Biyografiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyografiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tevfik Fikret'in Hayatı ve Edebi Kişiliği

Hayatı
         1867 İstanbul Kadırga doğumludur. Babası Hüseyin Efendi Tevfik Fikret'in doğduğu yıl İstanbul'da belediye meclis üyeliği ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünde memurluk görevine başlamıştı. İlerleyen yıllarda ise çeşitli şehirlerde mutasarrıflık görevlerini yürüttü. Annesi ise Yunan Ayaklanması (1822) sırasında Osmanlı'ya sığınmış Sakızlı bir Rum ailenin kızı idi. Annesini henüz 12 yaşındayken kaybeden Tevfik Fikret babasını ise sürgüne gönderilmesi sebebiyle bir daha hiç göremedi. Öğrenimim hayatına Aksaray'daki Mahmudiye Valide Rüştiyesinde başladı, daha sonra Galatasaray Sultanisi'nde devam etti. Öğretmenleri arasında Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci gibi ustalar bulunan Tevfik Fikret okullunun 1888 yılında birinci olarak bitirdi.
           Memuriyet yaşamına Hariciye Nezareti İstişare Odası'nda memur olarak başladı ve oradan Maarif Mektubi Kalemi'ne geçerek bir yıl dolmadan istifa etti. 1889 yılında İstişare Odası'nda yeniden görev yapmaya başladı. 1890 yılında dayısının kızı Nazime Hanım ile evlendi. 1892 ve 1895 yılları arasında Mekteb-i Sultani'de öğretmenlik yapmıştır. Mirsad, Malumat ve Servet-i Fünun dergilerinde şiirler yazdı. 1909 yılında daha önce öğretmen olarak istifa ettiği Mekteb-i Sultani'ye müdür olarak döndü.
          Meşrutiyet İdaresi ile iktidara gelen İttihat ve Terakki'nin amacından sapması ile artık onlara da muhalif olmuştur. Haluk'un Defteri adlı kitabında umudunu gençliğe bağlamıştır. Şair 1915 yılında hayatını kaybetmiştir.
 Edebi Kişiliği
            Tevfik Fikret yaşamının son döneminde yazdığı, çocuk şiirlerinden oluşan Şermin adlı şiir kitabı dışında tüm şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmıştır. Şermin Türk edebiyatındaki ilk çocuk şiirleri kitabıdır. Şiirlerinde konu olarak toplumun her kesimini kullanmıştır. 1896'ya kadar olan dönemde sanat sanat içindir anlayışı hakimken, 1896'dan sonra toplum için sanat anlayışına yönelmiştir.
 Eserleri
 Rubab-ı Şikeste, Tarih-i Kadim, Haluk'un Defteri, Rubab'ın Cevabı, Şermin, Hasta Çocuk, Sis, Millet Şarkısı, Doksan Beş'e Doğru, Han-ı Yağma, Balıkçılar, Haluk'un Çocukluğu, Rubab'ın Cevabı, Bir İçim Su

Cahit Sıtkı Tarancı

1910 ekiminde  Diyarbakır’ın Camiikebir Mahallesi’nde yıllar sonra üzerine nice şiirler yazacağı dünyaya geldi. Lise öğrenimini Galatasaray Lisesinde tamamlayarak buradan mezun oldu. . Daha sonraları Mülkiye Mektebi’ne (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) devam etti ardından da Ankara Yüksek Ticaret Okulu’nda öğrenim gördü. Okul hayatından sonra Sümerbank’ta memur olarak görev yaptı.

1939′da Paris’e gitti ve burada (Paris Radyosu’nda) Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. 2. Dünya Savaşı’nın cereyan etmesiyle  yurda döndü ve ülkesinde askerliğini yaptı. Askerlikten sonra kısa da olsa babasına ait işyerinde çalıştı(İstanbul). Ankara'ya giderek  Anadolu Ajansı’nda çevirmenlik yaptı.  Çalışma Bakanlığı ve Toprak Mahsulleri Ofisi de bir süre görev yaptı.

Kısmi felç geçirerek konuşma yeteneğini yitirdi. Tedavi için götürüldüğü Viyana’da 12 Ekim 1956’da( 46 yaşındayken) yaşamını yitirdi.

İlk şiirleri Muhit, Servet-i Fünun ve Uyanış gibi edebiyat dergilerinde yayınlandı. İlk şiirlerine baktığımızda  hece ölçüsünün alışılmış kalıplarının dışına çıktığını görmekteyiz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin şiir yarışmasında (1946)  “35 Yaş” şiiriyle birincilik kazanmasıonun birden ünlenmesine sebep oldu

. İlk şiir kitabı olan  “Ömrümde Sükût'u 1933′te yayınlandı. Döneminin en çok okunan ve beğenilen, örnek alınan  şairlerindendir. Hayatının ileri dönemlerinde büyük bir ikilemin içine girdi. Bir yandan Garip akımından etkilenerek serbest şiiri yazıyor, diğer yandan Baudelaire, Verlaine gibi Fransız şairlerinin etkisinde kalıyor. Ama edebi hayatına genel olarak baktığımızda  hiçbir akıma bağlanamayan, biçimi ve uyumu   gözeten, duygulu, içten, kendine özgü kendi sesini yakalayan bir şiir geliştirdi. Şiirlerinde her ne kadar hem yaşam sevincini hem karamsarlığı yansıtsa da  şiirlerinde “yalnızlık” ve “ölüm” temaları ağır basar. Ölüm şiirlerinin en güzel işleyen şairlerindendir.

Ziya Osman Saba ile çocukluktan beri  arkadaşıdır. İki şair arasında edebiyatımızı etkileyen yazışmalar Tarancı’nın ölümüne dek sürdü. Bu tür atışmaları ile edebiyatımıza şiirlerinde olduğu gibi farklı bir renk kattı.
Eserlerine bakacak olursak;

ESERLERİ 
ŞİİR:  Ömrümde Sükût (1933, 1968) Otuz Beş Yaş (1946, 1982) Düşten Güzel (1952, 1969) Sonrası (Ölümünden sonra 1957, 1962)
MEKTUP:  Ziya’ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957. Ziya Osman Saba’ya mektupları)
ÖYKÜ:  Cahit Sıtkı’nın Hikayeciliği ve Hikayeleri (Ölümünden sonra Selahattin Ömerli derledi, 1976) Bütün Şiirleri (Asım Bezirci derledi, 1983)
ZİYAYA MEKTUPLAR(ÖRNEK)
Sevgili Ziyacığım,
İzmir, 13.4.1941 -Sadeleştirilmiştir.

İzmir'de  ne arıyorum diye hayret etme. Sadece askerliğimi yapıyorum. Herhalde  sen beni Ankara'da zannediyordun. On iki marttan beri hazırlık  kıtasındayım. Hafta­ya Ankara'ya Yedek Subay Okuluna gidiyorum. Şimdilik  askerî disiplinden şikâyetim yok. Burada kiminle beraber olduğumu  tahmin et bakalım? Aklına gelmez diye derhâl söyleyeyim: Kenan  Hulusi'yle beraber... Hulusi habire hikâye yazıyor. Hâlbuki ben, bir  türlü kalemi elime alamıyorum. Ancak sana gönderdiğim şiiri  tamamlayabildim. Bu şiiri Muhtar'a verirsin, mümkünse bir sahifede  çıkmasını rica edersin. Yücel Mec­muası, İzmir'de iyi satış yapıyor.  Bizim hazırlık kıtasındaki çocuklar da mecmuayı çok beğeniyorlar.  Muhtar'a bu müjdeyi verebilirsin, selamlarımla beraber.

Kıtada  temas ettiğim çocukların çoğu bizi tanıyor, hatta şiirlerimizden ezbere  mısralar okuyacak kadar. Tabii bu durum, hepimizin hesabına çok hoşuma  gitti. Şiir ve hikâye meraklıları da yok değil. Özetle, askerlikte  sıkılmıyorum. Yedek Subay'da, daha birçok arkadaşımız da bize "Oktay,  Orhan vs." katılacakları için oradaki haya­tımızın daha enteresan  olacağı muhakkak. Siyasi vaziyet de pek iç açıcı olmamakla beraber  hadiselerin seyrini sükûnetle takip etmek lazım. Belki seni de tekrar  görece­ğimizi ve kucaklayacağımızı ümit ediyorum. Şarkılarımızın yarım  kalmasına, Tanrı elbette ki müsaade etmez. Şevket'e selam söyle. Onun  da, senin vaziyetinde olduğunu sanırım. Güzel şiirler yazma işimize, her  şeye rağmen devam etmek lazım.

Hasretle gözlerinden öper, seni Allah'a emanet ederim Ziyacığım.
Cahit Sıtkı Tarancı (Ziya'ya Mektuplar)

ATTİLA İLHAN (1925-2005)

ATTİLA İLHAN (1925-2005)


  • Namını 1946 CHP şiir yarışmasında ikinci olan “Cebbar Oğlu Mehemmed” adlı şiiriyle duyurdu.
  • Şiirlerinde romantik bir duyarlıkla toplumsal gerçekçi bir bakışla çağımıza ayna tutar.
  • Düşüncelerinde inatçı, sert çıkışlar yapan, anılara sığınan bir karakteri vardır.
  • Aşk, intihar, içki, ölüm, kavga, kahramanlık gibi bireysel, insanlık sevgisi, barış, özgürlük, gelecek inancı gibi toplumsal temalarını işledi.
  • Değişik çizgilerde öz ve biçimlerde şiirler yazdı; Divan şiiri biçimlerinden ve mazmunlarından yararlandı. Lirik ve destansı bir özellikte şiirler yazdı.
  • Canlı konuşma diline, argoya, halk deyimlerine eserlerinde yer verdi; yabancı sözcükleri kullanmaktan çekinmedi.
  • Toplumsal gerçekçi bir bakışla yazdığı romanları vardır.
 
Eserleri:
  • Şiir: Ben Sana Mecburum, Duvar, Elde Var Hüzün, Yağmur Kaçağı, Sisler Bulvarı, Bela Çiçeği, Yasak Sevişmek
  • Roman: Kurtlar Sofrası, Zenciler Birbirine Benzemez, Sokaktaki Adam, Sırtlan Payı, Bıçağın Ucu, Fena Halde Leman, Dersaadet’te Sabah zanları
  • Gezi: Abbas Yolcu, Batı’nın Deli Gömleği
  • Senaryo: Kartallar Yüksekten Uçar, Sekiz Sütuna Manşet, Yarın Artık Bugündür
  • Fıkra: Yanlış Kadınlar, Yanlış Erkekler, Sağım Solum Sobe
  • Deneme ve Anı: Hangi Sol, Hangi Batı, Hangi Sağ, Faşizmin Ayak Sesleri, Hangi Atatürk Hangi Edebiyat..
Alıntıdır...........

Ben Sana Mecburum

ben sana mecburum bilemezsin
adini mih gibi aklimda tutuyorum
buyudukce buyuyor gozlerin
ben sana mecburum bilemezsin
icimi seninle isitiyorum
agaclar sonbahara hazirlaniyor
bu sehir o eski Istanbul mudur
karanlikta bulutlar parcalaniyor
sokak lambalari birden yaniyor
kaldirimlarda yagmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir aksamustu ansizin yorulur
tutsak ustura agzinda yasamaktan
kimi zaman ellerini kirar tutkusu
birkac hayat cikarir yasamasindan
hangi kapiyi calsa kimi zaman
arkasinda yalnizligin hinzir ugultusu
Fatih`te yoksul bir gramofon caliyor
eski zamanlardan bir cuma caliyor
durup kose basinda deliksiz dinlesem
sana kullanilmamis bir gok getirsem
haftalar ellerimde ufalaniyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki Haziran`da mavi benekli cocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir sileb siziyor issiz gozlerinden
belki Yesilkoy`de ucaga biniyorsun
butun islanmissin tuylerin urperiyor
belki korsun kirilmissin telas icindesin
kotu ruzgar saclarini goturuyor
ne vakit bir yasamak dusunsem
bu kurtlar sofrasinda belki zor
ayipsiz fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yasamak dusunsem
sus deyip adinla basliyorum
icimsira kimildiyor gizli denizlerin
hayir baska turlu olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin

NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983)

NECİP FAZIL KISAKÜREK (1905-1983)


  • Şiirlerinde insanın dünya ve alemdeki  yerini, madde ve ruh meselelerini,  insanın iç dünyasına ait çeşitli yönleri işledi.
  •  Şiiri, duygu ve düşüncenin bir potada erimesi olarak gördü.
  • İlk şiirlerinde Halk ve Tekke şairlerinin biçim özellikleri görülür; şekle sıkı sıkıya  bağlıdır.
  • İlk şiirleri dini havadan uzaktı; son şiirlerinde ise “Allah Yolunu” anlatmayı ilke  edindi.
  • Felsefî duyguları düşüncenin kuruluğundan uzak, basit bir dille yorumlamaya açık bir şekilde işlemesini bildi.
  • Şiirlerinde bazen eleştiriye yer vermiştir.
  •  Sanatın hemen hemen her dalında eser veren sanatçı tiyatro ve romanlarında  sosyal sorunları ve insanın manevî sorunlarını işledi.
  •  Sağlam bir dili ve üslûbu; güçlü bir lirizm ve başarılı bir tekniği vardır.
  • Sembolizmin etkisi görülür.
  •  Büyük Doğu ve Ağaç gibi fikir ve edebiyat  dergilerini çıkarmıştır.
  • Şiirleri: Çile, Ben ve Ötesi,Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Sonsuzluk Kervanı, Şiirlerim.
  • Tiyatro: Reis Bey, Bir Adam Yaratmak, Tohum, Müminle Kafir
  • Anı: Bâbıali, Yılanlı Kuyudan
  • Fıkra ve Makale: Çöle İnen Nur,Çerçeve, Büyük Doğu’ya Doğru,

Kaldırımlar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.
Kara göker kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku bırikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdigi çoçuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakda bitmesin yolculuğum!
Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gidsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.
Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..

Sami Paşazade Sezai

Hayatı:

Türk edebiyatının en önemli roman ve oyun yazarlarındandır. Babasıda kendisi gibi edebiyatçı olan Sami Paşadır. Arapça, Farça ve Fransızca eğitimi gördü.Memurluk yaptı. Londra elçiliğinde çalıştı. 2. Abdulhamit döneminde baskılardan dolayı Paris’ kaçı. Meşrutiyetin ilanı ile tekrar yurda döndü.1909 DA Madrit elçisi oldu.Hikayelerinde doğa güzellikleini akıcı bir dil ve uslupla okuyucuya anlatmıştır.
Sami Paşazade Seza’inin eserlerinde Romantizmden realizme geçisin örnekleini eserlerinde görmek mümkündür
Sami Paşazade Sezai İnsanın özgürlüğüne önem vermiş ve bu önemi onun başyapıtlarından olan Dilberin acılı hikayesinde anlatmıştır. Sergüzeşt romanı en önemli eseridir. Burada realizm etkisi ile geniş tasvirlere yer veriştir.
Paskal adlı tiplemesi edebiyatımızda önemli bir yer almaktadır. Paskal bir palyançodur güzel yüzünün ardındaki kalbinde eçen acıları gerçekçi bir dille işleyen yazar ikasindeki dil ve usluplada beğeni kazanmıştır.

Başlıca Eserleri:

Şir,Sergüzeşt,iclal (Mektuplar)Küçük şeyler (hikaye)

Halikarnas Balıkçısı

-Esas adı Cevap Şakir Kabaağaçlıgil ama biz onu Halikarnas Balıkçısı olarak bilmekteyiz.
-1886’da Girit’te doğdu, 1973’te İzmirde vefaat etti.
-Romancı, hikayeci ve yazar kimliği ile karşımıza çıkar.
-Eğitimnin Robert Kolejinde tamamladı.Londra ve OXFORD üniversitelerinde eğitim  gördü.
-Daha sonraları gazetelerde yazarlık yapmaya başladı. Asker kaçaklarının idam edilmesini eleştiren bir yazısı sonucu Bodrum’a (Halikarnas) sürüldü.
-Cevat Şakir Kabaağaçlıgil  Daha sonraları buradan ayrılmadı.
-Deniz ve deniz nsanlarına olansevgisini her kalemde dile getirdi.
-Cevat Şakir Kabaağaçlıgil(Halikarnas Balıkçısı) Batı edebiyatından ve kültüründe büyük oranda etkilendi. Fakat esas kişiliği bodrum günlerinde oturdu bunu yazılarında da görmek mümkündür.
-Deniz ve insan segisi onu devamlı yazmaya itmiş denize olan tutkusu ona her daim yaşama seincini aşılamıştır.
-Aganta, Buina, Buinata en önemli eserlerindeendir. HalikarnasBalıkçısı bu eserinde Denizi bir kahramanmış gibicesine yücelterek işlemiştir.
Cevat Şakir Kabaağaçlıgil (Halikarnas Balıkçısı) Denize olan özlemi şirsel bir dille işlemiştir.

Başlıca Eserleri:

Hikayeleri: Ege Kıyılarında, Merhaba Akdeniz, Egenin Dibi, Yaşasın Deniz, Gülen Ada
Romanları: Agatna Buruna Burinata, Ötelerin Çocuğu,Uluç Reis, Turgut Reis, Deniz Gurbetçileri,
Anılar: Mavi Sürgün

Nef’i

Hayatı:


  • Asıl adı Ömer olan şairimiz Nef’i Mahlasını kullanarak şiirler yazmıştır.
  • 1572’de Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. 1635’te ise İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.
  • Eğitim hayatı çok iyi geçti. Dönemin önemli hocalarından der aldı.
  • Padişah 1 Ahmet, 1. Mustafa ve 2. Osman döneminde yazdığı kasidelerle ün kazandı.
  • 4. Murat Döneminin en önemli şairlerinden birisidir.
  • Hiciv tarzının en önemli şairlerindendir. 4. Murat döneminde hiciv yazdırılmaya tövbe edildiği halde yine dayanamayarak Vezir Bayram Paşayı yeren hicvinden dolayı boğdurularak öldürüldü ve denize atıldı.
  • Duygularını ölçüsüz yaşayan Nef’i bunun bedelini hayatı ile ödemiştir. Eleştirilerinde çok aşırı bir dil kullanmış. Kasidelerinde çok ağır bir dil kullandı.
  • Övgü, şarap ikbal gibi temalara şiirlerinde sıkça yer verdi.
  • Hayal gücüne şiirlerinde çok önem verdi. Bu hayal güçlerindeki yoğunluğu şiirlerinin giriş bölümünde görmek mümkündür.
  • Hicivlerinde ağır bir dil kullanan Nef’i zaman zaman açık saçık kelimeler ve kaba söylemlere yer verilmiştir.
  • Divan Şiirinin en büyük kaside şairidir.
  • Siham-ı Kaza en önemli eserinden birisidir.

Başlıca Eserleri:

Divanı, Siham-ı Kaza
Kıt'a
Ey dil hele âlemde bir âdem yoğ imiş
Vâr ise de ehl-i dile mahrem yoğ imiş
Gam çekme hakîkatde eğer ârif isen
Farz eyle ki el'ân yine âlem yoğ imiş

Siham-ı Kazadan

Gürci hınzırı a samsun-ı muazzam a köpek
Kande sen kande nigehbani-i alem a köpek
Vay ol devlete kim ola mürebbisi anun
Bir senin gibideni cehl-i mücessem a köpek
Ne gune kaldi meded devlet-i Al-i Osman
Hey yazuk hey ne musibet bu ne matem aköpek
Ne ihanetdür o sadra bu zamanda ki anun
Olmaya sahibi bir Asaf-ı kerem a köpek
Hidmet-i devlete sair vüzeradan göreler
Bir fürumaye koca ayuyı akdem a köpek
Bu mahlallerde ki Bagdadı ala şah-ı Acem
Arz-ı rumu ede teshir Abaza hem a köpek

Gevheri

Hayatı:

  • Esas adı Mehmet olan şair şiirlerinde Gevheri  mahlasını kullanmıştır.Hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur.
  • 17.YY sonları ve 18.YY başlarında yaşadığı sanılmaktadır.
  • Kırım Hanı Giray Hanı övdüğü için onun 17.YY sonu ve 18 YY başlarında yaşadığı çıkarımı bulunmaktadır.
  • İyi bir eğitim görmüştür. Orduda ki görevinden dolayı bir çok memleket gezmiştir.
  • Halk şairi kimliği olarak karşımıza çıkar fakat divan şiirinden etkilenmiştir.
  • Hece ölçüsü ile yazdığı koşmalar asıl ününe kavuşturmuştur.
  • Devrin sosyal bozukluklarını anlatmak amacıyla devrin ileri gelenlerine taşlamalar yazmıştır.
  • Şiirlerindeki ana tema aşk, ayrılık, hüzün, gurbet, sosyal bozukluklardır.
  • Halk şiirindeki usta söyleyiş, dil ve üslubu ile kendisinden sonra gelen bir çok şairi etkilemiştir.
  • Şiirleri daha sonraları Fuat Köprülü tarafından derlenmiştir.

Bad-ı saba sevdiğime gidersen 

 Bad-ı saba sevdiğime gidersen
Ol güneş yüzlüye var selam söyle
Sevap kazanırsın hizmet edersen
Aman karşısında dur selam eyle
Ardımdaki karlı dağlar diyesin
Çeşmim yaşı her dem çağlar diyesin
Derunden ah edip ağlar diyesin
Benimçün hatırın sor selam eyle
Selamımı dünden düne değşirme
Varıp bir nadan eline düşürme
Gül cemalin görüp kendin şaşırma
Aklını başına der selam eyle
Gevheri bir name verdi bad ile
Gönderdi elinden sana dad ile
Lutfeylesin konuşmasın yad ile
Kamil olsun onur gör selam eyle

Baki


  • 1526’da İstanbul’da doğan şair 1600’de yine doğduğu yer olan İstanbul’da vefat etmiştir.
  • Divan edebiyatının en önemli şairlerindendir.
  • Fatih cami müezzini Mehmet Efendinin oğludur.
  • Medrese eğitimi gördü.
  • Dönemin ünlü hocalarından ders aldı.
  • Şiir yazmaya küçük yaşta başlayan Baki Şair Zati’nin desteği ve yardımlarıyla çok önemli bir şair oldu.

  • Kanuni Sultan Süleyman’a sunduğu bir kaside ile tüm dikkatleri üzerine çekti.
  • Daha sonraları müderris oldu.
  • Kanuni Bakiyi koruma altına aldı ve maaşını çok yüksek tutuyordu.
  • Kanuninin ölümü baki üzerinde çok büyük bir üzüntü yaşattı.
  • Kanunini ölümü üzerine ünlü mersiyesi olan Kanuni Mersiyesini kaleme aldı.
  • Hayatını her döneminde Şeyhülislamlık makamını çok isteyen şair devlet kademesinde rütbesi artsa da bir türlü şeyhülislam yapılmadan emekli edildi. Bu durum onun ruhi olarak bunalıma girmesine ve karamsarlık içerisine düşmesine neden oldu.
  • Şultan-ı Şuara yani şairlerin sultanı unvanını aldı. İçerikten ziyade mısra yapısına ve söyleyişe önem vermiştir.
  • Gazel ve kasidelerinde en çok dikkate çarpan şey seçti kelimeler arasındaki uyum, söyleniş güzelliği ve birbirini tamamlamasıdır.
  • Şiirlerinde bir ressam özverisini onun gibi renkleri canlı kullanma isteğini görmek mümkündür.
  • Çağdaşları gibi tasavvuf şiirine bağlı kalmadı.
  • Dilinde özellikle farsça terkiplerden dolayı ağır olduğunu görmekteyiz.
  • Çok sayıda tamlama kullanmıştır.
  • Şiirlerinde işlediği temalar; Aşk, dünya hayatının faniliği, arzular vb konulardır.
  • İstanbul konuşmasının temellerini ataş şair kendisinden sonra gelen şairlere de örnek olmuştur.
Başlıca Eserleri: Divanı

Gazel

Hoş geldi bana mey-kedenin âb ü havâsı
Billâh güzel yerde yapılmış yıkılası
Zibâ yaraşır hil’at-i nâz ol boyu serve
İki kolumu etsem ana bel dolaması
Dikkatler ile seyr ederiz yâri serâpâ
Görmez mi idik biz de eğer olsa vefâsı
Dünyâ değer ol mâh-likaa dilber-i garrâ
Yusuf’ta dahi yoktur anı hüsn ü behâsı
Meddâh olalı çeşm-i gazâlânına Bâki
Öğrendi gazel tarzını Rûm’un şuarâsı

Ali Şir Nevai

Hayatı

  • 1441’de Herat’ta doğan şair, 1501’de yine doğduğu yer olan Herat’ta vefat etmiştir.
  • Sütkardeşi ve aynı zamanda okul arkadaşı olan Hüseyin Baykara ile yetişti.
  • Daha sonraları Hüseyin Baykara Hükümdar olunca Ali Şir Nevai’de devlet kademelerinde çalışmaya başladı.
  • Şiir yazmaya küçük yaşta başlayan Ali Şir Nevai Türkçe üzerinde egemen olan Fars baskısını kırmaya çalıştı.
  • Dönemini insanlarına göre oldukça kültürlü birisiydi.
  • Çok yönlü bir kişiliğe sahipti. Müzik, resim, şiir alanında da önemli bir isimdi.
  • Yaşadığı dönemde çok etkili olan Ali Şir Nevai öldükten sonra da adından çokça söz ettiren bir şairdir.
  • Türkçülük, milliyetçilik duyguları çok kabarık bir kişidir.
  • Türkçe ile Farsçayı karşılaştırmış, bilimsel olarak Türkçe ve farsça arasındaki farkları ortaya koymaya çalışmıştır.

  • Muhakkeme-tül Lugateyn adlı eserinde de Türkçe ile Farsçayı karşılaştıran Ali Şir Nevai Türkçenin Farsçadan daha üstün bir dil olduğunu ispatlamaya çalışmıştır.
  • Dilin sosyal hayatta önemi ilk idrak edenlerdendir.
  • Yaşadığı çevrenin özelliklerini eserlerinde görmek mümkündür.
  • Farsçadan etkilenmiştir.
  • Şiirlerinde manevi aşkı dile getirmiştir.
  • Farsça divan yazacak kadar fars diline oldukça hâkim birisiydi.

Başlıca Eserleri:

Muhakeme-tül Lugateyn, Bütün Eserleri (Agah Sırrı Levent Tarafından derlendi)Farsça Divanı, Türkçe Divanı

Cenap Şahabettin

Cenap Şahabettin 1870'de doğdu 1934 te vefat etti
Servet-i Fünun edebiyatının Tevfik Fikret’ten sonraki  en önemli şairidir. Yazarın esas mesleği doktorluktur.

Eğitim için gittiği Fransa’da tıp eğitiminden  çok şiirle güzel sanatlarla ilgilenerek sembolizm akımını  yakından takip etmiş ve sembolizmden  etkilenmiştir. Şiirlerinde sözcükleri  müzikal değerlere göre özenle seçerek kullanır.

Tıp eğitimi  için gittiği Fransa’da edebiyatla ilgilenmiş ve sembolizm akımından  etkilenmiştir. Fakat her ne kadar yüzeysel olarak sembolizmden etkilense de  sembolizm akımını  kavramakta yetersiz kalmış, şiirlerinde sıkça  istiare kullanmış ve şiirlerinde daima ses uyumuna dikkat etmiştir. Dili oldukça ağırdır.  Süslü anlatım onun eserlerinin en belirgin özellikleridir.

Şiirlerinde genellikle aruzun birden fazla kalıbına, en sık olarak da  karışık kalıplarına yer vermiştir.

Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan, hilafet yanlısı olan  şair Milli Edebiyat‘la başlayan dilde sadeleşme hareketine de  karşı çıkar.

Şiirlerinde işlediği başlıca konular;Aşk ve doğa en çok işlediği konulardır.
Şiirlerinde dili oldukça ağırdır.  Bilinmeyen telaffuzu zor  Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaları sıkça  kullanmıştır. Duygu ve hayal yüklü ağır tamlamalar kurar. Serbest müstezad türünü  çok kullanmıştır.

Sanatı, sanat için yapmış, daha da ileri giderek sanatı  güzellik için yapmıştır.
Şiirlerinde bolca semboller kullanmış, tabiatla iç dünyanın ayrılmaz  kompozisyonunu çizmiştir.

Başlıca Eserleri:

Düz yazı türünde eserleri: Hac Yolunda, onun gezi yazısıdır. Suriye Mektupları ve Avrupa Mektupları da gezi türündedir.
Diğer nesirleri: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh, Tiryaki Sözleri (kendi vecizeleri)
Tiyatro eserleri: yalan (dram), Körebe (komedi)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Hayatı:


Yakup Kadri Karaosmanoğlu 1889 yılında doğdu 1974 yılında vefaat etti.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanlarında kusursuz bir anlatım ve beraberinde sağlam tekniği ile dikkat  çekmiştir. Dönemin Tarihi ve sosyal hadiselerinde  her birini bir romanına konu etmiştir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Tanzimat  dönemi ile  Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların yaşadıkları sosyal değişiklikler ve bunalımları yaşayış kültür ve görüş ayrılıklarını eserlerinde işlemişti. Düşünce ve teze dayalı içeriği sağlam eserler  vermiştir.

Eserlerini ve içerikleri :


Hep o şarkı.....................  Abdülaziz döneminin günlük yaşamı
Bir Sürgün ...................... II. Abdülhamit’in baskılı yönetimi ile  savaşmak için Fransa’ya kaçan Jön Türkleri
Kiralık Konak..................Tanzimat döneminde  I. Dünya  Savaşı’na kadar yetişen üç kuşak arasındaki görüş ayrılığını
Hüküm Gecesi ....... ........Meşrutiyet devrindeki Bektaşi tekkelerinin durumu,
Sodom ve Gomore.......... Savaş yıllarının , düşman işgal altındaki İstanbul’da ortaya çıkan ahlaki çöküntü ve bunalımları
Yaban............................ Kurtuluş Savaşı yıllarındaki bir Anadolu köyü ve bu Anadolu köyündeki insanların yaşamı
Ankara .......................... Yeni başkentin geçirdiği  üç dönemi
Panorama I, II .............. Cumhuriyet döneminin 1952’ye kadarki  durumunu ince ayrıntılarıyla kaleme  aldığı eseri
Diğer eserleri:
Anı: Politikada 45 yıl,Vatan Yolunda,  Zoraki Diplomat, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları...
Monografi: Atatürk,Ahmet Haşim,
Mensur şiirleri: Okun Ucundan Erenlerin Bağından,
Hikâyeleri: Bir Serencam, Milli Savaş Hikâyeleri,Rahmet
Tiyatro eserleri: Nirvana,Sağanak, Veda,  Mağara
Önemli Makaleleri: İzmir’den Bursa’ya, Kadınlık ve Kadınlarımız,Ergenekon, …

Falih Rıfkı Atay

Hayatı

-Falih Rıfkı Atay 1894 yılında İstanbulda doğdu. 1971 yılında ise ine doğduğu şehir olan İstanbulda hayata gözlerini yumdu.
-Gazeteci ve yazar kimliği ile edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
-Eğitim hayatı sonrasında Tanin Gazetesinde yazarlığa başladı.
-Birinci dünya savaşında Suriye Cephesinde bulundu.
-Kurtuluş yılları döneminde milli mücadeleye karşı olanlara karşı çok sert yazılar kaleme aldı.Ve bunun neticesinde Divan-ı Harbe verildi. Fakat İnönü zaferinin ardından serbet bırakıldı.
-Anodoluya geçerek burada milletvekilliği yaptı.
-Daha sonra kendi kurduğu dünya gazetesinde hayatının sonuna kadar çalıştı.
-Atatürk ilke ve inkılaplarına ve ayrıca batı ilkelerine çok bağlı birisidir.
-Yazılarında kullandığı uslup ve dil okuyucuda zevk oluşturan bir hal aldı.
-Yazılarının herkesin anlayacağı şekilde duru ve fikir bakmındanyoğun yazdı.
-Atatürk ile yakından tanışması inkılap ve devrimlerde onun yanında olması edebiyat anlayışında belirleyici bir yere sahiptir. Yapılan inkılaplarıda bu ışık çerçecesinde değerlendirmiştir.Onun için Atatürk ilke ve inkılaplarına büyük bir inançla bağlıdır.
-Evliya çelebi ile başlayan gezi yazısı kültürüne önemli bir soluk aldırmıştır. Gezip gördüğü yerleri yalın bir dille tarihi ve çoğrafi özellikleri göz önünelaak anlatmıştır. Eserlerinde gözlem güçünün ne kadar gelişmiş olduğunu görmek mümkündür.
-Çankaya kitabı anı türünde yazdığı en önemli kitaplarından birisidir.
-Gazeteci kimliği ile halkın sorunlarına eğilen bilinçli bir gazeteci olmuştur.

Başlıca Eserleri:

Fıkraları: Eski Saat, Niçin Kurtulmamak, Çile, Pazar Konuşmaları, Bayrak
Gezi Yazıları: Deniz Aşırı, Taymis Kıyıları, Hint, Yolcu Defteri
Anıları: Zeytindağı, Çankaya, Batış Yılları
Roman: Roman
İnceleme: Baş Veren İnkılapçı

Aşık Seyrani

Türk Halk Edebiyatı'nın en önemli şairlerinden biri olan Seyrani'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 1800 ya da 1807 yıllarında doğduğuna dair kayıtlar bulunmaktadır. Günümüzdeki adı Develi olan ancak o dönemde Everek olarak bilinen Kayseri ilçesinde doğan Seyrani'nin asıl adı Mehmet'tir.

Babası Cafer Efendi mahalle imamıdır. Dar gelirli bir ailede dünyaya gelmesine rağmen babasının çabaları ile medrese eğitimi almıştır. Hayatı ile ilgili bilgilerkısıtlı olmasına rağmen halk arasında Seyrani ile ilgili olarak dolaşan menkıbeler vardır. Çevre vilayetlerden Seyrani ile atışmak için birçok aşık Develi'ye gelmiştir ama Seyrani ustalığı ile bu aşıkları pes ettirmiştir. Seyrani Sultan Abdülmecit'in tahta çıkış tarihi olan 1839 yılında İstanbul'a gelmiştir. Bu dönemde aşıklara hürmetin olduğu, aşık meclisleri halinde varlığını sürdüren kahvehaneler vardı. Sarayda ve paşaların konaklarında meclisler kurulur devlet adamları aşıkları himaye ederdi. Böylesi bir dönemde İstanbul'da bulunan Seyrani devrin şairleri ile tanışmış ve aynı meclislerde bulunmuştur. Yarım kalan medrese eğitimini de İstanbul'da tamamlamıştır.

Mizacı gereği etrafında gördüğü aksaklıkları hicvetmekten geri durmayan Seyrani kusurlu olduğu yönleri padişahta bile görse eleştirmekten geri durmamıştır. Bu sebeple hakkında tutuklama kararı çıkarılan Seyrani bir dostunun yardımı ile Develi'ye kaçmak zorunda kalmıştır. Bir zaman sonra Halep'e giden Seyrani burada da tutunamayarak tekrar Develi'ye dönmüştür. Hemşehrileri tarafından hak ettiği değeri göremeyen Seyrani'ye "Deli Seyrani" gibi lakaplar takılmış ve ömrünün son zamanlarını fakirlik içerisinde tüketmiştir.

Ozanların işlediği geleneksel konuların dışına çıkan Seyrani güncel gelişmeleri yakından takip etmiş ve şiirlerinde yanlış olarak gördüğü işleri eleştirmiştir. Şiirleri konu ve kafiye çeşitliliği bakımından oldukça zengindir. Şiirlerinden kimi zaman bir eleştirmen kimi zaman bir tarikat ehli kimi zamanda bir halk ozanıdır.

Eserlerinin bir kısmı bestelenen Seyrani dönemindeki birçok şairi de etkilemeyi başarmıştır. Son yıllarda Seyrani ve eserleri ile ilgili araştırmalar çoğalmaya başlamıştır.

Acep güzel sana neyledim bilmem
Acep güzel sana neyledim bilmem
Sensin bu dertlere daldıran beni
Gözüm yaşlı kaldı ağlarım gülmem
Yok elimden tutup kaldıran beni

Yâr zülfünden bana gelen kokunun
Sebep ne ki hatırıma dokunun
Bu âlemde yine mihnet okunun
Sensin nişanına aldıran beni

Biz âşıka sultanlığın hanlığın
Ne dostluğun belli ne düşmanlığın
Değil midir senin kalpazanlığın
Böyle mihenklere çaldıran beni

Mimar olan elin çekmez yapıdan
Biçâre Seyranî geçmez kapıdan
Aşkın gemisine edip kapıdan
Sensin deryalara saldıran beni

Asırda acaip işler çoğaldı
Asırda acaip işler çoğaldı
Bilmem bu işleri kimler ediyor
Dünyayı hep rezil köpekler aldı
Gelen ümeraya karşı gidiyor

Biraz bahsedeyim ehl-i zamandan
Yahşiler aşağı düştü yamandan
Aralık itleri olmuş kumandan
Uyuz it kurtlara kumand-ediyor

Buğday unu beğenmiyor enikler
İplikten aşağı düştü ipekler
Hep sedire geçti itler köpekler
Hanedan ayakta hizmet ediyor

Koltuk kılı farkolmuyor sakaldan
Tüccarlar aşağı indi bakkaldan
Aslanlara çoban düşmüş çakaldan
Şimdi aslanları çakal güdüyor

Mekteple medrese ortadan kalktı
Meyhane kerhane meydana çıktı
Ar namus denen şey ortadan kalktı
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Sarhoşlar çoğaldı kalmadı ayık
Bu asra böylece haller de layık
Müzevvirin adı muhbir-i sadık
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

İsimlerin tebdil etsem satılmaz
Cisimlerin tahvil etsem zat olmaz
Altın eğer vursan eşek at olmaz
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Şahinler yurdunu tuttu yarasa
Baklava yerine geçti pırasa
Şimdi rağbet deyyus ile terese
Zamane bunlara rağbet ediyor

Boy kürkünü beğenmiyor köçekler
Babasına akl öğretir çocuklar .
Yumurtadan burnu çıkan cücükler
Horoz oldum diye cık cık ediyor

Küçükler büyüğe çorap giydirir
Tatlıyı insana acı yedirir
Seyranî zamane böyle dedirir
Şimdi kişi bildiğine gidiyor

Halit Ziya Uşaklıgil

Halit Ziya 1868’de İstanbul’da doğdu.

-Fatih Askeri Rüştiyesinde okuduktan sonra ailesiyle birlikte İzmir’e taşındı.

-Halk hikayeleri ve masalları dinleyerek geçen bir çocukluk ona edebiyat sevgisi aşıladı.

-İzmir Rüştiyesinden sonra gittiği Fransız okulu Halit Ziya’nın edebi kültürünün gelişmesinde etkili oldu.

-Tevfik Nevzad ile Nevruz, Ahenk, Hizmet gazetelerini çıkardı.

-Asıl yazı hayatı Hizmet gazetesindeki çalışmaları il başladı.

-1896’da döndüğü İstanbul’da Recaizade Mahmut Erkem’in önerisiyle Servet-i fünun hareketine katıldı.

    -Servet-i fünun şairlerinden Cenab Şahabettin ve Süleyman Nazif;Hamid Mehmet Akif ve Sami Paşazade Sezai ile bir arada. Çerçeve içindeki resimler Halit Ziya, Fikret ve Hüseyin Cahit’indir.

Edebi alanda asıl şöhretini Servet-i fünun’da yayınlanan Mai ve Siyah Aşk-ı memnu romanları ile yaptı.

-1901’de Servet-i fünun topluluğunun dağıtması ile yazı hayatına yedi yıl kadar ara verdi.

-II. Meşrutiyetin ilanından sonra yazı hayatına tekrar döndü.

-Darülfünunda batı edebiyatı dersleri verdi. Hükümet tarafından yurtdışı görevlerine gönderildi.

-27 Mart 1945’de, 1905’den beri oturduğu yeşilköy’deki köşkünde vefat etti.

EDEBİ HAYATI

-Halit Ziya Uşaklıgil, bizde roman sanatı üzerinde ciddi bir şekilde düşünen ve düşündüklerini eserlerinde bilinçli bir şekilde uygulayan ilk büyük roman yazarımızdır.
-Roman sanatı hakkındaki görüşlerini HİKAYE isimli kitabında açıklar. Bu kitapta romantizmi ve realizmi karşılaştırarak realizmi, romantizme üstün tuttuğunu bildirir.Ona göre romantik eserde her şey yazarın tasarrufundadır. Olayları istediği gibi düzenler, kişileri istediği gibi davrandırır, olağan üstülükler, akıl ve mantık dışı ani gelişmeler, kahramanın sosyo kültürel yapısına uymayan davranış biçimleri vardır. Ancak realist eserde her şey bunun tam tersidir. Bu yüzden eserlerini yazarken realist esaslara uyar.

-Halit Ziya’nın ilk romanları sırasıyla SEFİLE, NEMİDE, BİR ÖLÜNÜN DEFTERİ ve FERDİ VE ŞÜREKASI’ dır.Bu romanların dışında kalan MAİ ve SİYAH, AŞK-I MEMNU, KIRIK HAYATLAR isimli romanları ise olgunluk dönemi romanlarıdır. Sanatının zirvesine bu romanıyla çıkar.

 -Halit Ziya’ nın hayatındaki en parlak dönem Servet-i fünun devridir. En güzel eserlerini bu dönemde verir.

-Mai ve Siyah, Servet-i fünun’ un beyannamesi niteliğinde bir eserdir. Eserde Servet-i fünun  dönemi yazarlarının karamsarlıkları ve hayal  hakikat çatışması  gözler önüne serilir. Mai ve Siyah’ın Ahmet Cemil’i pasifliği, ütopik yanı, hayal perestliği ve hayatın  gerçekleri karşısındaki acizliği ile bir neslin temsilcisidir. Halit Ziya romantik bir mizaca sahip olan kahramanını yalnız aşk karşısında değil, çeşitli olayların karşısında da dener ve hepsinden de yenilmiş ve hayal kırıklıkları ile dolu çıkarır. Ahmet Cemil’in problemi zihnindeki dünya ile hayatın uyuşmasıdır. Yani mai ve siyah farkıdır.

-Aşk-ı Memnu ise Türk Edebiyatının en büyük eserlerinden biridir. Eser iki ayrı hikayeden oluşur. Bunlar annesine benzemekten çok korkan fakat buna rağmen ona çok benzeyen Bihter’in trajik sonu ile kaybettiği mutluluğu romanın sonunda yeniden yakalayan Nihal’in yalnızlığının anlatılmasıdır. Bu iki kişiden hangisinin merkez kişi olduğu belirsizdir.

 -Halit Ziya Aşk-ı Memnu romanı ile Modern romanın en önemli özelliğini, iç çatışmayı yani bireyin kendi kendisi ile olan kavgasını edebiyatımızda ilk kez kullanır.

-Onun romanlarında kıyafet ve mekan tasvirleri, kahramanların davranışlarını idare eden sosyal ve psikolojik etkenler uzun uzun anlatılır.

-Halit Ziya’nın romanlarında en açık özellik olarak dil ve üsluptan bahsedilir. Çünkü onun dili demek Servet-i fünun nesrinin dili demektir. Bu dil yabancı kelime ve tamlamalarla süslü, ağır bir dildir. Üslubu ise Türk romanında ilk defa Namık Kemal ile başlayan sanatkarane üslubu en başarılısıdır.

 -Romanları ve hikayeleri çok sağlam bir yapıya sahiptir. Daha yazmaya başlamadan romanını ayrıntıları ile zihninde oluşturur ve nasıl biteceğini bilir. Bunu Fransız Realist ve Naturalistlerin etkisinde kalmasıyla açıklayabiliriz. Romanlarında çıkarılacak herhangi bir kısım, bölüm, paragraf bulunmaz.

-Romanlarında konuları daha çok aydın çevreden seçer.

-Halit Ziya’nın romanlarında ilk dönem Osmanlı romanlarındaki ahlakçı ve toplumsal konular yoktur. Zaten devrin siyasi şartları böyle  konuların işlenmelerine müsait değildir. Bu nedenle Servet-i fünun romanı içine kapanık, karamsar, kişisel trajedileri işleyen bir roman haline gelir.

 -Romanları daha çok ev içi ya da salon romanlarıdır. Yani dar mekanları kullanır. Zaten psikolojik tahlil ağırlıklı, insanlar arasındaki duygu ve düşünce farklılıklarına dayanan roman vakalarının geniş mekanlara ihtiyacı yoktur.

-Romanlarında maddi imkan - maddi imkansızlık ve
iç – dış veya ev – sokak çatışması vardır.

-Yazar eski Türk ailelerinde ki otoriter baba modelinin yerine idealize edilmiş bir baba vardır. Sefile romanı hariç romanlarında kendisini kızına adayan babalar vardır.

-Halit Ziya edebiyatımızın hikaye türünde de batılı anlamda öncüdür. Hikayenin bir tür olarak yerleşmesinde, tutunmasında, benimsenmesinde en çok emeği geçen yazarımızdır.

 -Hikayelerinin çoğunun konusu anılarına ve kendi yaşamına dayanır.

-Hikayelerinin başlıca konuları şunlardır: Sevgi, kıskançlık, karı-koca geçimsizliği, mutsuzluk, hastalık, yoksulluk, geçim sıkıntısı, çocuk sevgisi, yurt özlemi, ulusal duygu, savaşların olumsuz etkileri, ruhsal bunalımlar.

-İstanbul hayatı kadar İzmir hayatını da Türk hikayesinde aksettirmeyi başarır.

 -Hikayelerinde en çok mutsuzluk sorunu üzerine durur. O yaşamın çekilmez bir yük olduğuna inandığı için hikayeleri bir mutsuzluk tablosu gibidir.

-Hikayelerinin kahramanlarını; yalnız salonlardan değil halk içinden, mahalle içinden, çeşitli Türk aileleri içinden, küçük memur hayatından, sokaktan ve köyden seçmiş, milli ve mahalli hikayeciliğimiz adına önemli adımlar atmıştır.

-Bitirilmemiş izlenimi uyandıran tek hikayesi yoktur.

-Hikayelerindeki dili ve üslubu, romanlarına nispetle daha sade, tabi ve oldukça canlıdır.

 -Roman ve hikayeleri her zaman yapı bakımından çok sağlamdır. Bu bakımdan edebiyatımızdaki ilk mükemmel hikaye ve romanlardır.

-Hayatının son dönemlerinde eserlerinin dilini sadeleştirerek yayınlamaya başlar. Bu onun dil konusundaki görüşlerinde değişikliklerin olduğunu gösterir.

-Halit Ziya mensur şiir alanında da eser vermiştir. Bu şiirleri MENSUR ŞİİRLER ve MEZARDAN SESLER adlı kitaplarında bir araya  toplar. Bu şiirlerde daha çok hayattan nefret duygusunu yansıtır.

 -Hayatının son dönemlerinde yazdığı üç tane hatıra kitabı vardır. Kırk Yıl’da kırk yaşına kadarki hatıralarını, Saray ve Ötesi’nde mabeyn katipliği zamanındaki hatıralarını, Bir Acı Hikaye’de ise intihar eden oğlu Halil Vedad için çektiği acıları anlatır.

-Kenarda Kalmış ve Sanata Dair adlı kitaplarında değişik yerlerde yayınlanmış makalelerini bir araya getirir.

-Halit Ziya yazı hayatına değişik fenni yazılar çevirerek başlar. Bu fenni yazılar dışında edebiyat tarihi kitaplarıda vardır.

-Halit Ziya ayrıca Tiyatro da  yazmıştır. Bunlar; Fürüzan, Fare, Kabus’dur. Tiyatrolarına genel bir açıdan bakıldığında bütün tiyatrolarında ele alınan konular ve konuların işleniş tarzı bakımından romanlarına benzer.

Alıntıdır.............

Karacaoğlan

Hayatı

Doğumu ve ölümü hakkında kesin bir bilgi yoktur; fakat 16.yy da yaşadığını şiirlerinde çıkarabiliriz.
Halk edebiyatının en önemli saz şairlerinden birisidir.
Hayatı hakkında kesin bilgiler yokturdur. Yapılan araştırmalarda Adana’da doğduğu bilinmektedir.

Şiirlerinde yer adlarından sıkça bahsetmekte, şiirlerinde bu yörelerin özelliklerinden bahsetmekte ve şiirlerinde yöresel kıyafetler mecazlar halk deyimlerini sıkça kullanılmıştır.
Özellikle Toros Dağlarında uzunca yaşadığını şiirlerinden anlamak mümkündür.
Şiirlerinden hareketle; Ankara, Kayseri, Adana, Konya, Diyarbakır, Mardin, Rumeli Mısır, Halep, Trablusgarp gibi yerleri gezdiği anlaşılmaktadır.
Karacaoğlan lirik şiirler yazmıştır.
Karacaoğlan bir aşk şairidir. Gördüğü güzelleri en güzel  şekilde tasvir edip doğa kır, hayat sevinci, aşk, gurbet, özlem gibi temaları sıkça işlemiştir.

Yaşadığı çevrenin deyimlerini ve şivesini sık sık şiirlerinde kullanmıştır.
Şiirlerini hece ölçüsü ile yazan Karacaoğlan şiirlerinde sade bir dil kullanmıştır.
İstanbul ve saraylarda halkın beğeni ile dinlediği divan şiirine inat halk şiirini savunarak geniş kitler tarafından şiirleri dilden dile aktarılmıştır.
Günümüzde şiirlerinin birçoğu türkü formatında çalınıp söylenmektedir.

Ala Gözlerini Sevdiğim Dilber

Ala gözlerini sevdiğim dilber
Sana bir tenhada sözüm var benim
Kumaş yüküm dost köyüne çezildi
Bİr zülfü siyaha nazım var benim

Ak ellere al kınalar yakınır
Ala göze siyah sürme çekinir
Dostu olan dost yoluna bakınır
Dosta giden yolda izim var benim

Yiğit olan gizli sırrı bildirmez
Güzel olan gül benzini soldurmaz
Her olur olmaza meyil aldırmaz
Bir şahan avlar da bazım var benim

Karac'oglan derki konanlar göçmez
Bu ayrılık bizlen arasın açmaz
Bir kötü gönlüm var güzelden geçmez
Ne güzele doymaz gözüm var benim

Çıkıp Yücesine Seyran Eyledim 

Çıkıp yücesine seyran eyledim
Gördüm ak kuğulu göller perişan
Bir firkat geldi de durdum ağladım
Öpüp kokladığım güller perişan
Hayal hayal oldu karşımda dağlar
Eşinden ayrılan ah çeker ağlar
Dökülmüş yapraklar bozulmuş bağlar
Bülbülün konduğu dallar perişan
Yıkılmış dilberin mamur illeri
Susmuş bülbüllerin her dem dilleri
Dağılmış sümbülü solmuş gülleri
Yüzüne dökülmüş teller perişan
Karac'oğlan der ki top avlamadım
Arap ata binip boyalatamadım
Küstürdüm dilberi hoylatamadım
Dilberi küstüren diller perişan

20. yy Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatı Sanatçıları

Şehriyar


  • 1906' da doğdu 1988' vefat etti.
  • En meşhur ve ses getiren eseri; "Heyder Babaya Selam" dır.
  • Muharrem Ergin gibi araştırmacılar onun eserleri, edebi kişiliği hakkında çeşitli çalışmalarda bulunmuşlardır.

Bahtiyar Vahapzade

  • 1925'te doğru, 2009'da vefat etti.
  • Şiirde aruz ve hece ölçüsünü kullandı.
  • Ağırlıklı olarak hece ölçüsünü tercih etmiştir.
  • Şiirlerinde işlediği başlıca temalar; vatan, millet, özgürlük, dil, aşk, ülkü
  • Başlıca Eserleri; Çınar, Don Yeri, Menim Dostlarım.

Cengiz Aytmatov


  • 1928'de doğdu, 2008' de vefat etti.
  • Kırgız kültürünün önemli yansıtıcısıdır.
  • İşlediği başlıca konular; Zulüm, haksızlık, aşk, doğa,savaş karşıtlığı (Toprak Ana eserinde bu savaş karşıtlığını açıkca görmekteyiz.), bozkır.
  • Başlıca Eserleri; Cemile, Selvi Boylum Al Yazmalım, Toprak Ana, Gün Olur Asra Bedel, Dişi Kurdun Rüyası, Cengiz Hana Küsen Bulut.


Cengiz Dağcı


  • 1919'da doğdu, 2011'de vefat etti.
  • Kırımlı soydaşlarının yaşadıkları sıkıntılar, acılar eserlerinin ana temasını oluşturur.
  • Romanları otobiyografik özellik taşır.
  • Tatarca şiirler yazdı.
  • Başlıca Eserleri; Yurdunu Kaybeden Adam, Savaş Yılları, O Topraklar Bizimdi

Ahmet Muhip Dıranas (1909 - 1980)

XIX. yüzyıl Fransız şairlerinden Baudelaire, Rimbaud çizgisi üzerinde, değişik hece ölçülerini uygulamada, yeni teknikler arayarak yapısal güzellikleri ön plana aldı. Şiirlerinde evren ve doğa karşısında değişik bireysel durumları, izlenimi çok aşan derinlikler içinde, değişik benzeti dünyaları çizerek, lirizmden bir şey yitirmeden yansıtmayı başarır. Onun şiirlerinde Ahmet Hamdi Tanpınar ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in etkisi görülür.
Şiirlerinde ses uyumuna ve biçim güzelliğine önem vermiş, kendine göre yeni bir şiir dili oluşturmaya çalışmıştır. Biçim onun şiirlerinde vazgeçilmez öğedir. Oyunlarında düş ile gerçeği, bugün ile geçmişi şiirsel bir dille anlatmıştır.

Toplumsal konulardan, günün sorunlarından çok duyguların sonsuzluğuna yönelmiştir. Onun şiirlerinde aşk önemli bir yer tutar. Şiirlerinde ayrıca doğayı, ölüm ve anıları anlatmıştır.

ESERLERİ

ŞİİR:                                                                               
Şiirler (1974)
Kırık Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikret’in şiirleri) 1975
Şiirler (yaşam öyküsünü de içeren bir incelemeyle birlikte 1982)
OYUN:
Gölgeler (1947)
Çıkmaz (O Böyle İstemezdi’nin ilk yazımı)
O Böyle İstemezdi (1948)
Oyunlar (Gölgeler ve Çıkmaz bir arada) (1977)

           FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar
Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen fahriye abla
Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede
Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede
Bahçende akasyalar açardı baharla
Ne şirin komşumuzdun fahriye abla
Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin
Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
Ne çapkın komşumuzdun sen fahriye abla
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya
Bilmem şimdi hala bu ilk kocanda mısın
Hala dağları karlı Erzincan’da mısın
Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
Hatırada kalan şeyler değişmez zamanla
Ne vefalı komşumuzdun sen Fahriye abla
Ahmet Muhip DIRANAS

Voltaire (Françola Marie Arout)

-1694’te Paris’te doğan Voltaire, 1778’de yine doğduğu yer olan Paris’te öldü.
-Fransız edebiyatının en önemli isimlerindendir.
-Cizvit Kolejinde eğitim gördü.
-Küçük yaşta annesi öldü ve bu onun ileriki yaşamında etkileyici bir olaydı.
-Hayatının büyük bir bölümünü o çok sevdiği şehir olan Paris dışında geçirmek zorunda kaldı. Özgür düşünceye verdiği önem ve haksızlıklara karşı susmayışı her zaman başını ağrıttı.
-Paris’e dönüşünde büyük bir törenle karşılanarak onure edildi.
-Çok üretken ve çok yönlü bir yazar olan Volteire edebiyatın birçok alanında eserler verdi.
-Hikâye, roman, tiyatro, mektup, eleştiri, tarih, felsefe alanında eserler yazdı.
-Düşünce özgürlüğünü her sözde dile getiren Voltaire Geleneklerden hareketle değil akıl ve vicdan süzgeci içerinde hayatı değerlendirdi.
-Döneminde çok sayıda kişini ağır eleştirilerine maruz kalsa da tarih onun haklılığı günümüzde göstermektedir.
-Tarih nesrinin ilk örneklerini vermişti.
-Dilindeki akıcılık ve olayları anlatmadaki üslubu onun çok okunan ve anlanan bir yazar olmasında önemli bir etkendir.
-Akılcı düşüncesi ve bağnazlıklara karşı savaşı ile her şeyi göze alarak her zaman baskıcı yönetimlere karşı çıktı.
-Eserlerinin hemen hemen hepsinde felsefi bir yaklaşım görmek mümkündür.
-Çağının ve günümüzün en çok okunan yazarlarından olan Voltaire Çağının ve günümüz edebiyatında birçok yazar ve düşünce adamını etkilemiştir.

Başlıca Eserleri:

Şiir:Henriade
Tiyatro: Oedipe, Brutus, Zaire, Merope
Roman: Zadig, Candide
Tarih: 12.Charles Tarihi, 14.Loise Asrı
Felsefe: Felsefe Mektupları, Feklsefe Sözlüğü, Milletlerin Töre ve Ruhuna Dair Denemeler