuşlardır.

25. Tanzimat döneminde Osmanlı mimarisinde görülen değişimler ve bu değişimlere damgasını vuran mimar aileleri kimlerdir?
Cevap:18. yüzyıldan itibaren Osmanlı mimarisi Avrupa'nın etkisi altındaydı. 18. ve 19. yüzyıl İstanbul'unun bazı kasır ve köşkleri, Nuruosmaniye camii, Selimiye kışlası gibi yapılar Osmanlı Barok mimarisinin örnekleri olarak betimlenir. Bu döneme damgasını vuran mimarlar arasında Balyanlar ve Fossati'ler öne çıkmaktadır. Balyanlar, Dolmabahçe Sarayı'ndan Beylerbeyi Sarayı'na kadar onlarca binayı yapmış, geleneksel sanatları yeni yapı teknikleriyle kaynaştırmışlardır. Fossati'ler ise Rus elçiliği ve Ayasofya'nın tamiri gibi projelerde yer almış, neorönesans üslubuyla Osmanlı mimarisine Rusya mimarisiyle benzeşme sağlamışlardır.

26. Tanzimat dönemi edebiyatının temel özellikleri ve bu dönemdeki başlıca eleştirmenlerin Türk şiirine yaklaşımları nelerdi?
Cevap:Tanzimat edebiyatı biçim yönünden ağır bir evrim geçirirken, içerik yönünden ani bir nitelik değişimi yaşamıştır. Namık Kemal, Ahmet Mithat, Mehmet Murat, Şinasi gibi yazarlar roman, tiyatro ve şiir alanında "halk öğretmenliği" görevini üstlenmiş, toplumsal ve siyasal bir misyon görmüşlerdir. Ziya Paşa, Türk şiirinin ne olması gerektiği sorusunu ortaya atmış ve Divan edebiyatının ilk sert ve yapısal eleştirisini yapmıştır. O, her ulusun şiirinde kendi dilinin özelliklerine bağlı özgün bir kafiye ve vezin düzeni olması gerektiğini savunarak, Divan şiirini "bize yabancı" olarak nitelendirmiş, konuşulan dilin edebiyat dili olmasını önermiştir.

27. Tanzimat dönemi Türk aydınının ansiklopedist olma isteği ve bilimsel araştırma alanındaki çabaları nasıl özetlenebilir?
Cevap:Tanzimat dönemi aydını ansiklopedist olma isteğindeydi; devlet adamından yazarına kadar toplumun seçkinleri tiyatrodan gazeteye, mimariden filolojiye ve doğa bilimine kadar her konuya el atma ve düzenleme çabasındaydı. Şemseddin Sami'nin ilk sözlükleri ve ansiklopediyi (Kaamus-u Türki, Kaamus-ül Âlam) ortaya koyması bunun örneğidir. Cemiyet-i İlmiyye-yi Osmaniye gibi kurumlar bilimsel gelişmeleri halka tanıtıyor, kütüphaneler düzenleniyor ve arşivlerden yararlanılmaya başlanıyordu. Ancak tarihçilik, iktisat ve toplumbilim gibi alanlarda bilimsel araştırma yöntemine ulaşmada ve bilgi birikimi yaratmada eksiklikler yaşanmıştır.

28. Yeni Osmanlılar grubunun siyasi ideolojileri ve eylemleri nelerdi? Bu grubun Osmanlı anayasasının ilanına katılım derecesi hakkında metin ne gibi bilgiler sunmaktadır?
Cevap:Yeni Osmanlılar, bürokrasinin üst katmanlarına karşı direnişe geçen memurlar topluluğuydu. Siyasi fikirleri daha çok anayasal monarşi etrafında toplanmaktaydı, ancak ideolojileri kesin çizgilere ve tutarlı açıklamalara gelmeyecek kadar çeşitliydi (liberalizm, modernist İslamcılık, Türkçülük, sosyalizm). Anayasa fikrinin oluşmasında ve yayılmasında önemli payları olsa da, 1876'daki anayasal rejimi gerçekleştiren askeri darbede (Sultan Abdülaziz'in hal'i) bu ideale uzak insanların rolü de önemliydi. Metin, Yeni Osmanlıların siyasi programlarında belirli çizgileri olan ve politik eylemlerinde uyum sağlamış aydınlar olmadığını belirtir, ancak onların muhalefeti siyasi rejime karşı olup toplumsal bir bilinç taşıyan aydınlardı.




29. 1876 Anayasası'nın hazırlanışı sırasında hangi anayasal modellerden yararlanıldığı ve bu anayasanın "özgün" niteliğini kazandıran unsurlar nelerdi?
Cevap:1876 Anayasası'nın hazırlanışı sırasında komisyon, o zamanın mevcut bütün anayasalarını gözden geçirmiştir. Belçika anayasasından uyarlanarak kaleme alındığı yaygın bir yanlış inanış olsa da, metin bunu reddeder. Salt Paşa'nın Fransız cumhuriyet anayasasını çevirip cumhurbaşkanı yerine padişahın unvanını koyması gibi örnekler mevcuttur. Ortaya çıkan taslak, bu nedenle bize özgü bir metindi. Özgün niteliğini kazandıran, hiçbir yerde görülmeyen hükümler içermesiydi, örneğin Padişaha kamu selameti için sürgün yetkisi veren ve temel özgürlükler ile yargı güvencesiyle bağdaşmayan 113. madde gibi.

30. Osmanlı İmparatorluğu'nun anayasal monarşi sistemine geçişi (1876) neden Avrupa'nın ekonomik, kültürel ve toplumsal yönden daha gelişmiş bazı ülkelerinden (örneğin Rusya) önce gerçekleşmiştir?
Cevap:Osmanlı İmparatorluğu'nun anayasal monarşi sistemine geçişi, kendinden daha gelişmiş Rusya Çarlığı'ndan önce gerçekleşmiştir. Bu siyasal sıçramayı hazırlayan reformların ülkenin siyasal kültüründe önemli bir gelişme yarattığı kabul edilmelidir. Bu durum, metinde belirtildiği üzere, aydın mutlakiyetçi Tanzimat bürokrasisinin ve ona karşı çıkan anayasacı grupların iç dinamiklerinin bir sonucudur. Avrupa'nın Osmanlı içişlerine müdahalesi bir etken olsa da, bu gelişme "Avrupa reçetesinin eseri değildir," büyük ölçüde "Osmanlı kafasının eseridir." Bu, Osmanlı devletinin içten gelen bir modernleşme arayışının ve siyasal dönüşümün bir yansımasıdır.

0 Comments:

Yorum Gönder

Deneme