Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel Kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Şehir İsimlerinin Efsaneleri

Güzel Anadolu'nun her şehri Anadolu insanının gönlünde taht kurmuş ve bu şehirlerin isimleri ile ilgili birçok rivayet ortaya atılmıştır. Bazı şehirlerimiz ve isimlerinin efsaneleri  şöyledir.

Sivas İsminin Efsanesi


Sivas ismi ile ilgili en çok bilinen efsanelerin başında Sivas adının "Sipas" kelimesinden geldiği ile ilgilidir. Efsaneye göre bugünkü şehir meydanında yer alan bir çınar ağacının altında üç tane çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmeler Allah'a şükrü, ana-babaya saygıyı ve küçüklere sevgiyi temsil etmektedir. Bölgede yaşayan insanların zamanla bu özelliklerini kaybetmeleri sebebiyle çeşmeler kurumuştur. Efsaneye göre şehrin ismi, bu üç çeşmenin adı olan ve "üç göze" anlamına gelen "Sipas" kelimesinin söylene söylene bu günkü haline gelmesidir.

Ankara ve Gemi Çapası


Uzun zaman öncelerinde bugünkü Ankara yöresine hakim olan Frigya kralı Midas rüyasında "Durma, kalk. Ülkende bir gemi çapası ara. Çapanın bulunduğu yere bir şehir kur. Bu şehir sana mutluluk getirecektir.'' Sözlerini duyar. Midas adamlarına bu çapayı aratır ve bugünkü Ankara'nın yerinde çapayı buldurur. Kral Midas bu yörede bir şehir kurdurur ve adına da gemi çapası anlamına gelen "Anker" ya da "Ankira" adını verir.

Cennet Bursa


Hz. Süleyman dünyaları dolaşan tahtı ile bir gün Uludağ'ın tepesine konmuş ve etrafına bakınca bakmaya doyamadığı yemyeşil bir çevre, içmeye kanamadığı masmavi sular ve bin türlü meyveler görmüş. Hz. Süleyman gördüğü manzara karşısında yanındaki vezirine dönerek "Cennet burası" demiş. Kulağı ağır işiten vezir, bu sözü " Cennet Bursa " anlamış ve o zamandan bu zamana şehrin adı Bursa olmuş.

Konya


Günümüzde inancın merkezi olan, Mevlanalar çıkarmış olan Konya şehrinin anlamı aslında "Put Şehri" demektir. Efsaneye göre şehre musallat olan bir canavar, tanrı Zeus'un oğlu Perse tarafından öldürülmüş ve halk da Perse'nin heykelini şehrin merkezine dikmiştir. Şehre put şehri demek olan "İkonnium" adı verilmiştir. Selçuklular döneminde bu isim önce Kunniye sonra ise Konya olmuştur. 

Hatay Cumhuriyeti

Hatay Sorunu

20. yüzyılın ilk çeyreği Osmanlı Devleti’nin hasta adam olarak nitelendirildiği ve paylaşım planlarının yapıldığı bir dönemdi. 1. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri’ni oluşturan İngiltere Ve Fransa Osmanlı Devleti’nin paylaşımı konusunda en büyük payı alan iki devletti. Fransa savaş sırasında imzalanan gizli anlaşmalardan olan Sces Picot anlaşmasında Suriye topraklarını kendine almış ve savaş bitimiylede bu topraklara yerleşmiştir. 1921 yılında Fransızlarla yapılan Ankara anlaşması ile güney sınırı çizilmiş, Hatay bölgesi için özel bir yönetim kurulması şartıyla Fransa’ya bırakılmıştır.

Hatay Devleti’nin Kuruluşu

Fransızlarla yapılan anlaşma gereği Hatay’da özel bir yönetim kurulması kararlaştırılmıştı. Çeşitli sebeplerle başarısız olan birkaç seçim denemesinden sonra 22 Temmuz 1938 yılında yapılan seçimler sonucunda 40 milletvekili olan Hatay Devleti meclisi kuruldu. Meclis üyelerinin 22’si Türk, 9’u Alevi, 5 üye Ermeni, 2 üye Arap, 2 üye de Ortadoks Rumlardan oluşuyordu. Seçimler sonucunda 2 Eylül 1938 tarihinde Hatay meclisi ilk kez toplanmış ve fiilen kurulmuş oldu. Milletvekillerinin Türk olmayan üyelerinin de yeminlerini Türkçe etmeleri Hatay’ın geleceği hakkında ipuçları vermiştir. Hatay Devleti’nin Devlet Başkanı olarak Tayfur Sökmen, başbakan olarak ise Abdurrahman Melek seçilmiştir. Sonraki dönemde resmi dil olarak Türkçe seçilmiş, Türkiye Cumhuriyeti anayasası aynen alınmış, çalışanların maaşlarının Türk parası olarak ödenmesi kararlaştırılarak Hatay devleti aşama aşama Türkiye’ye yaklaşmıştır. 28 Haziran 1939 yılında yapılan son toplantıyla Hatay meclisi Türkiye’ye katılma kararı almıştır.  

İbn-i Haldun'un Bilimin Gelişimine Katkıları

İbn-i Haldun ' un Bilimin Gelişimine Katkıları

- İbn-i Haldun sosyolojinin , histiyografinin ve iktisat biliminin öncüsü olarak kabul edilmektedir .

- İbn-i Haltun gerek tarih gerek se günlük yaşamda her olayın meydana gelmesinde sebep-sonuç ilişkisi olduğunu ileri sürerek yeni bir tarih anlayışı ortaya atmıştır .

- İbn-i Haltun ' un tarih yazarlığı ile ilgili düşünceleri yeni bir tarih anlayışının ortaya çıkmasına sebep olmuştur . Ona göre tarihin bir zahiri bir de batıni yönü vardır . zahiri yön olayların yalnızca görünen yüzünü anlatır . İbn - i Haldun bu şekildeki bir tarihçiliği küçümsemektedir . Ona göre esas olan görünen yüz değil yaşanan olayların sebepleridir . Buna göre tarih olayları değil yaşanan olayların sosyal hayata etkilerini ele almalıdır . Bu şekilde bir tarih yaklaşımı ilk kez İbn - i Haldun tarafından ortaya atılmıştır .

- İbn - i Haldun insanların tek başlarına yaşamasının mümkün olamayacağını söyleyerek insan hayatı için toplumsal yaşamın bir mecburiyet olduğu fikrini ortaya atmıştır . Bu düşünce sosyoloji açısından önemli ve yeni bir fikir olmuştur .

- İbn-i Haldun toplumu Bedeviler ve Hadariler olarak ikiye ayırmıştır . Bedeviler göçebe yaşayan insanlar Hadariler ise kasaba ve şehirlerde yaşayanlardır . Bedevilerin daha cesur , akrabalığın daha kuvvetli olduğunu daha savaşçı olduklarını söylemiştir . Hadarilerin ise asabiyetten ziyade sosyal bağlılığa yani toplumun parçası olmaya önem verdiklerine dikkat çekmiştir .

- İbn - i Haldun devlet ile ilgili görüşlerinde insanların ömürleri olduğu gibi devletlerin de ömürleri olduğu tezini ileri sürmüştür .

- Sosyal bağlılık ve dayanışma , iş bölümü vb. kavramlara ilk kez dikkat çeken bilim insanı İbn-i Haldun ' dur .



Elementlerin Kullanım Alanları

Elementlerin Kullanım Alanları

Elementler fiziksel ve kimyasal özelliklerine göre kullanım alanı olarak farklılık gösterirler. Örneği bir elementin yanıcı olup olmaması ya da patlayıcı olup olmaması gibi özellikleri kullanım yerini için önemlidir.
Atom numaralarına göre sıralanmış olan elementlerin kullanım alanları şu şekildedir.

1. Hidrojen (H) :
Hidrojen balonlarının şişirilmesinde, kaynak yapımında, petrol ürünlerinin işlenmesinde kullanılmaktadır. Roket yakıtı olarak da kullanılan hidrojen çevre dostu bir element olarak adlandırılmaktadır.

2. Helyum (He) :
Kaynakçılıkta, balon ve zeplin gibi hava taşıtlarının şişirilmesinde kullanılır. Elementler içerisinde en düşük erime sıcaklığı ve kaynama sıcaklığı helyuma aittir. Nükleer enerji santrallerinde soğutucu olarak helyum kullanılır. Helyum ısı iletkenliği çok yüksek bir elementtir ve makro boyutta bile atomik özelliklerini göstermesi sebebiyle "kuantum sıvısı" olarak adlandırılır. Kanser teşhisinde MRE'de de kullanılmaktadır.

3. Lityum (Li) :
Pil üretiminde, cam ve seramik yapımında, nükleer santrallerde soğutucu olarak, A vitamini sentezinde ve roketlerde itici kuvvet olarak kullanılmaktadır. Özgül ısı kapasitesi katı elementler içerisinde en yüksek olanıdır.

4. Berilyum ( Be ) :
Hava taşıtlarında, nükleer santrallerde, uydularda ve füze yapımında yüksek oranda ısı emebilme özelliği sebebiyle kullanılır. Erime noktasının yüksek olması ve esnekliği sebebiyle bilgisayar parçalarının yapımı ve inşaat sektöründe de kullanılır. Berilyum bakır alaşımı elektrot yapımında kullanılır. Berilyum ve tozları kanserojen özellikler gösterebilmektedir.
5. Bor (B) :
Isıya dayanıklı cam ürünlerin yapımında, tenis raketlerinin yapımında, nükleer santrallerdeki regülatörlerde, ateşleyici olarak roketlerde kullanılır. Boron nitrit bileşiği karıştırıldığı herhangi bir maddeyi elmas sertliğine eriştirebilmektedir.

6. Karbon (C) :
Organik bileşiklerin tümünün yapısında bulunmaktadır. Sıvı yağların sudan arındırılmasında kullanılmaktadır. Çelik yapımı, lastiklerin renklendirilmesi, plastik sanayi gibi alanlarda kullanılmaktadır. Radyoaktif yaş tayininde karbon-14 izotopundan yararlanılmaktadır.

7. Azot (N) :
Atmosferin %78'ini oluşturan azot besinlerin korunması ve saklanmasında kullanılır. Spermlerin sperm bankalarında dondurularak saklanması işlemi azot ile yapılır. Amonyak bir azot birleşiğidir ve kuvvetli bir çözücüdür. Gübre yapımında kullanılır.



8. Oksijen (O) :
Hayvan ve bitkilerin hayatlarını sürdürebilmeleri oksijene bağlıdır. Atmosferin %21'ini oluşturan oksijen hastanelerde yaşam destek ünitelerinde solunum sıkıntısı çeken hastalar için kullanılır. Kaynak yapımında, çelik üretiminde ve suyun saflaştırılmasında kullanılan oksijen paslanmanın da sebebidir.

9. Flor (F) :
Diş macunlarında kullanılan florit belirli oranlarda kullanıldığında diş çürümelerini önler. Ampullerin üzerine yazı yazılması işleminde hidroflorik asit kullanılmaktadır. Kloroflorokarbon gazları havalandırma ve soğutma sistemlerinde kullanılmaktadır. Teflonlarda da karbon kullanılmaktadır.

10. Neon (Ne) :
En çok kullanıldığı yer reklam aydınlatmalarıdır. Paratonerlerde ve televizyon tüplerinde de kullanılmaktadır. Sıvı neon soğutucu olarak da kullanılmaktadır.

11. Sodyum ( Na) :
Fotoğrafçılıkta, tarım ve eczacılıkta kullanılmaktadır. Cam yapımında, sokak aydınlatmalarında, pillerde ve sofra tuzu üretiminde kullanılmaktadır. Dünyada en çok bulunan 6. elementtir. Metallerin saflaştırılmasında kullanılan sodyum elementinin önemli bileşikleri kabartma tozu, soda külü ve sodyum nitrattır.

12. Magnezyum (Mg) :
Uçak ve füze yapımında alaşımlarından alüminyumdan üç kat daha hafif olması sebebiyle kullanılır. Aydınlatma ampullerinin yapımı, fotoğraf makinelerinin gövde kaplamaları, şömine tuğlalarında da kullanılır. Bunun dışında yangın bombaları ve işaret fişeklerinde de kullanılmaktadır.

13. Alüminyum (Al) :
Bazı mutfak eşyaları ile dekorasyon malzemelerinin yapımında kullanılmaktadır. Alüminyumun diğer metallerle oluşturduğu alaşımlar hafif olduğu kadar da dayanıklı olması sebebiyle uçak ve füze yapımı başta olmak üzere birçok alanda kullanılır. İletkenliği bakıra göre çok düşük olmasına rağmen hafif olması sebebiyle elektrik iletiminde de kullanılır.

14. Silisyum (Si) :
Kullanım alanı en geniş elementlerden olan silisyum tuğla yapımı ve beton yapımında kullanılır. Yarı iletken bir element olarak elektronik mikroçiplerin yapımında kullanılır. Bilinen en sert maddelerden biridir.

15. Fosfor (P) :


Sodyum ampullerinin yapımında, gübre yapımında kullanılmaktadır. Kibrit, havai fişek, diş macunu yapımında kullanılır.

Karıncalar İle İlgili İlginç Bilgiler

Karıncalar İle İlgili İlginç Bilgiler

- Dünyanın her yerinde bulunabilen karıncalar yaklaşık 100 milyon yıldan beri varlığını sürdürmektedir.
- Dünya üzerinde bulunan tüm karıncaların toplam ağırlığı insanların toplam ağırlığından daha fazladır.
- Karıncalar ağırlıklarının 50 katı fazlasını kaldırabilirler. Bunu daha somutlaştıracak olursak 80 kilo ağırlığındaki bir insanın bir karınca ile yarışabilmesi için 4 ton ağırlığı kaldırabilmesi gerekir.
- Çoğunluğu sıcak iklimlerde yaşamakla birlikte dünya üzerinde yaklaşık 35 bin karınca türü bulunmaktadır.
- Böceklerin tümü içerisinde en büyük beyne sahip olanlar karıncalardır.
- Karıncaların ömrü 45 ila 60 gün arasında değişmektedir.
- Sürekli çalışır halde gördüğümüz karıncalar günde 7 saat uyumaktadır.
- Koloniler halinde yaşayan karıncaların nüfusu her kolonide yüz binlerden milyara kadar varabilir.



- Karıncalar antenleri hem dokunmak hem de koku almak için kullanırlar.
- Karıncalarda iki mide bulunmaktadır. Birini kendini doyurmak için kullanırken diğeri ile kolonideki diğer karıncalar için yiyecek depolar.
- Akciğeri olmayan karıncaların vücuduna oksijen gövdesindeki küçük deliklerden girer, karbondioksit de aynı deliklerden çıkar.
- Dişi olan işçi karıncalar yuvada biriken çöpü dışarı taşımakla görevlidir.
- Her koloni de en az bir tane kraliçe karınca bulunur.
- Kraliçe karıncaların doğuştan kanatları vardır ve başka bir koloni kurmak için yuvadan ayrıldığında kanatları düşer.
- Yaprak kesici karıncalar yaprakları kesip yuvalarına taşırlar ve bu yapraklardan mantar üreterek protein ihtiyaçlarını karşılarlar.
- Başka kolonilere saldıran karıncalar buralardaki yumurtaları çalarak kendi yuvalarına taşırlar ve yumurtalardan çıkan karıncalar köle olarak kullanılır.




Arıların bal petekleri niçin altıgendir?

Hiç kuşkusuz ki arılar evrenin  gerçekten en usta mimarlarıdır. Parçası  düzgün altıgenler oluşturan ve  prizma şeklindeki petek gözlerinin dip kısımlarını  bir piramit oluşturarak işlemleri sona ererler. Arı kovanındaki  şekliyle dik duran her petekte, petek gözlerini yatayla sabit bir açı yapacak biçimde  inşa edilirler.

Petekte her bir gözün derinliği 3 santimetredir.Bununla birlikte  duvar kalınlığı ise milimetrenin yüzde beşi olarak ifade edilir . Bu denli  ince duvar kalınlığına rağmen altıgen yapısından dolayı  büyük bir direnç kazanırlar. Ayrıca sağlam yapısından dolayı  arıların depoladıkları kilolarca balı içlerinde rahatlıkla taşıyabilirler.

Arıların petek gözlerini  altıgen şeklinde kusursuzca  yapmalarının  amacı  sadece dayanıklı olmasından dolayı değildir başka sebepleri de vardır. Farz edelim ki arılar  eğer beşgen şekli, sekizgen şekli veya  da dairesel  şekillerini seçselerdi bitişik
gözler arasında muhakkak ki  boşluklar kalacaktı ve dolayısıyla da  işçi arılar fazla çalışarak  ve daha fazla balmumu harcayarak bu alanları doldurmak zorunda kalacaklardı.

Evet şunu diyebilir siniz peki petek  üçgen veya kare yapsalardı boşluklar yine olmayacaktı.  İşte burada karşımıza altıgenin bir özelliği daha çıkıyor : Alanları aynı olan kare,altığen ve üçgen, şekillerden  toplam kenar uzunluğu en az olan şekil  altıgendir. Yani aynı oranda  balmumu ile daha çok altıgen odacığın kenarı çevrilebilir.

Berna Moran'ın Edebiyat Kuramları ve Eleştiri Kitabından Sezgisel Hakikat

Sezgicilerle başlayalım. Bunlara göre sanat, sezgi ile kavranan bir hakikati açıklar. Bilindiği gibi bazı felsefecilere göre, hakikate varmanın yolu yalnız duyular ve akıl değildir. Empirist ve rasyonalistlerden farklı olarak bazı düşünürler, hakikati sezgi ile kavramının mümkün olduğunu söylerler. Bu, doğrudan doğruya kazanılan, kavramsal olmayan (nonconceptual), kesin bir inanç doğuran, yanılmaz bir bilgidir. Örnek olarak mistiklerin bilgisini gösterebiliriz. Sezgisel bilgi yolunun geçerli olup olmayacağını tartışmak felsefecilere düşer. Ama bir noktaya işaret etmemiz gerek. Modern felsefe akımlarında “Doğrulanabilme” ilkesine verilen önem malum. Sezgicilerin bilgi kuramlarında ise doğrunun nesnel ölçütü olmadığına göre, doğru sezgilerle yanlış sezgileri nasıl ayıracağız? Hepimizin sezgisi aynı olmadığına göre doğru olan hangisi? Kavramsal anlatışa uygun olmayan bir bilgi hakkında bu sorunun cevabını vermek güç. Ya “Yanlış sezgi ile doğru sezgiyi ayırt edemeyiz” dememiz lazım, ya da “Sezdiğini sanan her insan gerçekten de sezmiş değildir”.  Bilgi teorisi alanında sezgiciliği bir yana bırakırda edebiyata dönersek nedir durum?

On dokuzuncu yüzyılda bilimin başarıdan başarıya koşması sonucu hakikate varmanın tek yolu bilim yöntemi olarak belirince, bir kısım edebiyatçılar edebiyatı kurtarabilmek için hakikatle ilişkisini kesmişlerdi. Ama bazıları da, edebiyatı bir zevk verme aracı olarak anlamanın, onun öneminin kaybettireceği korkusu ile sanatın görevini daha ciddi ve sağlam bir alanda aramak gerektiğine inandılar. Gel gelelim edebiyatı artık bilime rakip bir bilgi kolu saymakta zordu. Ne yapılabilirdi öyleyse? Yapılan şu oldu: Sanat (Edebiyat) bize hakikati bildirir ama bilimin açıkladığı hakikat değildir bu. Sanat sezgisel bilgi kazandırır. Doğruyu söylemek gerekirse bu büsbütün yeni bir iddia sayılmaz. Platon’un İon diyalogun da şairin ilham yolu ile, aklı aşan bir bilgiye vardığından söz edilir. Plotinos’a göre, sanatçı, bu dünyaya yansımış olan güzelliğin kaynağına uzanan formlar dünyasını sezgi ile kavrayabilen bir adamdır. Ancak, bu sanat görüşü, on dokuzuncu yüzyılda Schelling ve Schopenhauer gibi Alman düşünürlerinin elinde işlenmiş ve bir kuram haline sokulmuştur. Demek oluyor ki şair, bilim adamlarının yaptığı gibi akıl ve deney yolu ile değil, ama imgelem ile, aklın sınırlı bilgisini aşan daha yüksek bir bilgiye erişir. Aşkın gerçekliği (Ultimate Reality), yada varlığın özünü doğrudan doğruya sezgi ile kavramak herkese vergi değildir; çünkü bizim gündelik hayatta ki algılarımız ve aklımızla bilişimiz bu çeşitten bir gerçekliliği kavramakta yetersizdir. Şair ise, akıldan üstün bir bilgi melekesi olan imgelemi ile, görünen varlığın altında yatan öze kadar sızabilir. Bilim hakikate açılan tek kapı olduğunu iddia ede dursun, sezgicilere göre asıl önemli gerçekliğe ulaşabilecek adam bilgin değil sanatçıdır.

Diyelim ki sanatçı imgelemi ile son gerçekliğe ulaştı, varlığın özüne kadar inebildi? Nasıl aktaracak bu bilgisini başkalarına? Sezgi ile kavranan hakikat de önermelerle anlatılabilir. Eğer şair bunu yaparsa, şiir, dil bakımından bilimden ayrılmış olmaz, ancak şairin şiiri yazmadan önce hakikate varmak için kullandığı yol başka olmuş olur. Arada ki fark bilgi psikolojisi bakımından bir farktır, dil bakımından her ikisi de önermelerden meydana gelmiştir. Çünkü sezdiği hakikati önermesel biçiminde açıklamaktan başka bir şey yapmamıştır ki şair. Mistik yaşantısında kazandığı bilgiden başkalarını haberdar etmek isteyen bir adam durumundadır.

Hemen ekleyelim ki sezgicilerin söylemek istediği bundan farklı bir şey. Sanatçı sezgisel bilgisini bize önermesel biçimde anlatmaz, bunu aynen sezdirir. Yani okurun eser karşısında ki yaşantısı şairin eriştiği hakikati kavratan bir yaşantıdır. Sanat eserinde önermeye indirgenemeyen bir şey vardır; Böyle bir eser, bütünü ile ele alındığı zaman hakikati sezdiren bir simge sayılabilir. Başka şekilde söylersek, okurun eser karşısındaki estetik yaşantısı bilgisel bir yaşantıdır; çünkü sözcüklerin yerleştirilmesinde, bir biri ile ilintisinde, eserin simgesel ve katmerli anlamlığında, başka bir şekilde dile getirilemeyecek, kavramsal dille söylenemeyecek çeşitten bir hakikati ifade olanağı vardır.

Estetik yaşantının gerçekten bilgisel olup olmadığı konusunda uyuşmak zor. Bir çokları sanat eseri karşısında duyduğu yaşantının kendisine bilgi kazandırdığı kanısındadır. Bazı estetikçilerde sanatın böylece sezgisel hakikati verdiği iddia etmektedirler. Şimdi, bu doğrudan doğruya elde edilen bilgiye, kavramın gerçek anlamı ile bilgi diyebilir miyiz? Bu noktada tartışma başlıyor. Çünkü bazı filozoflara sorarsanız, bir şeyi yaşamak onu bilmek değildir. Bir şeyi bilmek onun hakkında bir şey bilmektir. Bir yaprağa baktığım zaman belirli bir yeşil rengini görür, onu fark eder, onunla adeta tanışırım. Bu tanışma (acquaintance) sadece bir farkında olma, bir görmedir. “Bu yeşildir.” sözünde ise artık tanışma sınırını aşma vardır. Gördüğüm renge bu adı vermek için, daha önce bana yeşil diye öğretilen renkle aynı olduğunu fark etmem gerek .Bundan ötürü bazılarınca estetik yaşantının bilgisel olduğunu söylemek, “Bilgi” terimini yanlış bir anlamda  kullanmak ve gereksiz bir karışıklığa yol açmaktır.
 alıntıdır..........

Radyasyon nedir?

Nükleer enerji dediğimizde hemen hemen hepimizin  aklımıza Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombaları ve tabiki hiç kuşkusuz bize de büyük zararlar veren, Çernobil'deki nükleer santral kazası gelir.

Nükleer enerji ve beraberinde oluşan  radyasyon amacı dışında kullanıldıklarında insan neslini evrenden  silebilecek kadar tehlikelidir. Kontrol altında, gerekli kurallara uyarak  kullanıldıkları zaman ise insan yaşamını iyileştirmekten sağlığa,enerjiden, doğaya  kadar bir çok konuda insanlığa bahşedilmiş birer hediyedir.

Nükleer enerjinin ne olduğunu bilmek için  yoğun bir şekilde  fizik, kimya, matematik bilmeye gerek yoktur. Nasıl ki  odun, petrol, kömür gibi ürünleri kullanarak ısı enerjisi elde ediyorsak nükleeri kullanarak da enerji elde ederiz .

Nükleer santralarda kullanılan yakıtlar içerisinde  en bilineni uranyumdur. Uranyum nükleer santralde başka bir yakıta dönüşürken bu sırada ortaya müthiş bir ısı çıkar. Bu ısı daha sonra reaktörün etrafında dolaştırılan suyu buhar haline çevirir. Daha sonra türbinlere verilen  buhar da o hızla  türbinleri çevirir. En sonunda ise  türbinler de kendilerine bağlı olan elektrik jeneratörlerini çevirerek elektrik üretirler. Bu durum, nükleer enerji ile çalışan denizaltılarda da uçak gemilerinde de aynıdır.

Uranyum gibi kararsız elementler gerek atomik yapılarına müdahale yapılarak gerekse tabiattaki doğal halleri ile farklı  elemente dönüşebilirler.

Bu dönüşüm meydana gelirken  uranyum atomunun içindeki bazı parçacıklar da ışık
olarak etrafa yayılırlar. Yani radyasyon bir ışıktan ibarettir.  Fakat  Sadece atom bombasından ve ya da  nükleer atıklardan çıkmaz tabiatta da zaten bol miktarda bulunmaktadır. Radyasyon sadece ışıma yolu ile değil alınan besinler yolu ile de vücuda girebilir

.
Radyasyon dediğimiz olayda  üç ana ışık türü vardır. Bu üç ışık:  Alfa, beta ve gamadır.

Alfa ışınları deriden geçip vücuda nufuz edemez, beta ışınları ise  deriden çok az miktarda geçebilirler fakat gama ışınları  deriden ve vücuttan içimize rahatlıkla  geçebilirler.


Alfa ve beta ışınlarına baktığımızda  sadece yoğunlaştıkları organ üzerinde hasar yaparlarken gama ışınları tüm organlara hasar  verirler. Tabii bu arada ışınlarda ne kadar maruz kaldığınızda önemli.

Vücudumuza baktığımızda sayısız hücrelerden, hücreler moleküllerden, moleküller   birim olan  atomlardan meydana gelirler.İşte bu noktada  radyasyon ışınları isabet ettikleri atomların yapılarını bozar ve sonunda hücrelerin birer birer ölmelerine neden  olurlar.
Radyasyonun insan bünyesi için faydalı olduğu zamanlarda bulunmaktadır. Lazerin kullanılması ,Kanserin ışınla tedavisi, enfraruj ve Ultraviyole tedavileri...

İslamiyet ve Kadın

Kadına Değer Verir islâmiyet, kadınlara çok kıymet vermiş, onlara en büyük hakları tanımıştır. islâm dininde birkaç kadınla evlenmek gibi bir emir yoktur. islâm dini, bu hususta belirli bir adedi geçmemek ve bazı haklara riayet etmek şartıyla izin vermiştir. islâm dini zuhur ettiği zaman, Araplar istedikleri kadar kadınla, onlara hiçbir hak tanımaksızın birlikte yaşarlardı. islâmiyet, kadınları bu feci vaziyetten kurtarmış, onların haklarını korumuştur. 

Muhammed aleyhisselam, (Cennet anaların ayağı altındadır) buyurarak, kadınlara mümtaz [seçkin] bir mevki vermiştir. Hiçbir dinde bu imtiyaz yoktur.

- islâmiyet, insanları, çalışmaya, faideli, şeyleri öğrenmeye, önce kendi aklı ve gayreti ile iş görmeye başladıktan sonra, Allahdan yardım istemeye davet eder. (Bir saat tefekkür ve faideli iş görmek, bir sene ibâdete eşittir) diyen başka bir din yoktur.

- islâmiyet, ruh ve beden temizliğidir. Bu ikisinin müsavi tutar. islâmiyette, yalnız sevgi, güler yüz, tatlı söz, dürüstlük ve iyilik etmek vardır.

- islâmiyet, Allahü teâlâyı (Rabbülâlemin) yani bütün âlemlerin Allahı olduğunu beyan etmiştir. Başka dinlerde olduğu gibi, yalnız o dine mensub olanların Allahı olarak düşünülmez.

- Teselli arıyan bir zavallı, bunu ancak Kur'an-ı kerimde bulur. Kur'an-ı kerimde, muhtaçları teselli eden, onları ferahlatan, ne yapmaları gerektiğini öreten birçok güzel nasihatler vardır.
Mehmet Ali Demirbaş (İslamiyet ve diğer dinler)

Teknolojinin Faydaları ve Zararları

Teknolojinin Faydaları Nelerdir?

  1. Hayatımızı kolaylaştırır.
  2. Sesli ve görüntülü ve yazılı iletişimle uzakları yakın eder.
  3. Makineler sayesinde fiziksel yıpranma azalır.
  4. Sağlıktaki gelişmeler sayesinde hastalıklara çözümler  , tedaviler bulunu.
  5. Eglenceli makineler sayesinde boş vakitlerimizi değerlendiririz.
  6. İş hayatında kolaylık sağlar.
  7. Bilginin gelecek kuşaklara güvenle aktarılmasını sağlar.
  8. Bilimsel araştırmalarda veri bulma ve verileri analiz etmede yardımcı olur.
  9. Suç ve suçluların belirlenmesinde önemlidir.
  10. Dosya paylaşımı sayesinde bilgi aktarılır.
  11. Bir zamanlar bizlere utyopya gibi gelen nesnelerin ispatını yapar ( Gezegenler, yıldızlar)
  12. Üretilen ulaşım araçları sayesinde bir yerden başka bir yere seyehat etmek kolaylaşmıştır.
  13. Televizyon, radyo, internet gibi araçlar sayesinde dünyanın her yerinde haberdar oluruz.
  14. Tarımın teknoloji ile yapılması sayesinde üründe verimlilik artar
  15. Hayallerimizin sınırlarını zorlamada ilham verir.

Teknolojinin Zararları Nelerdir?

  1. Alkol, uyuşturucu gibi bağımlılık yapar.
  2. Zamanın doğru kullanılmamasına neden olur ( Zaman kaybına yol acar)
  3. Manevi dünyanın yerini maddeci zihniyet alır.
  4. Teknoloji arkasında insana ve doğaya zararlı bir çok atık madde bırakır.
  5. Hergün farklı farklı modellerin çıkması insanları gereksiz harcamalara ve israfa yönlendirmektedir.
  6. Düşünen insan yerine boş boş bakan, sorgulamayan insanlar çoğalıyor.
  7. Aşırı internet kullanımı özellikle çocuklarda ruhsal yıkıma neden olur.
  8. Sosyal paylaşım sitelerini doğru kullanmak ailesel bir çok soruna yol açar

Spor Yapmanın Faydaları

  • Spor vucudun ruhen ve bedenen sağladığı uyumdur. Bir şarkı gibidir. Farklı seslerin bir ezgiyi oluşturması misali.
  • Vücudumuzdaki kasların çalışmasını sağlar.
  • Vücudu hastalıklardan korur.
  • El, ayak,gövde gibi bölümlerin çalışması ile vücut dinç olur.
  • Ruhen insana rahatlama hissi verir.
  • Düzenli yapılan spor daha faydalıdır. Biyolojik saate uyum sağladığı için verim yüksek olur.
  • İlgi alanınıza göre yaptığınız spor size zevk verir.
  • Vücutta oluşan eklem, romatizma kireçleme gibi hastalıkların önüne geçer ve tedavisinde kullanılır.
  • Daha düzgün bir fiziğe sahip olmamızı sağlar.
  • Bedenen yıpranmayı azaltır.
  • Çocukları kötü alışkanlıklardan uzak tutar. (Çocukların okullarda spora yönlendirilmesinin amacıda budur. Hem enerjisini artar hemde zararlı başka işlerle uğraşmaz)
  • Spor yaparken kilomuz ve boyumuzu göz önüne alarak plan yapmalıyız. Bedenimizin hazır olmadığı, yapamayacağı hareketleri yapmamalı, sabırsız olmamalı, egzersizlerimizi basamak misali kendimizi geliştirdikçe artırmalıyız.
  • Nefes kontrolü sayesinde ilerki yaşlarda nefes darlığının önüne geçilebilir.
  • Kişilerin rekabet ortamında birbirlerine saygı duymasına yeni arkadaşlıklar edinmesine yardımcı olur.
  • Birlik beraberlik duygusu aşılar.
Sağlam kafa sağlam vucutta bulunur.
Ben sporcunun zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim (M. Kemal Atatürk)

Türk Sanat Eserleri

Anadolu Selçuklu Camileri

1. Konya Alaaddin Camii
2. Niğde Alaaddin Camii
3. Malatya ulu Camii
4. Kayseri Hond Hatun Külliyesi
5. Hacı Kılıç Camii
6. Amasya burmalı Camii
7. Sinop Ulu Camii
8. Beysehir Esrefoğlu Camii
9. Ankara Arslanhane Camii
10. Afyon Ulu Camii

Anadolu Selçuklu Medreseleri

1. Konya Karatay Medresesi
2. Konya Đnce Minareli Medrese
3. Konya Sırçalı Medrese
4. Sivas Gök Medrese
5. Sivas Çifteminareli Medrese
6. Kayseri çifte Medrese
7. Afyon Kubbeli Medrese
8. Kırsehir Kocabey Medrese
9. Tokat Gök Medrese
10. Erzurum ÇifteMinerali Medrese

Beylikler Dönemi

Danismentliler

1. Niksar Ulu Camii
2. Kayseri Ulu Camii
3. Kayseri Köklük Camii
4. Yağıbasan Medresesi
5. Tokat Niksar Medresesi

Mengücekler

1. Divriği Küçükkale Camii
2. Divriği Ulu Camii
3. Turan Melik Sifahanesi

Artuklular

1. Diyarbakır Ulu Camii
2. Mardin ulu Camii
3. Mardin Medresesi

Osmanlı Devleti Eserleri

Kurulus dönemi ( Erken dönem )

1. Đznik hacı Özbek Camii
2. Đznik Yesil Camii
3. Nilüfer Hatun Đmareti
4. Bursa Hüdavendigar Camii
5. Bursa Ulu Camii
6. Bursa Yıldırım Camii
7. Bursa Yesil Camii
8. Bursa Muradiye Camii
9. Edirne Eski Camii
10. Edirne Muradiye Camii
11. Edirne Üçserefeli Camii
12. Anadolu camii

Yükselme Dönemi ( Klasik Dönem )

1. Fatih Camii ve Külliyesi
2. Rum Mehmet Pasa Camii
3. Atik Ali Pasa Camii
4. Beyazıd Külliyesi
5. Rumeli hisarı
Mimar Sinan Eserleri
1. Đstanbul Sehzade Camii- Çıraklık
2. Đstanbul Süleymaniye Camii-
Kalfalık
3. Edirne Selimiye Camii- Ustalık

Dağılma Dönemi ( Geç dönem ) ( 18.yy )

1. Nuri Osmaniye Camii
2. Laleli Camii
3. Üsküdar Valide Camii
4. Beylerbeyi Camii
5. Aynalı Kavak Kasrı
6. Đshak Pasa Sarayı
7. Sadabat Kasrı
8. III. Ahmet Çesmesi

19.yy Osmanlı Eserleri

1. Beylerbeyi Sarayı
2. Dolmabahçe sarayı
3. Çırağan Sarayı
4. Yıldız Sarayı

METAFİZİK

Doğa üstü konuları işleyen bunları salt akıl yoluyla açıklamaya çalışan evren ve insanla ilgili çürütülmesi ve ispatlanması mümkün olmayan yorumlar getiren felsefe alanına metafizik denir. Metafizik kavramı ilk defa Aristo’nun yazılarını düzenleyen onun  öğrencilerince kullanılmıştır. Aristo’nun fizikle ilgili yazılarından sonra  yazılanların Metetafizika (fizikten sonra gelen) olarak isimlendirilmesi işle doğmuştur. Metafiziğin konusu varlığın ilk nedenlerinin araştırılması olarak Aristo tarafından belirlenmiştir. Metafizik tarihsel süreçte varlığa, bilgiye, insana; Tanrı ve ruh gibi doğa üstü kavramlarla daha da yaklaşmış duyu organlarının kavradığı nesnel gerçekliği ise  dışlamıştır.

Metafiziğin temel problemleri üç tanedir, bunlar : varlık ile alakalı problemler(ontolojik), evrenin yapısı ve oluşumu ile alakalı problemler(kozmolojik), tanrı ve ruh ile alakalı problemler.


Metafiziğin Tartıştığı Başlıca Sorunlar:

1-Varlıkla ilgili (ontolojik) sorunlar;

Metafiziğin yüzyıllardır tartıştığı temel sorunlardan biri “Gerçekte var olan nedir?”sorusudur. Bu soruya verilen cevaplar beraberinde iki akımın doğmasına sebep olmuştur.Bu akımlar;
a-Materyalizm:Gerçekte var olan şey  maddedir. Düşünce ve ruh ise maddenin ürünüdür.
b-İdealizm:Gerçekte var olan şey düşünce ve ruhtur.Madde ise  düşünce ve ruhun ürünüdür.

2-Evrenle ilgili (kozmolojik)sorunlar:

Metafizik konu olarak evrenin nasıl oluştuğunu tartışır.Evrenin oluşumu ile alakalı sorunların tartışılmasından ise üç ana akım oluşmustur. Bunlar;
a-Teleoloji(Erekbilim):Evren bir ereğe (amaca)göre meydana gelmiştir..Genel fikir olarak  Tanrının evreni bilinçli ve plan dahilinde   yarattığını savunan görüştür.
b-Mekanizm:Evrende var olan  her şey nedensellik ilkesine göre oluşmuştur.
c-Teoloji:Evrende olup biten her şeyi mutlak Tanrıya bağlayan görüştür.

3-Ruhun varlığı ile ilgili sorunlar:

Metafizik “Ruh var mıdır?” ,”Varsa ruhun niteliği nedir?,Ruh bedenle nasıl ilişkiye geçer?”,”Ruhun ölümsüzlüğü nasıl açıklanır?”gibi sorulara cevap aramaktadır.

Sosyolojide Araştırma Yöntemleri

SOSYOLOJİN ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ :

Tarama Araştırması: Geniş grupların araştırmasında kullanılır.  Çoğunlukla Anket ve görüşme ( mülakat ) kullanılır.

Alan çalışması: Bir olayın farklı yönleri ile  olarak derinlemesine araştırılması/incelenmesidir.  En önemli türünü ise Monografi çalışması oluşturur.

Begelere dayalı araştırma: Yazılı belgeler, sözlü kaynaklar, istatistiki belgeler ve günük yaşamın bölümü olan  her türlü belgenin kullanılarak bir konunun araştırılmsıdır.

SOSYOLOJİK  ARAŞTIMALARDA KULLANILAN VERİ TOPLAMA TEKNİKLERİ:

Anket: Bireyin belirli konularla alakalı,  duygu, düşünce, davranış, tutum ve önerilerini tespit etmek amacı ile  hazırlanmış bir soru listesi ile bireyden bilgi alınmasıdır.

Görüşme: Yüz yüze gerçekleştirilen sosyolojide ki  bilgi alma tekniği.

Monogrofi: Seçilmiş olan  tipik birimlerin, mümkün olduğunca  kararlaştırmaya ve genellemeye uygun bilgiler elde etmek amacıyla geniş bir şekilde araştırılmasıdır. Monografi; sistematik bir gözlem şeklidir.

Sosyometri: Küçük grupların iç yapılarını  belirleyecek yapay sorular oluşturup grup üyelerinin antipati ve sempatilerini tespit etmeyi amaçlayan bir araştırma tekniğidir.

Meyveler ve Yararları

  • İncir: Bağırsakları hızlı  çalıştırır, insan enerji verir.
  • Elma: Böbreklerin temizlenmesine yardımcıdır. Sindirim sonucu oluşan  rahatsızlıklarının kontrol edilmesinde faydalı olur.
  • Kayısı: Kan yapıcı etkisi vardır. Güzel bir cilt yapısı ve saçın kendini korumasında  olumlu etkisi vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalarda kanserin önlenmesinde işe yarayan iyi bir karotenoid kaynağıdır.
  • Muz: Kalbe ve kas sistemine yararlıdır. Yorgunluğa ve ishale birebirdir.
  • Vişne: Mineral ve vitamin deposu demek yanlış olmaz herhalde . Mineral bakımından koyu renkli vişneler daha zengindir.
  • Greyfurt: Sindirimi uyarır. Diş etlerinde meydana gelen  kanamaları azaltır ayrıca soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle beraber  yenirse, kolesterolü düşürmeye yardımcıdır.
  • Portakal: Soğuk algınlığı, ve grip için çok faydalıdır. Ayrıca  incinme, kalp hastalığı ve felçten korunmaya yardımcıdır.
  • Mandalina: Enfeksiyonlarla savaşmayı kolaylaştırıcı etkisi vardır.
  • Üzüm: Böbreklerin çalışmasını uyararak kalp atışını düzenler. Karaciğeri temizler. Siyah üzüm kabukları ve çekirdekleriyle birlikte  tüketilirse  hücre yeniler.
  • Kavun: Endişe, huzursuzluk  ve uykusuzluğa iyi gelir. Bağırsak ve cilt kanseri oluşumuna  karşı Amerikan Kanser Topluluğu'nca tavsiye edilir.
  • Karpuz: Kabuğundaki çinko, iktidarsızlığa iyi gelir. Böbreği temizlemede faydalıdır.
  • Kiraz: Kolesterolü düşürme özelliğine sahiptir.Özellikle kirazın sapları idrar söktürücüdür.
  • Armut: Kalp - damar sağlığı açısından faydalıdır. Alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri içerisinde barındırır.
  • Çilek: Sigara dumanının etkilerini azaltmada yardımcıdır.
  • Sivribiber: Şişkinliği azaltmada yararlıdır. Saçlara, tırnaklara ve özellikle cilde çok iyi gelir.
  • Brokoli: Mide kansseri ve yemek borusu kanseri tehlikesini düşürtür.
  • Lahana: Yaşlanmayı önleyici mineral olarak bilinen  selenyum insana sağlıklı bir cilt verir, Ayrıca Erkeğin cinsel gücünü artırır.
  • Havuç: Vucuda Enerji verir. Karaciğerin safra salgılamasına ve kolesterolü dengelemesine karşı yardım eder.
  • Salatalık: Kasları daha da gençleştirir. Deri hücrelerine elastikiyet vermekle bilinir.
  • Sarımsak: Tansiyonu düşürürme de yardımcıdır ayrıca kan pıhtılaşmasını azaltır. Bazı mide kanserlerini önlediği ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği ise yapılan deneylerde  kanıtlanmıştır.
  • Ispanak: Karaciğeri, lenf bezlerini ve kan dolaşımını daha çok uyarır.

Anlam Bilimi (Semantik)

Anlam dediğimizde dil olgusunun sınırlarının  kesin çizgilerle çizilmediği; içerisinde barındırdığı sonsuzluğu farklı  olgularla bağlantı kurma düzeyidir. Bir başka ifade ile anlam; nesnelere, olaylara, olgulara vs. şeylere yükleğimiz görev, mana, değer,  önem kısacası her şey anlamı oluşturur.

Anlam bilim diğer adı ile  semantik dil ve düşünce arasında kurulan bir köprü, düşüncenin yapısını inceleyen  bir dil bilgisi dalıdır.

Semantik ile semiyotik ara sında sıkı bir bağ vardır. Peki semiyotik  nedir? Semiyotik işaretlerin , sem bollerin dillerle olan işlevlerini , etkileşimlerini etkileyen felsefe bilimidir. Ya ni Anlam bilgisi ilke kelimelerin harflerin yan yana gelerek oluşturdukları semboller dünyası birbirini tamamlayıcı özelliğe sahiptir.

Kelimeler de canlılar  gibidir.  Kurallarını , sınırlarını aşar gelişir farklı manalar kazanırlar.  Bu da farklı anlamla rın  çıkmasına farklı anlamla rın değerlerin sözcüklere yüklenmesine sebep olur.

Anlam bilim barındırdığı  farklı özelliklerle bir çok bilim dalı ile beraber çalışır. Anlam bilim kendi içerisinde bir çok alt başlıklara ayrılır.  Kavram, sözcük, yan, temel gibi birçok bölümleri vardır.

Anadolu Adının Efsanesi

Anadolu dünya tarihinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ender yerlerden biridir. Tarih boyunca bu coğrafya sürekli gözde bir mekan olmuş ve uğruna sayısız savaş yapılmıştır. Tabi böylesi bir coğrafya ile ilgili de onlarca efsane ve hikaye anlatılmaktadır. Bu efsanelerden en ilginci belki de Anadolu adının kaynağı ile ilgili olan efsanedir. Dilerseniz bu efsaneden bahsedelim.

Efsane Ankara yakınlarındaki Taşlıca köyünde geçmektedir.  Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat Anadolu'yu bir Türk-İslam beldesi yapmak için seferler düzenlemektedir. Bu seferler esnasında yolu bir zaman Ankara yakınlarındaki Taşlıca köyüne düşer. Taşluca köyünde Anadolu'nun kadın erenlerinden Kırmızı Hatun ve oğlu Oruç yaşamaktadır.

Kırrmızı Hatun ya da diğer bir söyleniş şekli ile Kırmızı Ebe köye gelen askerleri karşılar ve köyün çeşmesinin oluğuna askerler için yaptığı ayranı doldurur. Askerler sıraya girer ve bu oluktan kana kana ayran içer yanlarındaki kaplarını da doldurur. Doldururlar ama ayran bitip tükenmek bilmez.  Kırmızı ebe askerlere :

- Doldurun yiğitlerim
-  Doldur Ana
- Doldurun yavrularım
- Ana doldu

Bu şekilde sürekli Kırmızı Ebe doldurun dedikçe askerler ana doldu demeye başlamışlar.  Bu olayı duyan Sultan Kırmızı Ebe'nin kerametinden etkilenir ve çevre toprakları Kırmızı ebe ve oğluna verir. Bu olaydan sonra bu topraklara Anadolu denmeye başlar.

Bu olay Anadolu adı ile ilgili en bilinen efsane olmakla beraber M.Ö bu coğrafya için kullanılan Anatolian kelimesinden geldiğini iddia edenler de vardır.

Afazi (Lisan Bozukluğu)

Lisan fonksiyonlarında beyin hastalıklarına bağlı olarak görülen bozukluklara Afazi adı verilir.Afazi, nöroloji tarihinde beynin fokal lezyonlarıyla ortaya çıkan ilk sendrom olarak tanımlanma ününe sahiptir. Lisan bozuklukları erken çocukluk yaşlarında ortaya çıkabilir. Bu bozukluklar en erken çocuğun konuşmasının belirmesindeki gecikmeyle anlaşılabilir. Daha sonraki yaşlarda buna okuma ve yazmadaki problemlerde eklenerek sorun komplike bir biçim alır.  (Tanrıdağ,1994; 49) Afazi,            konuşma bozukluğu için kullanılır. Genellikle afazi, beyinde konuşma alanlarında olan tahribatlar sonucu, dili unutma veya eskisi gibi kullanamama şeklinde görülür. (Morgan,1999; 186)
Alajouanine ve Lhermitte (1965) okuma güçlüklerinin afazi ile birlikte yaygın bir problem olduğunu belirtir. (Pitchford, Funnell, 1999; 573)
Afazi deyiminin ortaya çıkışı 1800’lü yıllara kadar uzanır, ilk kez Trousseau tarafından 1874’de kullanılmıştır. Trousseau’ya göre afazik kişi “kelime belleği, aksiyonlar için bellek ve konuşma yeteneğini kaybetmesine ek olarak entellektüel fonksiyonlarını da yitirir.” Bu tanım entellektüel yönden bugün geçerliğini yitirmiştir, fakat konuşma bozukluğuna dikkat çekmesi açısından etkilidir.(Tanrıdağ,1995; 41)

Afazi Tanımları

Webster Sözlüğü: Beynin hastalığı veya yaralanması sonucu konuşma gücünün kaybolması veya kelimelerin uyumlu biçimde kullanılamaması.
Dorland Tıp Sözlüğü: Beyin merkezlerinin hastalanması veya yaralanmasına bağlı olarak konuşmanın ortaya konmasında, yazmada veya sözlü ya da yazılı lisanın anlaşılmasında oluşan kayıp.
Taber Tıp Sözlüğü: Konuşma yoluyla kendini ortaya koyamama veya sözsel anlamanın kaybı.
Elliott (1971): Konuşulan ve yazılan lisanın sembollerinin kullanımının ve anlaşılmasının bozukluğu.
Strub ve Black (1977): Hastanın gramer ve kelime bulma yanlışlıkları yaptığı gerçek bir lisan güçlüğü.
Walton (1977): Konuşmadaki sembollerin kullanılışının hastalığı.
Bannister (1978): Kelimeler yoluyla anlamların ifadesinin ve anlamanın hastalığı.
Adams ve Viktor (1981): Konuşulan veya yazılan lisanın veya her ikisinin birden üretiminin veya anlaşılmasının az ya da çok etkilenmesi.
Benson ve Geschwind (1985): Lisanın sonradan oluşmuş kısmen ya da tamamen kaybı. (Tanrıdağ, 1995; 42)
Afazi Çeşitleri
1.      Akıcı Olmayan (Nonfluent) Afazi: Bu hastalar kendilerini konuşarak ifade edemezler fakat konuşmaları çok iyi anlarlar. Kelimeleri çok zor söyler veya konuşamazlar, konuştukları zaman çok yavaştırlar, düzen bozuktur ve gramerleri anormaldir. Genellikle okuma yazmada zorluk çekerler.
2.      Akıcı (Fluent) Afazi: Bu hastalar normal hızda veya bazen çok hızlı konuşurlar. Hızı ve düzeninden dolayı ilk olarak normal duyulmasına rağmen verilen mesajın anlaşılması zordur. Kişi yaşadığı problemin farkında değilmiş gibi görünür.
3.      İletken (Conduction) Afazi: Objeleri isimlendirmede ve kelimeleri tekrar etmede büyük problem yaşarlar. Konuşma hızı ve düzeni normal olmasına rağmen, kelimenin yerine konabilecek başka kelimeleri bulmada ve eş anlamlılarını seçmede sıkıntı yaşarlar. Sesli okuma ve yazmada zorlanırlar.
4.      Transcortial Afazi: Diğer afazi çeşitlerinden farklı olarak bu afazideki hastalar söylenen kelimeleri rahatlıkla tekrar edebilirler. Tekrar yeteneklerini koruyabilmelerine rağmen ciddi anlama güçlükleri yaşarlar.(Ruthmary,1983; 31)

Afazinin Genel Belirtileri

Tanrıdağ’a (1995;45-47) göre,
1.      Her afazide tutuk ya da akıcı bir konuşma bozukluğu vardır.
Örnekler:
”Bu 10 Kasım. Atatürk ölüdümün 49. yılımızın. Oğlam Fatih okulda törene gitti. Yakasıda Atatürk resimi taktı. Saat 9’u 5 geçe silen çaldı. Saygı duradık. O gün Ankara’ya hastane gitti. Akşak 7’e geldi. Efol testi yaptımış. Yemek yedik, çay içtik. Ben yazı çaışması yaptı.”
“Ben kaşığı bacağıma yatırdım. Neden? Kaşık eve geldi, ben buraya geldim. Ben anlatamıyorum. Kaşık çok ters geldi bana. Hastalık ta kaşıktan oldu. Ah, ben eskiden ne kadar çok bilirdim. Kayık ta değil ya neyse.”
2.      Her afazide mutlaka bir isimlendirme bozukluğu olur.
3.      Her afazide yazı yazma bozukluğu vardır.
4.      Her afazide bir okuyarak anlama bozukluğu vardır.
5.      Afazilerin çoğunda duyarak anlama bozukluğu vardır.
6.      Afazilerin çoğunda tekrarlama bozukluğu vardır.

Alıntıdır..............

FEMİNİZM

Dünyanın yaratılışı ile başlayan kadın erkek ilişkisindeki bu çalkantılı iniş çıkışlar, geçmişten günümüze hiç değişmeden varlığını sürdürmektedir. İlk insanı yaratan allah süphesiz ki ona bir eş sunacağını daha önceden düşünmüştü. Peki neden ilk önce Hz. Adem Yaratıldı da Hz. Havva yaratılmadı. Bu sorunun altında yatan deruni taassuf bilgisi ve varoluşu anlama çabası insanlığı yıllarca, asırlarca bir ayrımcılığın batağına götürmüştür. Her zaman ikinci planda olan kadın ata erkil toplumlarda çoğu zaman bir meta,  bir cinsel obje konunmundan öteye maaalesef ki geçememiştir. Ayrımcılığın başlangıcı olan güç iktidarı kadın erkek arasındaki eşitlik uçurumunu  büyütmüş. Arap toplumu ve diğer toplumlarda zamanla eğlence malzemesi olmaya başlayan kadın yaratılışındaki sırrı çözmeye çalışmadan çamur sokaklarda alnında leke ile yaşamaya devam etmektedir. Peki kadınlar erkekler için mi yaratıldı. Yaratılışın tek amacında kadın  erkeğin bir takım isteklerini mi karşılamaktı. İnsan oğlu asırlarca bu soruyu düşünmeden yaşadı kadının yaratılışındaki gizemi çözemeyen dünya erkek ve kadın arasında ki uçurumun her geçen gün artmasına neden oldu.


Zamanla değişen dünya beraberinde birtakım olguları da getirdi. Kadın ezilmişliğinin hat safhaya ulaştığı dönemde, kadının artık insan değeri olmadığı yıllarda rahmet peygamberi ve ona nazil olan kur’an kadına bakışta bambaşka bir soluk getirdi. Dünyanın yaratılışında beri duyulan kadının çığlığına gelen amansız bir yardım  gibi insanların kalplerine girdi.
Rum Suresi 21. Ayet’te şöyle ifade ediyo kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi “Sükûna ermeniz için size kendinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması onun (kudretinin delillerindendir) ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen toplumlar için ibretler vardır.” Gerçekten düşünen toplumlar mıyız bilmiyorum ama ayette ibret alınması gereken birtakım olgular bulunmaktadır.Yıllarca düşünülenin aksine kadının erkeğin bir cinsel obje malzemesi olmadığını görmek aşikardır bu ayette. Esas mutluluğun ve huzurun birlikte olunabileceğine vurgu yapılan ayette kadının yıllr süren ezilmişliğine de bir başkaldırı olarak yorumlamak yanlış omaz galiba. Kadını allah erkeğe verilen en güzel hediye olarak ifade etmektedir. Acaba insanlar bu hediyenin farkında mıdır; kıymetini biliyormudur .


Peygamber efendimiz veda hutbesinde söyle ifade etmektedir kadının önemini; Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah'ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. Veda  hutbesinin bu bölümünde kadına verilen değer apacık görünmektedir. Kadınları allahın birer emaneti gibi göstermekle kadına yüce bir değer verilmektedir.Kadınların ve erkeklerin birbirleri üzerinde hakları olduğunu ifade ederek cahiliye döneminde tüm olguları yıkıp kadın erkek arasındaki eşitlikten söz etmektedir.
Allahın hem kendi kitabında hem de sonsuz rahmet peyganberi Hz Muhammet’in veda hutbesinde ifadeettiği gibi kadının erkeğin yanında özel bir değeri olduğunu görmekteyiz.Aslında kadınla erkek arasındaki bu bağın en temel şartı karşılıklı sevme ile başlıyor. Tüm evreni kuşatan aşk ve sevgi, Kerem’e dağları deldirten özlem Mecnun’a(Fuzuli)
Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni
يا رب بلای عشق ايله قيل آشنا بني
بر دم بلای عشقدن قیلما جدا بني
Yukarıda beyiti söyleten, Şeyh Galibe ateş denizinde mumdan bir gemi ile yolculuk yaptıran sevgiliye olan aşk değil de peki nedir ?
İnsanın birbirini sevmesi ile başlayan düzen kadını erkeğe, erkeği ise kadına daha da yaklaştırarak sadece bir cinsel obje olmaktan çıkarıp onun kalbine yönelmeyi ve sonsuz sevgi ve merhamete ermesini sağlamıştır. İnsan kalbi bir elma misali yarısı erkekte yarısı ise onun eşindedir. Tam olmadığı sürece çürümeye mahkûmdur.
İslam dini bu nedenledir ki aile kurmaya aile mutluluğuna çok önem vermektedir. Çünkü aile içerisinde mutlu olmayan sevgisiz insan hırçın olmaktadır. Kalbinin karardığını görmek hiçte zor değildir.
Sevgi noktasına kadar her şeyin düzene girdiği dünya düzenini  yeni çağ Avrupa’sı yeniden sallayacaktır. Bu seferki tartışmanın konusu ise sevgiden uzaklaşan bir akım Feminizm.
Kadın-erkek benzeşmesi yasağı, giyim-kuşamda, hal-hareket ve benzeri konularda erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzemesinin haram olduğu ile ilgili, çok değerli ve kıymetli  bazı önemli  hadisler vardır.
-Resûlullah (s.a.v.), kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet etti." (Buhârî, Libâs 62. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Libâs 28; Tirmizî, Edeb 24; İbni Mâce, Nikâh22)

"Resûlullah (s.a.v.), kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara lânet etti."
 (Buhari, Libâs 61)

"Resûlullah (s.a.v.), kadın gibi giyinen erkeğe, erkek gibi giyinen kadına lânet etti."
 (Ebû Dâvûd, Libas 28; bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, 2/325)
Avrupanın arkasına sığındıgı feminizm işte budur.
İYİ GÜNLER

Ekonomi İle İlgili Bazı Terimler

Deflasyon: Para öncelikle tedavülden çekilerek tedavüldeki para miktarı azalır.Dolayıdı ile satın alma gücü artar . Yani genel ifadeyle fiyatların düzeyinin düşürülmesine denir.
Enflasyon:Fiyatları genel olarak devamlı yükselmesi nedeni ile paranın sürekli değer kaybetmesidir. Dolayısı ile de tüketicinin satın alma gücünün azalmasıdır. Piyasada bazen malların fiyatı artarken bazende bazı malada düşüş olabilir. Burada önemli olan ortak bir indeksteki ölçülmesidir.
Revalüasyon: Hükütmetçe alınan karar neticesinde ülke parasının diğer ülke paraları içinde değer kazanmasıdır. Genellikle güçlü ülkeler yapar çünkü risk vardır. Eğerki yabancı para değer düşerse bu seferde ithalat artar. Bu da iç piyasayı etkiler.
Devalüasyon: Enflosyon nedeni ile ülkenin parasının diğer ülke paraları karşısında değer kaybetmesine denir.
Stagflasyon: Hem işsizliğin hemde enflasyonun aynı anda olmasına denir. Ciddi bir problemdir.
 Fiyat: Bir mal veya hizmetin değerinin parasal değer olarak ifadesine denilir.
Üretim: İnsan ihtiyaçlarının giderilmesinde  kullanılacak olan  mal hizmetlerin yaratılması, elde edilmesi
veya meydana getirilmesi sürecine üretim denir.
GSMH: Gayri Safi Milli Hasıla, özetle ifade edecek olursak  bir yıl içerisinde bir ulusal ekonomide üretilen mal ve
hizmetlerin toplam olan  katma değerine, ithalat sonucu elde edilen  vergi gelirleri ve net dış alem faktör
gelirlerinin toplama eklenmesi ile bulunan bir değerdir.